| yūHī: vahyeder
| ileyke: sana
| ve ilā: ve
| elleƶīne:
| min:
| ḳablike: senden öncekilere
| llahu: Allah
| l-ǎzīzu: aziz
| l-Hakīmu: hakim
| (42:3)
| mā: bulunan herşey
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve bulunan herşey
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve huve: ve O
| l-ǎliyyu: yücedir
| l-ǎZīmu: uludur
| (42:4)
| s-semāvātu: gökler
| yetefeTTarne: çatlayacaklar
| min:
| fevḳihinne: üstlerinden
| velmelāiketu: ve melekler
| yusebbiHūne: tesbih ederler
| biHamdi: hamd ile
| rabbihim: Rablerini
| ve yesteğfirūne: ve mağfiret dilerler
| limen: kimseler için
| fī:
| l-erDi: yerdeki
| elā: iyi bil ki
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| huve: O'dur
| l-ğafūru: çok bağışlayan
| r-raHīmu: çok esirgeyen
| (42:5)
| tteḣaƶū: edinen(leri)
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| evliyā'e: dostlar
| llahu: Allah
| HafīZun: kollamaktadır
| ǎleyhim: onları
| ve mā: ve değilsin
| ente: sen
| ǎleyhim: onların üzerinde
| bivekīlin: bir vekil
| (42:6)
| evHaynā: biz vahyettik ki
| ileyke: sana
| ḳur'ānen: bir Kur'an
| ǎrabiyyen: arapça
| litunƶira: uyarman için
| umme: anasını
| l-ḳurā: kentlerin (Mekke'yi)
| ve men: ve
| Havlehā: çevresindekileri
| ve tunƶira: ve uyarman için
| yevme: gününe karşı
| l-cem'ǐ: toplanma
| lā: asla bulunmayan
| raybe: kuşku
| fīhi: onda
| ferīḳun: bir bölük
| fī:
| l-cenneti: cennette
| ve ferīḳun: ve bir bölük
| fī:
| s-seǐyri: ateştedir
| (42:7)
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| leceǎlehum: onları yapardı
| ummeten: millet
| vāHideten: bir tek
| velākin: fakat
| yudḣilu: sokar
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediği
| fī:
| raHmetihi: rahmetine
| ve ZZālimūne: zalimlere gelince
| mā: yoktur
| lehum: onların
| min: hiçbir
| veliyyin: velisi
| ve lā: ve yoktur
| neSīrin: yardımcısı
| (42:8)
| tteḣaƶū: edindiler (mi?)
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| evliyā'e: dostlar
| fallahu: halbuki Allah'tır
| huve: O
| l-veliyyu: dost olan
| ve huve: ve O
| yuHyī: diriltir
| l-mevtā: ölüleri
| ve huve: ve O
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| şey'in: şey
| ḳadīrun: kadirdir
| (42:9)
| ḣteleftum: ayrılığa düştüğünüz
| fīhi: hakkında
| min:
| şey'in: herhangi bir
| feHukmuhu: hüküm vermek
| ilā: aittir
| llahi: Allah'a
| ƶālikumu: işte budur
| llahu: Allah
| rabbī: Rabbim
| ǎleyhi: O'na
| tevekkeltu: dayandım
| ve ileyhi: ve O'na
| unību: yöneldim
| (42:10)
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDi: ve yeri
| ceǎle: yaratmıştır
| lekum: size
| min: -den
| enfusikum: kendiniz-
| ezvācen: çiftler
| ve mine: ve
| l-en'ǎāmi: hayvanlardan
| ezvācen: çiftler
| yeƶra'ukum: sizi üretiyor
| fīhi: bu(düzen içi)nde
| leyse: yoktur
| kemiṧlihi: O'na benzer
| şey'un: hiçbir şey
| ve huve: ve O
| s-semīǔ: işitendir
| l-beSīru: görendir
| (42:11)
| meḳālīdu: anahtarları
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| yebsuTu: açar
| r-rizḳa: rızkı
| limen: kimse niçin
| yeşā'u: dilediği
| ve yeḳdiru: ve kısar
| innehu: şüphesiz O
| bikulli: her
| şey'in: şeyi
| ǎlīmun: bilendir
| (42:12)
| lekum: size
| mine: -den
| d-dīni: din-
| mā: ne varsa
| veSSā: tavsiye ettiği
| bihi: onunla
| nūHen: Nuh'a
| velleƶī: ve
| evHaynā: vahyettiğimizi
| ileyke: sana
| ve mā: ve
| veSSaynā: tavsiye ettiğimizi
| bihi: onunla
| ibrāhīme: İbrahim'e
| ve mūsā: ve Musa'ya
| ve ǐysā: ve ve Îsa'ya
| en: Kİ
| eḳīmū: doğrul
| d-dīne: Ks. Dine/Yargıya
| ve lā: ve
| teteferraḳū: ayrışmayın
| fīhi: onda
| kebura: büyüklenme/kibir
| ǎlā:
| l-muşrikīne: ortak koşanlara
| mā: -şey
| ted'ǔhum: çağdıldıkları-
| ileyhi: kendisine
| llahu: Allah
| yectebī: seçer
| ileyhi: kendisine
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediği
| ve yehdī: ve iletir
| ileyhi: kendisine
| men: kimseyi
| yunību: iyi niyyetle yönelen
| (42:13)
| teferraḳū: onlar ayrılığa düşmediler
| illā: başka sebeple
| min:
| beǎ'di: sonra
| mā:
| cā'ehumu: kendilerine geldikten
| l-ǐlmu: ilim
| beğyen: çekememezlik
| beynehum: aralarındaki
| velevlā: ve eğer olmasaydı
| kelimetun: sözü
| sebeḳat: geçmiş
| min: -nden
| rabbike: Rabbi-
| ilā: kadar
| ecelin: bir süre
| musemmen: belirli
| leḳuDiye: hüküm verilirdi
| beynehum: aralarında
| ve inne: ve şüphesiz
| elleƶīne:
| ūriṧū: varis kılınanlar
| l-kitābe: Kitaba
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonra
| lefī: içindedirler
| şekkin: bir şüphe
| minhu: ondan
| murībin: kuşku veren
| (42:14)
| fed'ǔ: (Hakka) çağır
| vesteḳim: ve doğru ol
| kemā: gibi
| umirte: emrolunduğun
| ve lā: ve
| tettebiǎ': uyma
| ehvā'ehum: onların keyiflerine
| veḳul: ve de ki
| āmentu: ben inandım
| bimā:
| enzele: indirdiği
| llahu: Allah'ın
| min: her
| kitābin: Kitaba
| ve umirtu: ve emrolundum
| lieǎ'dile: adalet yapmakla
| beynekumu: aranızda
| llahu: Allah
| rabbunā: bizim de Rabbimizdir
| ve rabbukum: sizin de Rabbinizdir
| lenā: bize aittir
| eǎ'mālunā: bizim eylemlerimiz
| velekum: ve size aittir
| eǎ'mālukum: sizin eylemleriniz
| lā: yoktur
| Huccete: bir tartışma nedeni
| beynenā: bizimle
| ve beynekumu: sizin aranızda
| llahu: Allah
| yecmeǔ: bulur (bir araya toplar)
| beynenā: aramızı
| ve ileyhi: ve O'nadır
| l-meSīru: dönüş
| (42:15)
| yuHāccūne: tartışan(ların)
| fī: hakkında
| llahi: Allah
| min:
| beǎ'di: sonra
| mā:
| stucībe: kabul ettikten
| lehu: onu
| Huccetuhum: delilleri
| dāHiDetun: batıldır
| ǐnde: yanında
| rabbihim: Rableri
| ve ǎleyhim: ve üzerlerine vardır
| ğaDebun: bir gazab
| ve lehum: ve Onların
| ǎƶābun: bir azab
| şedīdun: şiddetli
| (42:16)
| lleƶī: ki
| enzele: indirdi
| l-kitābe: Kitabı
| bil-Haḳḳi: gerçeği içeren
| velmīzāne: ve ölçüyü
| ve mā: ne?
| yudrīke: bilirsin
| leǎlle: belki
| s-sāǎte: (o) sa'at
| ḳarībun: yakındır
| (42:17)
| bihā: onun
| elleƶīne: kimseler
| lā:
| yu'minūne: inanmayan(lar)
| bihā: ona
| velleƶīne: kimseler ise
| āmenū: inanan(lar)
| muşfiḳūne: korkarlar
| minhā: ondan
| ve yeǎ'lemūne: ve bilirler
| ennehā: onun
| l-Haḳḳu: gerçek olduğunu
| elā: iyi bil ki
| inne: elbette
| elleƶīne: kimseler
| yumārūne: tartışan(lar)
| fī: hakkında
| s-sāǎti: (o) sa'at
| lefī: içindedirler
| Delālin: bir sapıklık
| beǐydin: uzak
| (42:18)
| leTīfun: lutufkardır
| biǐbādihi: kullarına
| yerzuḳu: rızıklandırır
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediği
| ve huve: ve O
| l-ḳaviyyu: kuvvetlidir
| l-ǎzīzu: galiptir
| (42:19)
| kāne: ise
| yurīdu: istiyor
| Harṧe: ekinini
| l-āḣirati: ahiret
| nezid: artırırız
| lehu: onun için
| fī:
| Harṧihi: onun ekinini
| ve men: ve kim
| kāne: ise
| yurīdu: istiyor
| Harṧe: ekinini
| d-dunyā: dünya
| nu'tihi: ona veririz
| minhā: ondan bir şey
| vemā: fakat olmaz
| lehu: onun
| fī:
| l-āḣirati: ahirette
| min: hiçbir
| neSībin: nasibi
| (42:20)
| lehum: onların var (mı?)
| şurakā'u: ortakları
| şeraǔ: şeriat kılan
| lehum: kendilerine
| mine:
| d-dīni: dini
| mā:
| lem:
| ye'ƶen: izin vermediği
| bihi: onu
| llahu: Allah'ın
| velevlā: eğer olmasaydı
| kelimetu: sözü
| l-feSli: ayırım
| leḳuDiye: derhal hüküm verilirdi
| beynehum: aralarında
| ve inne: ve kuşkusuz
| Z-Zālimīne: zalimler (için)
| lehum: onlara vardır
| ǎƶābun: bir azab
| elīmun: acıklı
| (42:21)
| Z-Zālimīne: zalimlerin
| muşfiḳīne: korkudan titrediklerini
| mimmā: yüzünden
| kesebū: yaptıkları işler
| ve huve: ve o
| vāḳiǔn: başlarına inerken
| bihim: onların
| velleƶīne: fakat
| āmenū: inananlar
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işler
| fī:
| ravDāti: bahçelerindedirler
| l-cennāti: cennet
| lehum: onlara vardır
| mā: her şey
| yeşā'ūne: diledikleri
| ǐnde: yanında
| rabbihim: Rablerinin
| ƶālike: işte
| huve: budur
| l-feDlu: lutuf
| l-kebīru: büyük
| (42:22)
| lleƶī:
| yubeşşiru: müjdelediğidir
| llahu: Allah'ın
| ǐbādehu: kullarını
| elleƶīne:
| āmenū: inanan
| ve ǎmilū: ve yapan
| S-SāliHāti: iyi işler
| ḳul: de ki
| lā:
| eselukum: ben sizden istemiyorum
| ǎleyhi: bunu karşılık
| ecran: bir ücret
| illā: ancak
| l-meveddete: arzu ediyorum
| fī:
| l-ḳurbā: (Allah'a) yaklaşmayı
| ve men: ve kim
| yeḳterif: yaparsa
| Haseneten: bir iyilik
| nezid: artırırız
| lehu: ona
| fīhā: onun
| Husnen: iyiliğini
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ğafūrun: bağışlayandır
| şekūrun: karşılık verendir
| (42:23)
| yeḳūlūne: diyorlar (mı?)
| fterā: uydurdu
| ǎlā: karşı
| llahi: Allah'a
| keƶiben: yalan
| fein: öyle bir durumda
| yeşei: dilese
| llahu: Allah
| yeḣtim: mühür basar
| ǎlā: üzerine
| ḳalbike: senin kalbin
| ve yemHu: ve mahveder
| llahu: Allah
| l-bāTile: batılı
| ve yuHiḳḳu: ve yerleştirir
| l-Haḳḳa: hakkı
| bikelimātihi: sözleriyle
| innehu: şüphesiz O
| ǎlīmun: bilir
| biƶāti: özünü
| S-Sudūri: göğüslerin
| (42:24)
| lleƶī:
| yeḳbelu: kabul eder
| t-tevbete: tevbeyi
| ǎn: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| ve yeǎ'fū: ve affeder
| ǎni: -den
| s-seyyiāti: kötülükler-
| ve yeǎ'lemu: ve bilir
| mā: ne
| tef'ǎlūne: yapıyorsunuz
| (42:25)
| elleƶīne: kimselerin
| āmenū: inanan(ların)
| ve ǎmilū: ve yapanların
| S-SāliHāti: iyi işler
| ve yezīduhum: ve onlara daha fazlasını verir
| min: -nden
| feDlihi: lutuf ve keremi-
| velkāfirūne: kafirlere gelince
| lehum: onlara da vardır
| ǎƶābun: bir azab
| şedīdun: çetin
| (42:26)
| beseTa: bollaştırsaydı
| llahu: Allah
| r-rizḳa: rızkı
| liǐbādihi: kullarına
| lebeğav: azarlardı
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| velākin: fakat
| yunezzilu: indiriyor
| biḳaderin: ölçüde
| mā:
| yeşā'u: dilediği
| innehu: çünkü O
| biǐbādihi: kullarını(n her halini)
| ḣabīrun: haber alandır
| beSīrun: görendir
| (42:27)
| lleƶī:
| yunezzilu: indiren
| l-ğayṧe: yağmuru
| min:
| beǎ'di: sonra
| mā:
| ḳaneTū: umutlarını kestikten
| ve yenşuru: ve yayan
| raHmetehu: rahmetini
| ve huve: ve O
| l-veliyyu: velidir
| l-Hamīdu: övülmüştür
| (42:28)
| āyātihi: O'nun ayetlerindendir
| ḣalḳu: yaratması
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDi: ve yeri
| ve mā: ve
| beṧṧe: yaydığı
| fīhimā: bunların içine
| min: -dan
| dābbetin: canlılar-
| ve huve: ve O
| ǎlā:
| cem'ǐhim: onları toplamağa
| iƶā: zaman
| yeşā'u: dilediği
| ḳadīrun: kadirdir
| (42:29)
| eSābekum: başınıza gelen
| min: herhangi bir
| muSībetin: musibet
| febimā: yüzündendir
| kesebet: yaptığı (işler)
| eydīkum: kendi ellerinizin
| veyeǎ'fū: ve affeder
| ǎn:
| keṧīrin: birçoğunu
| (42:30)
| entum: siz
| bimuǎ'cizīne: aciz bıracacak
| fī:
| l-erDi: yer yüzünde
| ve mā: ve yoktur
| lekum: sizin
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| min: hiçbir
| veliyyin: veliniz
| ve lā: ne de
| neSīrin: bir yardımcı(nız)
| (42:31)
| āyātihi: O'nun ayetlerindendir
| l-cevāri: akıp giden(gemi)ler
| fī:
| l-beHri: denizde
| kāleǎ'lāmi: dağlar gibi
| (42:32)
| yeşe': dilerse
| yuskini: durdurur da
| r-rīHa: rüzgarı
| feyeZlelne: sonra kalırlar
| ravākide: hareketsiz
| ǎlā:
| Zehrihi: (denizin) sırtında
| inne: kuşkusuz
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyātin: ibretler
| likulli: herkes için
| Sabbārin: sabreden
| şekūrin: şükreden
| (42:33)
| yūbiḳhunne: onları helak eder
| bimā: yüzünden
| kesebū: yaptıkları (işler)
| veyeǎ'fu: ve affeder (kurtarır)
| ǎn:
| keṧīrin: birçoğunu da
| (42:34)
| elleƶīne:
| yucādilūne: tartışanlar
| fī: hakkında
| āyātinā: ayetlerimiz
| mā: olmadığını
| lehum: kendileri için
| min: hiçbir
| meHīSin: kaçacak yer
| (42:35)
| ūtītum: size verilen
| min:
| şey'in: şeyler
| femetāǔ: geçimidir
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| vemā: ve
| ǐnde: yanında bulunan ise
| llahi: Allah'ın
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| ve ebḳā: ve daha kalıcıdır
| lilleƶīne: için
| āmenū: inananlar
| ve ǎlā: ve
| rabbihim: Rablerine
| yetevekkelūne: dayananlar (için)
| (42:36)
| yectenibūne: onlar kaçınırlar
| kebāira: büyük
| l-iṧmi: günahlardan
| velfevāHişe: ve çirkin işlerden
| ve iƶā: ve zaman
| mā:
| ğaDibū: kızdıkları
| hum: onlar
| yeğfirūne: affederler
| (42:37)
| stecābū: çağrısına gelirler
| lirabbihim: Rableri için
| ve eḳāmū: ve -doğrulur
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe-
| ve emruhum: ve emrederler
| şūrā: danışmayı
| beynehum: aralarında
| ve mimmā: ve -şeylerden
| razeḳnāhum: rızıklandırıldıkları-
| yunfiḳūne: harcarlar
| (42:38)
| iƶā: zaman
| eSābehumu: uğradıkları
| l-beğyu: saldırıya
| hum: kendilerini
| yenteSirūne: savunurlar
| (42:39)
| seyyietin: kötülüğün
| seyyietun: bir kütülüktür
| miṧluhā: yine onun gibi
| femen: fakat kim
| ǎfā: affederse
| ve eSleHa: ve barışırsa
| feecruhu: onun mükafatı
| ǎlā: aittir
| llahi: Allah'a
| innehu: doğrusu O
| lā:
| yuHibbu: sevmez
| Z-Zālimīne: zalimleri
| (42:40)
| nteSara: kendini savunursa
| beǎ'de: sonra
| Zulmihi: zulme uğradıktan
| feulāike: öylelerinin
| mā: yoktur
| ǎleyhim: aleyhine
| min: hiçbir
| sebīlin: yol
| (42:41)
| s-sebīlu: bir yol
| ǎlā: aleyhine
| elleƶīne:
| yeZlimūne: zulmedenler
| n-nāse: insanlara
| ve yebğūne: ve saldıranlar
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| biğayri: haksız yere
| l-Haḳḳi: haksız yere
| ulāike: işte
| lehum: onlara vardır
| ǎƶābun: bir azab
| elīmun: acıklı
| (42:42)
| Sabera: sabrederse
| ve ğafera: ve affederse
| inne: şüphesiz
| ƶālike: bu
| lemin: şüphesiz
| ǎzmi: çok önemli
| l-umūri: işlerdendir
| (42:43)
| yuDlili: sapıklıkta bırakırsa
| llahu: Allah
| femā: artık yoktur
| lehu: onun
| min: hiçbir
| veliyyin: velisi
| min:
| beǎ'dihi: O'ndan sonra
| ve terā: ve görürsün
| Z-Zālimīne: zalimlerin
| lemmā: zaman
| raevu: gördükleri
| l-ǎƶābe: azabı
| yeḳūlūne: dediklerini
| hel: var mı?
| ilā:
| meraddin: geri dönecek
| min: hiçbir
| sebīlin: yol
| (42:44)
| yuǎ'raDūne: sunulurlarken
| ǎleyhā: ona (ateşe)
| ḣāşiǐyne: başlarını öne eğik
| mine:
| ƶ-ƶulli: aşağılıktan
| yenZurūne: bakarlar
| min:
| Tarfin: göz ucuyla
| ḣafiyyin: gizli gizli
| ve ḳāle: ve demişlerdir
| elleƶīne:
| āmenū: inananlar
| inne: şüphesiz
| l-ḣāsirīne: asıl ziyana uğrayanlar
| elleƶīne:
| ḣasirū: ziyan edenlerdir
| enfusehum: kendilerini
| ve ehlīhim: ve ailelerini
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| elā: bakın
| inne: gerçekten
| Z-Zālimīne: zalimler
| fī: içindedirler
| ǎƶābin: bir azab
| muḳīmin: sürekli
| (42:45)
| kāne:
| lehum: onların
| min: hiçbir
| evliyā'e: velileri
| yenSurūnehum: kendilerine yardım edecek
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| ve men: ve kimi
| yuDlili: sapıklıkta bırakırsa
| llahu: Allah
| femā: artık yoktur
| lehu: onun için
| min: hiçbir
| sebīlin: yol
| (42:46)
| lirabbikum: Rabbinize
| min:
| ḳabli: önce
| en:
| ye'tiye: gelmezden
| yevmun: bir gün
| lā: mümkün olmayan
| meradde: geri çevrilmesi
| lehu: onun
| mine: -tan
| llahi: Allah-
| mā: yoktur
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| melcein: sığınacak yer
| yevmeiƶin: o gün
| ve mā: ve yoktur
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| nekīrin: inkar
| (42:47)
| eǎ'raDū: yüz çevirirlerse
| femā:
| erselnāke: biz seni göndermedik
| ǎleyhim: onların üzerine
| HafīZen: bekçi
| in: değildir
| ǎleyke: sana düşen
| illā: başkası
| l-belāğu: duyurmaktan
| ve innā: elbette biz
| iƶā: zaman
| eƶeḳnā: taddırdığımız
| l-insāne: insana
| minnā: bizden
| raHmeten: bir rahmet
| feriHa: sevinir
| bihā: ona
| vein: ama eğer
| tuSibhum: başlarına gelirse
| seyyietun: bir kötülük
| bimā: dolayı
| ḳaddemet: öne sürdüğü işlerden
| eydīhim: ellerinin
| feinne: şüphesiz hemen
| l-insāne: insan
| kefūrun: nankör olur
| (42:48)
| mulku: mülkü
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| yeḣluḳu: yaratır
| mā: ne
| yeşā'u: diliyorsa
| yehebu: bahşeder
| limen: kimse için
| yeşā'u: dilediği
| ināṧen: dişiler
| ve yehebu: ve bahşeder
| limen: kimse için
| yeşā'u: dilediği
| ƶ-ƶukūra: erkekler
| (42:49)
| yuzevvicuhum: onları çift (ikiz) yapar
| ƶukrānen: erkekler
| ve ināṧen: ve dişiler
| ve yec'ǎlu: ve yapar
| men: kimseyi
| yeşā'u: dilediği
| ǎḳīmen: kısır
| innehu: şüphesiz O
| ǎlīmun: bilendir
| ḳadīrun: gücü yetendir
| (42:50)
| kāne:
| libeşerin: bir insanla
| en:
| yukellimehu: (karşılıklı) konuşması
| llahu: Allah'ın
| illā: dışında
| veHyen: vahiy
| ev: yahut
| min: -ndan
| verā'i: arkası-
| Hicābin: perde
| ev: yahut
| yursile: gönderir
| rasūlen: bir elçi
| feyūHiye: vahyedecek
| biiƶnihi: izniyle
| mā: ne
| yeşā'u: diliyorsa
| innehu: şüphesiz O
| ǎliyyun: yücedir
| Hakīmun: hüküm ve hikmet sahibidir
| (42:51)
| evHaynā: vahyettik
| ileyke: sana
| rūHen: bir ruh
| min: -den
| emrinā: emrimiz-
| mā:
| kunte: sen değildin
| tedrī: biliyor
| mā: nedir
| l-kitābu: Kitap
| ve lā: ve nedir
| l-īmānu: iman
| velākin: fakat
| ceǎlnāhu: biz onu yaptık
| nūran: bir nur
| nehdī: doğru yola ilettiğimiz
| bihi: onunla
| men: kimseyi
| neşā'u: dilediğimiz
| min: -dan
| ǐbādinā: kullarımız-
| ve inneke: şüphesiz sen
| letehdī: götürüyorsun
| ilā:
| SirāTin: yola
| musteḳīmin: doğru
| (42:52)
| llahi: Allah'ın
| lleƶī:
| lehu: sahibi olan
| mā: bulunan herşeyin
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve bulunan herşeyin
| fī:
| l-erDi: yerde
| elā: iyi bilin ki
| ilā:
| llahi: Allah'a
| teSīru: sonunda varır
| l-umūru: bütün işler
| (42:53)