| يُقِيمُونَ: -doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَيُؤْتُونَ: ve verirler
| الزَّكَاةَ: zekatı
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| هُمْ: onlar
| يُوقِنُونَ: kesin olarak inanırlar
| (31:4)
| عَلَىٰ: üzerindedirler
| هُدًى: doğru bir yol
| مِنْ: tarafından
| رَبِّهِمْ: Rableri
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlar
| الْمُفْلِحُونَ: umduklarına ereceklerdir
| (31:5)
| النَّاسِ: insanlardan
| مَنْ: kimi
| يَشْتَرِي: satın alır
| لَهْوَ: boş
| الْحَدِيثِ: hadisi (sözü)
| لِيُضِلَّ: saptırmak için
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah'ın
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| عِلْمٍ: bilgisi
| وَيَتَّخِذَهَا: ve onu edinmek için
| هُزُوًا: alay konusu
| أُولَٰئِكَ: işte
| لَهُمْ: onlara vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| مُهِينٌ: küçük düşürücü
| (31:6)
| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِ: ona
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| وَلَّىٰ: sırtını döner
| مُسْتَكْبِرًا: büyüklük taslayarak
| كَأَنْ: sanki
| لَمْ:
| يَسْمَعْهَا: onları hiç işitmemiş
| كَأَنَّ: sanki
| فِي:
| أُذُنَيْهِ: kulaklarında
| وَقْرًا: ağırlık varmış
| فَبَشِّرْهُ: ona müjdele
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acıklı
| (31:7)
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan(lara)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlara
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| لَهُمْ: onlara vardır
| جَنَّاتُ: cennetler
| النَّعِيمِ: ni'meti bol
| (31:8)
| فِيهَا: orada
| وَعْدَ: va'didir
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقًّا: gerçek
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (31:9)
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| بِغَيْرِ: olmadan
| عَمَدٍ: bir direk
| تَرَوْنَهَا: görebildiğiniz
| وَأَلْقَىٰ: ve attı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yere
| رَوَاسِيَ: sağlam ve yüksek dağlar
| أَنْ: diye
| تَمِيدَ: sarsar
| بِكُمْ: sizi
| وَبَثَّ: ve yaydı
| فِيهَا: orada
| مِنْ:
| كُلِّ: her çeşit
| دَابَّةٍ: canlıyı
| وَأَنْزَلْنَا: ve indirdik
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| فَأَنْبَتْنَا: ve bitirdik
| فِيهَا: orada
| مِنْ: -ten
| كُلِّ: her
| زَوْجٍ: çift-
| كَرِيمٍ: güzel (bitkiler)
| (31:10)
| خَلْقُ: yarattıklarıdır
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَأَرُونِي: gösterin bana
| مَاذَا: ne?
| خَلَقَ: yarattı
| الَّذِينَ: kimseler
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| بَلِ: doğrusu
| الظَّالِمُونَ: o zalimler
| فِي: içindedirler
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: açık
| (31:11)
| اتَيْنَا: biz verdik
| لُقْمَانَ: Lokman'a
| الْحِكْمَةَ: hikmet
| أَنِ: için
| اشْكُرْ: şükretmesi
| لِلَّهِ: Allah'a
| وَمَنْ: ve kim
| يَشْكُرْ: şükrederse
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَشْكُرُ: şükreder
| لِنَفْسِهِ: kendisi için
| وَمَنْ: ve kim
| كَفَرَ: inkar ederse
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| غَنِيٌّ: zengindir
| حَمِيدٌ: övülmüştür
| (31:12)
| قَالَ: demişti ki
| لُقْمَانُ: Lokman
| لِابْنِهِ: oğluna
| وَهُوَ: O
| يَعِظُهُ: öğüt vererek
| يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| لَا: asla
| تُشْرِكْ: ortak koşma
| بِاللَّهِ: Allah'a
| إِنَّ: çünkü
| الشِّرْكَ: ortak koşmak
| لَظُلْمٌ: bir zulümdür
| عَظِيمٌ: büyük
| (31:13)
| الْإِنْسَانَ: insana
| بِوَالِدَيْهِ: ana babasını
| حَمَلَتْهُ: onu taşımıştır
| أُمُّهُ: anası
| وَهْنًا: zayıflık
| عَلَىٰ: üstüne
| وَهْنٍ: zayıflıkla
| وَفِصَالُهُ: ve onun sütten kesilmesi
| فِي: içindedir
| عَامَيْنِ: iki yıl
| أَنِ: ki
| اشْكُرْ: şükret
| لِي: bana
| وَلِوَالِدَيْكَ: ve anana-babana
| إِلَيَّ: banadır
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (31:14)
| جَاهَدَاكَ: seni zorlarlarsa
| عَلَىٰ: için
| أَنْ:
| تُشْرِكَ: ortak koşman
| بِي: bana
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| لَكَ: senin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgin
| فَلَا: asla
| تُطِعْهُمَا: onlara ita'at etme
| وَصَاحِبْهُمَا: ve onlarla geçin
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| مَعْرُوفًا: iyilikle
| وَاتَّبِعْ: ve uy
| سَبِيلَ: yoluna
| مَنْ: kimsenin
| أَنَابَ: yönelen
| إِلَيَّ: bana
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيَّ: banadır
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşünüz
| فَأُنَبِّئُكُمْ: size haber vereceğim
| بِمَا: şeyleri
| كُنْتُمْ: olduklarnız
| تَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (31:15)
| بَنِي: Çocukları
| إِنَّهَا: onlar
| إِنْ: eğer
| تَكُ: bir şey olsa
| مِثْقَالَ: ağırlığınca
| حَبَّةٍ: danesi
| مِنْ:
| خَرْدَلٍ: hardal
| فَتَكُنْ: ve bulunsa
| فِي: -nın içinde
| صَخْرَةٍ: bir kaya-
| أَوْ: veya
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| أَوْ: veya
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| يَأْتِ: mutlaka getirir
| بِهَا: onu
| اللَّهُ: Allah
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| لَطِيفٌ: latiftir
| خَبِيرٌ: haber alır
| (31:16)
| بَنِي: Çocuğum
| أَقِمِ: -doğrul
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَأْمُرْ: ve emret
| بِالْمَعْرُوفِ: iyilikle
| وَانْهَ: ve vazgeçir
| عَنِ: -ten
| الْمُنْكَرِ: kötülük-
| وَاصْبِرْ: ve sabret
| عَلَىٰ: başına
| مَا: ne
| أَصَابَكَ: geldiyse
| إِنَّ: çünkü
| ذَٰلِكَ: bunlar
| مِنْ:
| عَزْمِ: yapılması gereken
| الْأُمُورِ: işlerdendir
| (31:17)
| تُصَعِّرْ: çevirne
| خَدَّكَ: yüzünü
| لِلنَّاسِ: insanlardan
| وَلَا: ve
| تَمْشِ: yürüme
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مَرَحًا: böbürlenerek
| إِنَّ: zira
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| كُلَّ: hepsini
| مُخْتَالٍ: kendini beğenenleri
| فَخُورٍ: övünenleri
| (31:18)
| فِي:
| مَشْيِكَ: yürüyüşünde
| وَاغْضُضْ: ve kıs
| مِنْ:
| صَوْتِكَ: sesini
| إِنَّ: çünkü
| أَنْكَرَ: en çirkini
| الْأَصْوَاتِ: seslerin
| لَصَوْتُ: sesidir
| الْحَمِيرِ: eşeklerin
| (31:19)
| تَرَوْا: görmediniz mi?
| أَنَّ: elbette
| اللَّهَ: Allah
| سَخَّرَ: boyun eğdirdi
| لَكُمْ: size
| مَا: bulunanları
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَمَا: ve bulunanları
| فِي:
| الْأَرْضِ: ve yerde
| وَأَسْبَغَ: ve bol bol verdi
| عَلَيْكُمْ: size
| نِعَمَهُ: ni'metlerini
| ظَاهِرَةً: görünür
| وَبَاطِنَةً: ve gizli
| وَمِنَ: ve
| النَّاسِ: insanlardan
| مَنْ: kimi var ki
| يُجَادِلُ: tartışır (durur)
| فِي: hakkında
| اللَّهِ: Allah
| بِغَيْرِ: olmadan
| عِلْمٍ: bilgisi
| وَلَا: ve olmadan
| هُدًى: yol göstereni
| وَلَا: ve olmadan
| كِتَابٍ: bir Kitabı
| مُنِيرٍ: aydınlatıcı
| (31:20)
| قِيلَ: dense
| لَهُمُ: onlara
| اتَّبِعُوا: uyun
| مَا:
| أَنْزَلَ: indirdiğine
| اللَّهُ: Allah'ın
| قَالُوا: derler
| بَلْ: hayır
| نَتَّبِعُ: biz uyarız
| مَا: şeye
| وَجَدْنَا: bulduğumuz
| عَلَيْهِ: üzerinde
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| أَوَلَوْ: şayet
| كَانَ: olsa da mı?
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| يَدْعُوهُمْ: onları çağırmış
| إِلَىٰ:
| عَذَابِ: azabına
| السَّعِيرِ: alevli ateşin
| (31:21)
| يُسْلِمْ: teslim ederse
| وَجْهَهُ: yüzünü
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| وَهُوَ: ve o
| مُحْسِنٌ: güzel davranarak
| فَقَدِ: elbette
| اسْتَمْسَكَ: o yapışmıştır
| بِالْعُرْوَةِ: kulpa
| الْوُثْقَىٰ: en sağlam
| وَإِلَى: ve döner
| اللَّهِ: Allah'a
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْأُمُورِ: işlerin
| (31:22)
| كَفَرَ: inkar ederse
| فَلَا:
| يَحْزُنْكَ: seni üzmesin
| كُفْرُهُ: onun inkarı
| إِلَيْنَا: sonunda bizedir
| مَرْجِعُهُمْ: onların dönüşleri
| فَنُنَبِّئُهُمْ: ve kendilerine haber veririz
| بِمَا: şeyleri
| عَمِلُوا: yaptıkları
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
| (31:23)
| قَلِيلًا: biraz
| ثُمَّ: sonra
| نَضْطَرُّهُمْ: süreriz
| إِلَىٰ:
| عَذَابٍ: bir azaba
| غَلِيظٍ: kaba
| (31:24)
| سَأَلْتَهُمْ: onlara sorsan
| مَنْ: kim?
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| لَيَقُولُنَّ: mutlaka derler
| اللَّهُ: Allah
| قُلِ: de ki
| الْحَمْدُ: hamd
| لِلَّهِ: Allah'a layıktır
| بَلْ: hayır
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (31:25)
| مَا: ne varsa
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: işte O'dur
| الْغَنِيُّ: zengin
| الْحَمِيدُ: övülen
| (31:26)
| أَنَّمَا: her ne
| فِي: bulunan
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مِنْ:
| شَجَرَةٍ: ağaçlar
| أَقْلَامٌ: kalem
| وَالْبَحْرُ: ve deniz (mürekkep)
| يَمُدُّهُ: ona katılsa
| مِنْ:
| بَعْدِهِ: arkasından
| سَبْعَةُ: yedi
| أَبْحُرٍ: deniz (daha)
| مَا:
| نَفِدَتْ: yine tükenmez
| كَلِمَاتُ: kelimeleri
| اللَّهِ: Allah'ın
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَزِيزٌ: üstündür
| حَكِيمٌ: hikmet sahibidir
| (31:27)
| خَلْقُكُمْ: sizin yaratılmanız
| وَلَا: ve değildir
| بَعْثُكُمْ: diriltilmeniz
| إِلَّا: başka bir şey
| كَنَفْسٍ: kişi(nin yaratılmasından)
| وَاحِدَةٍ: bir tek
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| بَصِيرٌ: görendir
| (31:28)
| تَرَ: görmedin mi
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُولِجُ: sokuyor
| اللَّيْلَ: geceyi
| فِي: içine
| النَّهَارِ: gündüzün
| وَيُولِجُ: ve sokuyor
| النَّهَارَ: gündüzü
| فِي: içine
| اللَّيْلِ: gecenin
| وَسَخَّرَ: ve emrine boyun eğdirmiştir
| الشَّمْسَ: güneşi
| وَالْقَمَرَ: ve ayı
| كُلٌّ: her biri
| يَجْرِي: akıp gider
| إِلَىٰ: kadar
| أَجَلٍ: bir süreye
| مُسَمًّى: belli
| وَأَنَّ: ve elbette
| اللَّهَ: Allah
| بِمَا:
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınızı
| خَبِيرٌ: haber almaktadır
| (31:29)
| بِأَنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: O
| الْحَقُّ: haktır
| وَأَنَّ: ve elbette
| مَا:
| يَدْعُونَ: yalvardıkları
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| الْبَاطِلُ: batıldır
| وَأَنَّ: ve gerçekten
| اللَّهَ: Allah'tır
| هُوَ: O
| الْعَلِيُّ: ulu
| الْكَبِيرُ: ve büyük
| (31:30)
| تَرَ: görmedin mi?
| أَنَّ: ki
| الْفُلْكَ: gemiler
| تَجْرِي: gidiyor
| فِي:
| الْبَحْرِ: denizde
| بِنِعْمَتِ: ni'metiyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| لِيُرِيَكُمْ: size göstersin diye
| مِنْ: bir kısım
| ايَاتِهِ: ayetlerini
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِكُلِّ: herkes için
| صَبَّارٍ: sabreden
| شَكُورٍ: şükreden
| (31:31)
| غَشِيَهُمْ: onları sardığı
| مَوْجٌ: dalga(lar)
| كَالظُّلَلِ: gölgeler gibi
| دَعَوُا: yalvarırlar
| اللَّهَ: Allah'a
| مُخْلِصِينَ: yalnız has kılarak
| لَهُ: O'na
| الدِّينَ: dini
| فَلَمَّا: fakat o zaman
| نَجَّاهُمْ: onları kurtarınca
| إِلَى:
| الْبَرِّ: karaya çıkarıp
| فَمِنْهُمْ: içlerinden bir kısmı
| مُقْتَصِدٌ: orta yolu tutar
| وَمَا: zaten
| يَجْحَدُ: inkar etmez
| بِايَاتِنَا: bizim ayetlerimizi
| إِلَّا: başkası
| كُلُّ: her
| خَتَّارٍ: gaddarlardan
| كَفُورٍ: inkarcıdan
| (31:32)
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| اتَّقُوا: korkun
| رَبَّكُمْ: Rabbinizden
| وَاخْشَوْا: ve çekinin
| يَوْمًا: günden (ki)
| لَا:
| يَجْزِي: ödeyemez
| وَالِدٌ: baba
| عَنْ:
| وَلَدِهِ: çocuğunun
| وَلَا: değildir
| مَوْلُودٌ: çocuk da
| هُوَ: o
| جَازٍ: ödeyecek
| عَنْ: için
| وَالِدِهِ: babası
| شَيْئًا: bir şey
| إِنَّ: şüphesiz
| وَعْدَ: va'di
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقٌّ: gerçektir
| فَلَا: asla
| تَغُرَّنَّكُمُ: sizi aldatmasın
| الْحَيَاةُ: hayatı
| الدُّنْيَا: dünya
| وَلَا: ve asla
| يَغُرَّنَّكُمْ: sizi aldatmasın
| بِاللَّهِ: Allah hakkında
| الْغَرُورُ: aldatıcı (şeytan)
| (31:33)
| اللَّهَ: Allah
| عِنْدَهُ: O'nun yanındadır
| عِلْمُ: bilgisi
| السَّاعَةِ: sa'atin
| وَيُنَزِّلُ: ve O yağdırır
| الْغَيْثَ: yağmuru
| وَيَعْلَمُ: ve bilir
| مَا: olanı
| فِي:
| الْأَرْحَامِ: rahimlerde
| وَمَا: ve
| تَدْرِي: bilmez
| نَفْسٌ: hiç kimse
| مَاذَا: ne
| تَكْسِبُ: kazanacağını
| غَدًا: yarın
| وَمَا: ve
| تَدْرِي: bilmez
| نَفْسٌ: hiç kimse
| بِأَيِّ: hangi
| أَرْضٍ: yerde
| تَمُوتُ: öleceğini
| إِنَّ: şüphesiz yalnız
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| خَبِيرٌ: haberi olandır
| (31:34)