| lillahi: Allah'ı
| mā: bulunanlar
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve bulunanlar
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve huve: ve O
| l-ǎzīzu: üstündür
| l-Hakīmu: hüküm ve hikmet sahibidir
| (59:1)
| lleƶī:
| eḣrace: çıkaran
| elleƶīne: kimseleri
| keferū: inkar eden(leri)
| min: -nden
| ehli: sahipleri-
| l-kitābi: kitap
| min: -ndan
| diyārihim: yurtları-
| lievveli: ilk
| l-Haşri: haşirde
| mā:
| Zenentum: siz sanmamıştınız
| en:
| yeḣrucū: onların çıkacaklarını
| ve Zennū: onlar da sanmışlardı
| ennehum: kendilerini
| māniǎtuhum: koruyacağını
| HuSūnuhum: kalelerinin
| mine: -tan
| llahi: Allah-
| feetāhumu: fakat onlara geldi
| llahu: Allah
| min: -den
| Hayṧu: yer-
| lem:
| yeHtesibū: ummadıkları
| ve ḳaƶefe: ve saldı
| fī: içine
| ḳulūbihimu: yürekleri
| r-ruǎ'be: korku
| yuḣribūne: harap ediyorlardı
| buyūtehum: evlerini
| bieydīhim: kendi elleriyle
| ve eydī: ve elleriyle
| l-mu'minīne: mü'minlerin
| feǎ'tebirū: ibret alın
| yā: EY/HEY/AH
| ūlī: sahipleri
| l-ebSāri: akıl
| (59:2)
| en:
| ketebe: yazmış
| llahu: Allah
| ǎleyhimu: onlara
| l-celā'e: sürgünü
| leǎƶƶebehum: mutlaka onlara azabederdi
| fī:
| d-dunyā: dünyada
| ve lehum: ve Onların
| fī:
| l-āḣirati: ahirette de
| ǎƶābu: azabı
| n-nāri: ateş
| (59:3)
| biennehum: onların sebebiyledir
| şāḳḳū: karşı gelmeleri
| llahe: Allah'a
| ve rasūlehu: ve Elçisine
| ve men: ve kim
| yuşāḳḳi: karşı gelirse
| llahe: Allah'a
| feinne: şüphesiz
| llahe: Allah'ın
| şedīdu: çetindir
| l-ǐḳābi: azabı
| (59:4)
| ḳaTaǎ'tum: kesmeniz
| min:
| līnetin: bir hurma ağacını
| ev: yahut
| teraktumūhā: onu bırakmanız
| ḳāimeten: dikili
| ǎlā: üzerinde
| uSūlihā: kökleri
| febiiƶni: hep izniyledir
| llahi: Allah'ın
| veliyuḣziye: ve cezalandırması içindir
| l-fāsiḳīne: yoldan çıkanları
| (59:5)
| efā'e: verdiği
| llahu: Allah'ın
| ǎlā:
| rasūlihi: Elçisine
| minhum: onlardan (ganimetlerden)
| femā:
| evceftum: siz sürmediniz
| ǎleyhi: onun üzerine
| min:
| ḣaylin: bir at
| ve lā: ve ne de
| rikābin: deve
| velākinne: fakat
| llahe: Allah
| yuselliTu: musallat eder
| rusulehu: elçilerini
| ǎlā: üzerine
| men: kimselerin
| yeşā'u: dilediği
| vallahu: Allah
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| şey'in: şey
| ḳadīrun: kadirdir
| (59:6)
| efā'e: verdikleri (ganimetler)
| llahu: Allah'ın
| ǎlā:
| rasūlihi: Elçisine
| min: -ndan
| ehli: halkı-
| l-ḳurā: o kent
| felillahi: Allah'a (aittir)
| velirrasūli: ve Elçiye
| veliƶī: ve olanlara
| l-ḳurbā: akraba
| velyetāmā: ve yetimlere
| velmesākīni: ve yoksullara
| vebni: ve yolcuya
| s-sebīli: ve yolcuya
| key: ta ki
| lā:
| yekūne: olmasın
| dūleten: dolaşan bir şey
| beyne: arasında
| l-eğniyā'i: zenginler
| minkum: içinizden
| ve mā: ne ki
| ātākumu: size verdi
| r-rasūlu: Elçi
| feḣuƶūhu: onu alın
| ve mā: ve ne ki
| nehākum: size yasakladı
| ǎnhu: ondan
| fentehū: sakının
| vetteḳū: ve korkun
| llahe: Allah'tan
| inne: çünkü
| llahe: Allah'ın
| şedīdu: şiddetlidir
| l-ǐḳābi: azabı
| (59:7)
| l-muhācirīne: hicret eden
| elleƶīne:
| uḣricū: çıkarılan
| min: -ndan
| diyārihim: yurtları-
| ve emvālihim: ve mallarından
| yebteğūne: ararlar
| feDlen: bir lutuf
| mine: -dan
| llahi: Allah-
| ve riDvānen: ve rızasını
| ve yenSurūne: ve yardım ederler
| llahe: Allah'a
| ve rasūlehu: ve Elçisine
| ulāike: işte
| humu: onlardır
| S-Sādiḳūne: doğru olanlar
| (59:8)
| tebevve'ū: yerleşen(ler)
| d-dāra: o yurda (Medine'ye)
| vel'īmāne: ve imana (sarılanlar)
| min:
| ḳablihim: onlardan önce
| yuHibbūne: severler
| men: kimseleri
| hācera: hicret eden(leri)
| ileyhim: kendilerine
| ve lā: ve
| yecidūne: bulmazlar
| fī:
| Sudūrihim: göğüslerinde
| Hāceten: bir ihtiyaç
| mimmā: ötürü
| ūtū: onlara verilelerden
| veyu'ṧirūne: ve tercih ederler
| ǎlā:
| enfusihim: öz canlarına
| velev: dahi
| kāne: olsa
| bihim: kendilerinin
| ḣaSāSatun: ihtiyaçları
| ve men: ve kim
| yūḳa: korunursa
| şuHHa: cimriliğinden
| nefsihi: nefsinin
| feulāike: işte
| humu: onlar
| l-mufliHūne: başarıya erenlerdir
| (59:9)
| cā'ū: gelen(ler)
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonra
| yeḳūlūne: derler ki
| rabbenā: Rabbimiz
| ğfir: bağışla
| lenā: bizi
| veliiḣvāninā: ve kardeşlerimizi
| elleƶīne:
| sebeḳūnā: bizden önce
| bil-īmāni: inanmış olan
| ve lā: ve
| tec'ǎl: bırakma
| fī:
| ḳulūbinā: kalblerimizde
| ğillen: bir kin
| lilleƶīne: karşı
| āmenū: inananlara
| rabbenā: Rabbimiz
| inneke: elbette sen
| ra'ūfun: çok şefkatli
| raHīmun: çok merhametlisin
| (59:10)
| tera: görmedin mi?
| ilā:
| elleƶīne: kimseleri
| nāfeḳū: iki yüzlülük eden
| yeḳūlūne: derler
| liiḣvānihimu: kardeşlerine
| elleƶīne:
| keferū: inkar eden
| min: -nden
| ehli: ehli-
| l-kitābi: kitap
| lein: eğer
| uḣrictum: siz çıkarılırsanız
| leneḣrucenne: mutlaka biz de çıkarız
| meǎkum: sizinle beraber
| ve lā: ve
| nuTīǔ: ita'at etmeyiz
| fīkum: sizin aleyhinize
| eHaden: hiç kimseye
| ebeden: asla
| ve in: ve şayet
| ḳūtiltum: sizinle savaşılırsa
| lenenSurannekum: mutlaka size yardım ederiz
| vallahu: ve Allah
| yeşhedu: şahidlik eder
| innehum: onların
| lekāƶibūne: yalancı olduklarına
| (59:11)
| uḣricū: onlar çıkarılsalar
| lā:
| yeḣrucūne: çıkmazlar
| meǎhum: onlarla beraber
| velein: ve eğer
| ḳūtilū: onlarla savaşılsa
| lā:
| yenSurūnehum: onlara yardım etmezler
| velein: ve eğer
| neSarūhum: yardım etseler bile
| leyuvellunne: dönüp kaçarlar
| l-edbāra: arkalar(ın)a
| ṧumme: sonra
| lā:
| yunSarūne: kendilerine de yardım edilmez
| (59:12)
| eşeddu: fazladır
| rahbeten: korkunuz
| fī:
| Sudūrihim: onların kalblerinde
| mine: -ınkinden
| llahi: Allah-
| ƶālike: böyledir
| biennehum: çünkü onlar
| ḳavmun: bir topluluktur
| lā:
| yefḳahūne: anlamaz
| (59:13)
| yuḳātilūnekum: onlar sizinle savaşamazlar
| cemīǎn: toplu olarak
| illā: ancak (savaşırlar)
| fī: içinde
| ḳuran: kaleler
| muHaSSanetin: müstahkem
| ev: yahut
| min: -ndan
| verā'i: ardı-
| cudurin: duvarların
| be'suhum: onların çekişmeleri
| beynehum: kendi aralarında
| şedīdun: şiddetli
| teHsebuhum: sen onları sanırsın
| cemīǎn: toplu
| veḳulūbuhum: ama kalbleri
| şettā: dağınıktır
| ƶālike: öyledir
| biennehum: çünkü onlar
| ḳavmun: bir topluluktur
| lā:
| yeǎ'ḳilūne: düşünmez
| (59:14)
| elleƶīne: kimselerin
| min:
| ḳablihim: kendilerinden önceki
| ḳarīben: yakın zaman
| ƶāḳū: tadmışlardır
| vebāle: vebalini
| emrihim: yaptıklarının
| ve lehum: ve Onların
| ǎƶābun: bir azab
| elīmun: acıklı
| (59:15)
| ş-şeyTāni: şeytanın
| iƶ: hani
| ḳāle: demişti
| lilinsāni: insana
| kfur: inkar et
| felemmā: zaman da
| kefera: inkar ettiği
| ḳāle: demişti
| innī: şüphesiz ben
| berī'un: uzağım
| minke: seden
| innī: elbette ben
| eḣāfu: korkarım
| llahe: Allah'tan
| rabbe: Rabbi
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (59:16)
| ǎāḳibetehumā: sonları
| ennehumā: ikisinin de
| fī:
| n-nāri: ateşte kalmaları
| ḣālideyni: ebedi olarak
| fīhā: orada
| ve ƶālike: ve budur
| cezā'u: cezası
| Z-Zālimīne: zalimlerin
| (59:17)
| eyyuhā: SİZ!
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| tteḳū: korkun
| llahe: Allah'tan
| veltenZur: ve baksın
| nefsun: kişi
| mā: ne
| ḳaddemet: gönderdiğine
| liğadin: yarın için
| vetteḳū: ve korkun
| llahe: Allah'tan
| inne: çünkü
| llahe: Allah
| ḣabīrun: bilmektedir
| bimā: şeyleri
| teǎ'melūne: yaptıklarınız
| (59:18)
| tekūnū: olmayın
| kālleƶīne: kimseler gibi
| nesū: unutanlar
| llahe: Allah'ı
| feensāhum: ve onlara unutturduğu
| enfusehum: kendi canlarını
| ulāike: işte
| humu: onlar
| l-fāsiḳūne: yoldan çıkanlardır
| (59:19)
| yestevī: eşit
| eSHābu: halkı
| n-nāri: ateş
| ve eSHābu: ve halkı
| l-cenneti: cennet
| eSHābu: halkı
| l-cenneti: cennet
| humu: onlar
| l-fāizūne: kurtulanlardır
| (59:20)
| enzelnā: biz indirseydik
| hāƶā: bu
| l-ḳurāne: Kur'an'ı
| ǎlā:
| cebelin: bir dağa
| leraeytehu: onu görürdün
| ḣāşiǎn: baş eğmiş
| muteSaddiǎn: parçalanmış
| min: -ndan
| ḣaşyeti: korkusu-
| llahi: Allah
| ve tilke: ve bu
| l-emṧālu: misalleri
| neDribuhā: anlatıyoruz
| linnāsi: insanlara
| leǎllehum: umulur ki
| yetefekkerūne: düşünürler
| (59:21)
| llahu: Allah'tır
| lleƶī: ki
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| ǎālimu: bilir
| l-ğaybi: görülmeyeni
| ve şşehādeti: ve görüleni
| huve: O
| r-raHmānu: Rahmân'dır (çok esirgeyen)
| r-raHīmu: Rahîm'dir (çok acıyan)
| (59:22)
| llahu: Allah'tır
| lleƶī: ki
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| l-meliku: Melik'tir (padişahtır)
| l-ḳuddūsu: Kuddûs'tür (mukaddes)
| s-selāmu: Selâm'dır (esenlik veren)
| l-mu'minu: Mü'min'dir (güvenlik veren)
| l-muheyminu: Müheymin'dir (kollayıp koruyan)
| l-ǎzīzu: Azîz'dir (üstün galib)
| l-cebbāru: Cebbâr'dır (istediğini zorla yaptıran)
| l-mutekebbiru: Mütekebbir'dir (çok ulud)
| subHāne: yücedir
| llahi: Allah
| ǎmmā:
| yuşrikūne: ortak koşmalarından
| (59:23)
| llahu: Allah
| l-ḣāliḳu: Hâlik'dir (yaratan)
| l-bāriu: Bâri'dir (var eden)
| l-muSavviru: Musavvir'dir (biçim veren)
| lehu: O'nundur
| l-esmā'u: isimler
| l-Husnā: en güzel
| yusebbiHu: tesbih ederler
| lehu: O'nu
| mā: bulunanlar
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| vel'erDi: ve yerde
| ve huve: ve O
| l-ǎzīzu: Azîz'dir (mutlak galip)
| l-Hakīmu: Hakîm'dir (hükümdar herşeyi hikmetle yapan)
| (59:24)