Kırık Meal (Okunuş) Meali

|
tenzīlun:
indirilmiştir 
|
mine:
-dan 
|
r-raHmāni:
Rahman- 
|
r-raHīmi:
Rahim(den) 
|
(41:2)


|
kitābun:
bir Kitaptır 
|
fuSSilet:
açıklanmış 
|
āyātuhu:
ayetleri 
|
ḳur'ānen:
okunan 
|
ǎrabiyyen:
Arapça 
|
liḳavmin:
bir toplum için 
|
yeǎ'lemūne:
bilen 
|
(41:3)


|
beşīran:
müjdeleyici olarak 
|
ve neƶīran:
ve uyarıcı olarak 
|
feeǎ'raDe:
fakat yüz çevirmiştir 
|
ekṧeruhum:
çokları 
|
fehum:
onlar 
|
lā:

|
yesmeǔne:
işitmezler 
|
(41:4)


|
ve ḳālū:
ve dediler ki 
|
ḳulūbunā:
kalblerimiz 
|
fī:
içinde var 
|
ekinnetin:
kılıflar 
|
mimmā:
şeye karşı 
|
ted'ǔnā:
bizi çağırdığın 
|
ileyhi:
kendisine 
|
ve fī:
ve var 
|
āƶāninā:
kulaklarımızda 
|
veḳrun:
bir ağırlık 
|
ve min:
ve 
|
beyninā:
bizim aramızda var 
|
ve beynike:
ve senin aranda 
|
Hicābun:
bir perde 
|
feǎ'mel:
sen (istediğini) yap 
|
innenā:
elbette biz de 
|
ǎāmilūne:
yapıyoruz 
|
(41:5)


|
ḳul:
de ki 
|
innemā:
elbette 
|
enā:
ben 
|
beşerun:
bir insanım 
|
miṧlukum:
sizin gibi 
|
yūHā:
vahyediliyor 
|
ileyye:
bana 
|
ennemā:
elbette 
|
ilāhukum:
tanrınızın 
|
ilāhun:
tanrı olduğu 
|
vāHidun:
bir tek 
|
festeḳīmū:
artık doğrulun 
|
ileyhi:
O'na 
|
vesteğfirūhu:
ve O'ndan mağfiret dileyin 
|
ve veylun:
vay haline 
|
lilmuşrikīne:
ortak koşanların 
|
(41:6)


|
elleƶīne:
onlar ki 
|
lā:

|
yu'tūne:
vermezler 
|
z-zekāte:
zekat 
|
ve hum:
ve onlar 
|
bil-āḣirati:
ahireti 
|
hum:
onlar 
|
kāfirūne:
inkar ederler 
|
(41:7)


|
inne:
şüphesiz 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
iman eden(ler) 
|
ve ǎmilū:
ve yapanlar 
|
S-SāliHāti:
iyi işler 
|
lehum:
onlar için vardır 
|
ecrun:
bir mükafat 
|
ğayru:
olmaksızın 
|
memnūnin:
kesinti 
|
(41:8)


|
ḳul:
de ki 
|
einnekum:
siz mi? 
|
letekfurūne:
inkar ediyorsunuz 
|
billeƶī':

|
ḣaleḳa:
yaratanı 
|
l-erDe:
arzı 
|
fī:
içinde 
|
yevmeyni:
iki gün 
|
ve tec'ǎlūne:
ve koşuyorsunuz 
|
lehu:
O'na 
|
endāden:
eşler 
|
ƶālike:
O 
|
rabbu:
Rabbidir 
|
l-ǎālemīne:
alemlerin 
|
(41:9)


|
ve ceǎle:
ve yaptı 
|
fīhā:
orada (arzda) 
|
ravāsiye:
ağır baskılar 
|
min:

|
fevḳihā:
üstünden 
|
ve bārake:
ve bereketler 
|
fīhā:
orada 
|
ve ḳaddera:
ve takdir etti 
|
fīhā:
orada 
|
eḳvātehā:
gıdalarını 
|
fī:
içinde 
|
erbeǎti:
dört 
|
eyyāmin:
gün 
|
sevā'en:
eşit olarak 
|
lissāilīne:
arayıp soranlar için 
|
(41:10)


|
ṧumme:
sonra 
|
stevā:
yöneldi 
|
ilā:

|
s-semāi:
göğe 
|
vehiye:
ve o 
|
duḣānun:
duman halinde olan 
|
fe ḳāle:
sonra dedi 
|
lehā:
ona 
|
velilerDi:
ve arza 
|
'tiyā:
gelin 
|
Tav'ǎn:
isteyerek 
|
ev:
veya 
|
kerhen:
istemeyerek 
|
ḳāletā:
dediler ki 
|
eteynā:
geldik 
|
Tāiǐyne:
isteyerek 
|
(41:11)


|
feḳaDāhunne:
böylece onları yaptı 
|
seb'ǎ:
yedi 
|
semāvātin:
gök 
|
fī:
içinde 
|
yevmeyni:
iki gün 
|
ve evHā:
ve vahyetti 
|
fī:

|
kulli:
her 
|
semāin:
göğe 
|
emrahā:
emrini 
|
ve zeyyennā:
ve biz donattık 
|
s-semāe:
semasını 
|
d-dunyā:
dünya 
|
bimeSābīHa:
lambalarla 
|
ve HifZen:
ve koruma ile 
|
ƶālike:
işte bu 
|
teḳdīru:
takdiridir 
|
l-ǎzīzi:
güçlü olanın 
|
l-ǎlīmi:
bilenin 
|
(41:12)


|
fein:
fakat eğer 
|
eǎ'raDū:
yüz çevirirlerse 
|
feḳul:
de ki 
|
enƶertukum:
ben sizi uyardım 
|
Sāǐḳaten:
bir yıldırıma karşı 
|
miṧle:
gibi 
|
Sāǐḳati:
başına düşen yıldırım 
|
ǎādin:
'Ad 
|
ve ṧemūde:
ve Semud'un 
|
(41:13)


|
iƶ:
hani 
|
cā'ethumu:
onlara gelmişti 
|
r-rusulu:
elçiler 
|
min:
-nden 
|
beyni:

|
eydīhim:
önleri- 
|
ve min:
ve 
|
ḣalfihim:
arkalarından 
|
ellā:
sakın 
|
teǎ'budū:
kulluk etmeyin 
|
illā:
başkasına 
|
llahe:
Allah'tan 
|
ḳālū:
dediler 
|
lev:
şayet 
|
şā'e:
dileseydi 
|
rabbunā:
Rabbimiz 
|
leenzele:
elbette indirirdi 
|
melāiketen:
melekler 
|
feinnā:
elbette biz 
|
bimā:
şeyi (mesajı) 
|
ursiltum:
gönderildiğiniz 
|
bihi:
onunla 
|
kāfirūne:
tanımıyoruz 
|
(41:14)


|
feemmā:
fakat 
|
ǎādun:
Ad (kavmi) 
|
festekberū:
büyüklük tasladılar 
|
fī:

|
l-erDi:
yeryüzünde 
|
biğayri:
olmaksızın 
|
l-Haḳḳi:
hakkı 
|
ve ḳālū:
ve dediler 
|
men:
kimdir? 
|
eşeddu:
daha şiddetli 
|
minnā:
bizden 
|
ḳuvveten:
kuvveti 
|
evelem:

|
yerav:
görmediler mi? 
|
enne:
elbette 
|
llahe:
Allah 
|
lleƶī:
o ki 
|
ḣaleḳahum:
onları yaratan 
|
huve:
O 
|
eşeddu:
daha güçlüdür 
|
minhum:
kendilerinden 
|
ḳuvveten:
kuvvetçe 
|
vekānū:
ve devam ettiler 
|
biāyātinā:
bizim ayetlerimizi 
|
yecHadūne:
inkara 
|
(41:15)


|
feerselnā:
biz de gönderdik 
|
ǎleyhim:
üzerlerine 
|
rīHen:
bir rüzgar 
|
SarSaran:
dondurucu 
|
fī:

|
eyyāmin:
günlerde 
|
neHisātin:
uğursuz 
|
linuƶīḳahum:
taddırmak için 
|
ǎƶābe:
azabını 
|
l-ḣizyi:
rezillik 
|
fī:

|
l-Hayāti:
hayatında 
|
d-dunyā:
dünya 
|
veleǎƶābu:
azabı ise 
|
l-āḣirati:
ahiret 
|
eḣzā:
daha da kepaze edicidir 
|
ve hum:
ve onlara 
|
lā:
hiç 
|
yunSarūne:
yardım edilmeyecektir 
|
(41:16)


|
ve emmā:
gelince 
|
ṧemūdu:
Semud(kavmin)e 
|
fehedeynāhum:
onlara yol gösterdik 
|
festeHabbū:
fakat onlar yeğlediler 
|
l-ǎmā:
körlüğü 
|
ǎlā:

|
l-hudā:
doğru yolu bulmağa 
|
feeḣaƶethum:
böylece onları yakaladı 
|
Sāǐḳatu:
yıldırımı 
|
l-ǎƶābi:
azab 
|
l-hūni:
alçaltıcı 
|
bimā:
yüzünden 
|
kānū:
oldukları 
|
yeksibūne:
yapıyor(lar) 
|
(41:17)


|
ve necceynā:
ve kurtardık 
|
elleƶīne:

|
āmenū:
inananları 
|
ve kānū:
ve 
|
yetteḳūne:
korunanları 
|
(41:18)


|
ve yevme:
ve (o) gün 
|
yuHşeru:
toplanır 
|
eǎ'dā'u:
düşmanları 
|
llahi:
Allah'ın 
|
ilā:

|
n-nāri:
ateşe 
|
fehum:
onlar 
|
yūzeǔne:
bir araya getirilirler 
|
(41:19)


|
Hattā:
nihayet 
|
iƶā:
zaman 
|
mā:

|
cā'ūhā:
oraya vardıkları 
|
şehide:
şahidlik ettiler 
|
ǎleyhim:
aleyhlerine 
|
sem'ǔhum:
kulakları 
|
ve ebSāruhum:
ve gözleri 
|
ve culūduhum:
ve derileri 
|
bimā:
hakkında 
|
kānū:
oldukları (işler) 
|
yeǎ'melūne:
yapıyor(lar) 
|
(41:20)


|
ve ḳālū:
ve dediler 
|
liculūdihim:
derilerine 
|
lime:
niçin? 
|
şehidtum:
şahidlik ettiniz 
|
ǎleynā:
aleyhimize 
|
ḳālū:
dediler 
|
enTaḳanā:
bizi konuşturdu 
|
llahu:
Allah 
|
lleƶī:

|
enTaḳa:
konuşturan 
|
kulle:
her 
|
şey'in:
şeyi 
|
ve huve:
ve O 
|
ḣaleḳakum:
sizi yaratmıştı 
|
evvele:
ilk 
|
merratin:
defa 
|
ve ileyhi:
işte O'na 
|
turceǔne:
döndürülüyorsunuz 
|
(41:21)


|
ve mā:
ve değildiniz 
|
kuntum:
siz 
|
testetirūne:
gizleniyor 
|
en:

|
yeşhede:
şahidlik etmesinden 
|
ǎleykum:
aleyhinize 
|
sem'ǔkum:
kulaklarınızın 
|
ve lā:
ve değildiniz 
|
ebSārukum:
gözlerinizin 
|
ve lā:
ve değildiniz 
|
culūdukum:
derilerinizin 
|
velākin:
fakat 
|
Zenentum:
sanıyordunuz ki 
|
enne:
elbette 
|
llahe:
Allah 
|
lā:

|
yeǎ'lemu:
bilmez 
|
keṧīran:
çoğunu 
|
mimmā:

|
teǎ'melūne:
yaptıklarınızın 
|
(41:22)


|
ve ƶālikum:
ve işte bu 
|
Zennukumu:
zannınız 
|
lleƶī:

|
Zenentum:
zannettiğiniz 
|
birabbikum:
Rabbinize karşı 
|
erdākum:
sizi helak etti 
|
fe eSbeHtum:
ve oldunuz 
|
mine:
-dan 
|
l-ḣāsirīne:
ziyana uğrayanlar- 
|
(41:23)


|
fein:
şimdi eğer 
|
yeSbirū:
dayanabilirlerse 
|
fennāru:
ateştir 
|
meṧven:
yeri 
|
lehum:
onların 
|
ve in:
ve eğer 
|
yesteǎ'tibū:
affedilmek isterlerse 
|
femā:
değildir 
|
hum:
onlar 
|
mine:
den 
|
l-muǎ'tebīne:
affedilenler- 
|
(41:24)


|
ve ḳayyeDnā:
ve biz musallat ettik 
|
lehum:
onlara 
|
ḳuranā'e:
birtakım arkadaşlar 
|
fezeyyenū:
süslü gösterdiler 
|
lehum:
onlara 
|
mā:
bulunanı 
|
beyne:
onların önlerinde 
|
eydīhim:
onların önlerinde 
|
ve mā:
ve bulunanı 
|
ḣalfehum:
arkalarında 
|
ve Haḳḳa:
ve gerekli oldu 
|
ǎleyhimu:
kendilerine 
|
l-ḳavlu:
söz 
|
fī:

|
umemin:
topluluklarına 
|
ḳad:

|
ḣalet:
gelip geçmiş olan 
|
min:

|
ḳablihim:
kendilerinden önce 
|
mine:
-den 
|
l-cinni:
cin(ler)- 
|
vel'insi:
ve insan(lardan) 
|
innehum:
çünkü onlar 
|
kānū:
idiler 
|
ḣāsirīne:
ziyanda 
|
(41:25)


|
ve ḳāle:
ve dediler ki 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
keferū:
inkar eden(ler) 
|
lā:

|
tesmeǔ:
dinlemeyin 
|
lihāƶā:
bu 
|
l-ḳurāni:
Kur'an'ı 
|
velğav:
ve gürültü edin 
|
fīhi:
onda (okunduğunda) 
|
leǎllekum:
belki 
|
teğlibūne:
ona galib gelirsiniz 
|
(41:26)


|
felenuƶīḳanne:
fakat taddıracağız 
|
elleƶīne:
kimselere 
|
keferū:
inkar eden(lere) 
|
ǎƶāben:
bir azab 
|
şedīden:
şiddetli 
|
velenecziyennehum:
ve onları cezalandıracağız 
|
esvee:
en kötüsüyle 
|
lleƶī:

|
kānū:
olduklarının 
|
yeǎ'melūne:
yapıyor(lar) 
|
(41:27)


|
ƶālike:
bu 
|
cezā'u:
cezası 
|
eǎ'dā'i:
düşmanlarının 
|
llahi:
Allah 
|
n-nāru:
ateştir 
|
lehum:
onlara vardır 
|
fīhā:
orada 
|
dāru:
yurdu 
|
l-ḣuldi:
sürekli kalma 
|
cezā'en:
ceza olarak 
|
bimā:
sebebiyle 
|
kānū:

|
biāyātinā:
ayetlerimizi 
|
yecHadūne:
inkar etmeleri 
|
(41:28)


|
ve ḳāle:
ve dediler ki 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
keferū:
inkar eden(ler) 
|
rabbenā:
Rabbimiz 
|
erinā:
bize göster 
|
l-leƶeyni:

|
eDellānā:
bizi saptıran 
|
mine:

|
l-cinni:
cin 
|
vel'insi:
ve insanları 
|
nec'ǎlhumā:
onları alalım 
|
teHte:
altına 
|
eḳdāminā:
ayaklarımızın 
|
liyekūnā:
olsunlar 
|
mine:
-dan 
|
l-esfelīne:
alçaklar- 
|
(41:29)


|
inne:
şüphesiz 
|
elleƶīne:
kimselere 
|
ḳālū:
diyen(lere) 
|
rabbunā:
Rabbimiz 
|
llahu:
Allah'tır 
|
ṧumme:
sonra 
|
steḳāmū:
doğru olanlara 
|
tetenezzelu:
iner 
|
ǎleyhimu:
üzerine 
|
l-melāiketu:
melekler 
|
ellā:

|
teḣāfū:
korkmayın 
|
ve lā:
ve 
|
teHzenū:
üzülmeyin 
|
veebşirū:
fakat sevinin 
|
bil-cenneti:
cennetle 
|
lletī:
öyle ki 
|
kuntum:

|
tūǎdūne:
size söz verilen 
|
(41:30)


|
neHnu:
biz 
|
evliyā'ukum:
sizin dostlarınızız 
|
fī:

|
l-Hayāti:
hayatında 
|
d-dunyā:
dünya 
|
ve fī:
ve 
|
l-āḣirati:
ahirette 
|
velekum:
ve size vardır 
|
fīhā:
orada 
|
mā:
her şey 
|
teştehī:
çektiği 
|
enfusukum:
canlarınızın 
|
velekum:
ve size vardır 
|
fīhā:
orada 
|
mā:
her şey 
|
teddeǔne:
istediğiniz 
|
(41:31)


|
nuzulen:
ağırlamasıdır 
|
min:

|
ğafūrin:
çok bağışlayanın 
|
raHīmin:
çok esirgeyenin 
|
(41:32)


|
ve men:
ve kim olabilir? 
|
eHsenu:
daha güzel 
|
ḳavlen:
sözlü 
|
mimmen:
kimseden 
|
deǎā:
çağıran 
|
ilā:

|
llahi:
Allah'a 
|
ve ǎmile:
ve yapandan 
|
SāliHen:
iyi iş 
|
ve ḳāle:
ve diyenden 
|
innenī:
şüphesiz ben 
|
mine:

|
l-muslimīne:
müslümanlardanım 
|
(41:33)


|
ve lā:
ve değildir 
|
testevī:
eşit 
|
l-Hasenetu:
iyilik 
|
velā:
ve ne de 
|
s-seyyietu:
kötülük 
|
dfeǎ':
sav (onu) 
|
billetī:

|
hiye:
olanla 
|
eHsenu:
en güzel 
|
feiƶā:
bir de bakarsın ki 
|
lleƶī:

|
beyneke:
seninle aranda 
|
ve beynehu:
onun arasında 
|
ǎdāvetun:
düşmanlık olan 
|
keennehu:
sanki 
|
veliyyun:
bir dosttur 
|
Hamīmun:
sıcak 
|
(41:34)


|
ve mā:

|
yuleḳḳāhā:
buna kavuşturulmaz 
|
illā:
başkası 
|
elleƶīne:
kimselerden 
|
Saberū:
sabreden(lerden) 
|
ve mā:
ve 
|
yuleḳḳāhā:
buna kavuşturulmaz 
|
illā:
başkası 
|
ƶū:
olandan 
|
HaZZin:
şansı 
|
ǎZīmin:
büyük 
|
(41:35)


|
ve immā:
ve eğer 
|
yenzeğanneke:
seni dürtecek olursa 
|
mine:
-dan 
|
ş-şeyTāni:
şeytan- 
|
nezğun:
kötü bir düşünce 
|
festeǐƶ:
hemen sığın 
|
billahi:
Allah'a 
|
innehu:
çünkü O 
|
huve:
O 
|
s-semīǔ:
işitendir 
|
l-ǎlīmu:
bilendir 
|
(41:36)


|
ve min:
ve 
|
āyātihi:
O'nun ayetlerindendir 
|
l-leylu:
gece 
|
ve nnehāru:
ve gündüz 
|
ve şşemsu:
ve güneş 
|
velḳameru:
ve ay 
|
lā:

|
tescudū:
secde etmeyin 
|
lişşemsi:
güneşe 
|
ve lā:
ne de 
|
lilḳameri:
aya 
|
vescudū:
fakat secde edin 
|
lillahi:
Allah'a 
|
lleƶī:

|
ḣaleḳahunne:
onları yaratan 
|
in:
eğer 
|
kuntum:
iseniz 
|
iyyāhu:
O'na 
|
teǎ'budūne:
tapıyor(sanız) 
|
(41:37)


|
feini:
fakat eğer 
|
stekberū:
büyüklük taslarlarsa 
|
felleƶīne:

|
ǐnde:
yanında bulunanlar 
|
rabbike:
Rabbinin 
|
yusebbiHūne:
tesbih ederler 
|
lehu:
O'nu 
|
bil-leyli:
gece 
|
ve nnehāri:
ve gündüz 
|
ve hum:
ve onlar 
|
lā:
hiç 
|
yesemūne:
usanmazlar 
|
(41:38)


|
ve min:
biri de (şudur) 
|
āyātihi:
O'nun ayetlerinden 
|
enneke:
sen 
|
terā:
görürsün 
|
l-erDe:
toprağı 
|
ḣāşiǎten:
boynu bükük 
|
feiƶā:
zaman 
|
enzelnā:
döktüğümüz 
|
ǎleyhā:
onun üzerine 
|
l-māe:
suyu 
|
htezzet:
titreşir 
|
ve rabet:
ve kabarır 
|
inne:
elbette 
|
lleƶī:

|
eHyāhā:
onu dirilten 
|
lemuHyī:
diriltir 
|
l-mevtā:
ölüleri de 
|
innehu:
elbette O 
|
ǎlā:
üzerine 
|
kulli:
her 
|
şey'in:
şey 
|
ḳadīrun:
kadirdir 
|
(41:39)


|
inne:
şüphesiz 
|
elleƶīne:

|
yulHidūne:
doğruluktan sapanlar 
|
fī:
hususunda 
|
āyātinā:
ayetlerimiz 
|
lā:

|
yeḣfevne:
gizli kalmazlar 
|
ǎleynā:
bize 
|
efemen:
kimse mi? 
|
yulḳā:
atılan 
|
fī:
içine 
|
n-nāri:
ateşin 
|
ḣayrun:
daha iyidir 
|
em:
yoksa 
|
men:
kimse (mi?) 
|
ye'tī:
gelen 
|
āminen:
güvenle 
|
yevme:
günü 
|
l-ḳiyāmeti:
kıyamet 
|
ǎ'melū:
yapın 
|
mā:
ne 
|
şi'tum:
diliyorsanız 
|
innehu:
elbette O 
|
bimā:
şeyleri 
|
teǎ'melūne:
yaptıklarınızı 
|
beSīrun:
görmektedir 
|
(41:40)


|
inne:
şüphesiz 
|
elleƶīne:
onlar 
|
keferū:
inkar ettiler 
|
biƶ-ƶikri:
Zikr'i (Kur'an'ı) 
|
lemmā:

|
cā'ehum:
kendilerine gelen 
|
ve innehu:
halbuki o 
|
lekitābun:
bir Kitaptır 
|
ǎzīzun:
aziz 
|
(41:41)


|
lā:

|
ye'tīhi:
ona gelmez 
|
l-bāTilu:
boşa çıkaracak bir söz 
|
min:
-nden 
|
beyni:

|
yedeyhi:
önü- 
|
ve lā:
ne de 
|
min:
-ndan 
|
ḣalfihi:
arkası- 
|
tenzīlun:
indirilmiştir 
|
min:
-nden 
|
Hakīmin:
hüküm ve hikmet sahibi- 
|
Hamīdin:
çok övülenden 
|
(41:42)


|
mā:
değildir 
|
yuḳālu:
söylenen 
|
leke:
sana 
|
illā:
başka bir şey 
|
mā:
olandan 
|
ḳad:

|
ḳīle:
söylenmiş 
|
lirrusuli:
elçilere 
|
min:

|
ḳablike:
senden önceki 
|
inne:
kuşkusuz 
|
rabbeke:
Rabbin 
|
leƶū:
sahibi 
|
meğfiratin:
bağışlama 
|
ve ƶū:
ve sahibidir 
|
ǐḳābin:
azab 
|
elīmin:
acı 
|
(41:43)


|
velev:
ve eğer 
|
ceǎlnāhu:
biz onu yapsaydık 
|
ḳur'ānen:
bir Kur'an 
|
eǎ'cemiyyen:
yabancı (dilde) 
|
leḳālū:
derlerdi ki 
|
levlā:
değil miydi? 
|
fuSSilet:
açıklanmalı 
|
āyātuhu:
onun ayetleri 
|
eeǎ'cemiyyun:
yabancı söz mü? 
|
ve ǎrabiyyun:
arab olana 
|
ḳul:
de ki 
|
huve:
o 
|
lilleƶīne:
için 
|
āmenū:
inananlar 
|
huden:
bir yol göstericidir 
|
ve şifā'un:
ve (gönüllere) şifadır 
|
velleƶīne:
gelince 
|
lā:

|
yu'minūne:
inanmayanlara 
|
fī:
vardır 
|
āƶānihim:
onların kulaklarında 
|
veḳrun:
bir ağırlık 
|
ve huve:
ve o 
|
ǎleyhim:
onlara 
|
ǎmen:
bir körlüktür 
|
ulāike:
onlar 
|
yunādevne:
çağırılıyorlar 
|
min:
-den 
|
mekānin:
bir yer- 
|
beǐydin:
uzak 
|
(41:44)


|
veleḳad:
ve andolsun 
|
āteynā:
biz vermiştik 
|
mūsā:
Musa'ya 
|
l-kitābe:
Kitabı 
|
feḣtulife:
fakat ayrılığa düşülmüştü 
|
fīhi:
onda 
|
velevlā:
ve eğer olmasaydı 
|
kelimetun:
bir söz 
|
sebeḳat:
geçmiş 
|
min:
-nden 
|
rabbike:
Rabbi- 
|
leḳuDiye:
derhal hüküm verilirdi 
|
beynehum:
aralarında 
|
veinnehum:
fakat onlar 
|
lefī:
içindedirler 
|
şekkin:
bir kuşku 
|
minhu:
ondan 
|
murībin:
işkilli 
|
(41:45)


|
men:
kim 
|
ǎmile:
yaparsa 
|
SāliHen:
iyi iş 
|
felinefsihi:
yararı kendisinedir 
|
ve men:
ve kim 
|
esā'e:
kötülük yaparsa 
|
feǎleyhā:
zararı kendisinedir 
|
ve mā:
ve değildir 
|
rabbuke:
Rabbin 
|
biZellāmin:
zulmedici 
|
lil'ǎbīdi:
kullara 
|
(41:46)


|
ileyhi:
O'na 
|
yuraddu:
döndürülür 
|
ǐlmu:
bilgisi 
|
s-sāǎti:
sa'at (kıyamet) 
|
ve mā:
ve 
|
teḣrucu:
çıkmaz 
|
min:

|
ṧemerātin:
meyvalar 
|
min:
-ndan 
|
ekmāmihā:
kabukları- 
|
ve mā:

|
teHmilu:
gebe kalmaz 
|
min:
hiçbir 
|
unṧā:
dişi 
|
ve lā:
ve 
|
teDeǔ:
doğurmaz 
|
illā:
olmadan 
|
biǐlmihi:
O'nun bilgisi 
|
ve yevme:
ve (o) gün 
|
yunādīhim:
onlara seslenildiği 
|
eyne:
nerede? 
|
şurakāī:
ortaklarım 
|
ḳālū:
demişlerdir 
|
āƶennāke:
sana arz ederiz ki 
|
mā:
yok 
|
minnā:
bizden 
|
min:
hiçbir 
|
şehīdin:
gören 
|
(41:47)


|
ve Delle:
ve sapıp gitmiştir 
|
ǎnhum:
onlardan 
|
mā:
şeyler 
|
kānū:
oldukları 
|
yed'ǔne:
yalvarıp duruyor(lar) 
|
min:

|
ḳablu:
önceden 
|
ve Zennū:
ve onlar anlamışlardır 
|
mā:
olmadığını 
|
lehum:
kendileri için 
|
min:
hiçbir 
|
meHīSin:
kaçacak yer 
|
(41:48)


|
lā:

|
yesemu:
usanmaz 
|
l-insānu:
insan 
|
min:
-ten 
|
duǎā'i:
istemek- 
|
l-ḣayri:
hayır (iyilik) 
|
vein:
ama eğer 
|
messehu:
kendisine dokunursa 
|
ş-şerru:
bir şer 
|
feyeūsun:
hemen üzülür 
|
ḳanūTun:
ümitsiz olur 
|
(41:49)


|
velein:
ve eğer 
|
eƶeḳnāhu:
biz ona taddırırsak 
|
raHmeten:
bir rahmet 
|
minnā:
kendimizden 
|
min:

|
beǎ'di:
sonra 
|
Derrā'e:
bir zarardan 
|
messethu:
ona dokunan 
|
leyeḳūlenne:
elbette der ki 
|
hāƶā:
bu 
|
lī:
benim hakkımdır 
|
ve mā:
ve 
|
eZunnu:
sanmıyorum 
|
s-sāǎte:
kıyametin 
|
ḳāimeten:
kopacağını 
|
velein:
eğer 
|
ruciǎ'tu:
götürülmüş olsam bile 
|
ilā:

|
rabbī:
Rabbime 
|
inne:
muhakkak 
|
lī:
benim için vardır 
|
ǐndehu:
O'nun yanında 
|
lelHusnā:
daha güzel şeyler 
|
felenunebbienne:
biz mutlaka haber vereceğiz 
|
elleƶīne:
kimselere 
|
keferū:
inkar edenlere 
|
bimā:

|
ǎmilū:
yaptıklarını 
|
velenuƶīḳannehum:
ve mutlaka taddıracağız 
|
min:
-dan 
|
ǎƶābin:
azab- 
|
ğalīZin:
kaba 
|
(41:50)


|
ve iƶā:
ne zaman ki 
|
en'ǎmnā:
bir ni'met verdiğimizde 
|
ǎlā:

|
l-insāni:
insana 
|
eǎ'raDe:
yüz çevirir 
|
ve neā:
ve yan çizer 
|
bicānibihi:
ve yan çizer 
|
veiƶā:
ve ne zaman ki 
|
messehu:
ona dokunduğunda 
|
ş-şerru:
bir şer 
|
feƶū:
hemen 
|
duǎā'in:
yalvarıp durur 
|
ǎrīDin:
bol bol 
|
(41:51)


|
ḳul:
de ki 
|
eraeytum:
gördünüz mü ki 
|
in:
eğer (Kur'an) 
|
kāne:
ise 
|
min:
-ndan 
|
ǐndi:
tarafı- 
|
llahi:
Allah 
|
ṧumme:
sonra 
|
kefertum:
siz de inkar etmişseniz 
|
bihi:
onu 
|
men:
kim olabilir? 
|
eDellu:
daha sapık 
|
mimmen:
kimseden 
|
huve:
o 
|
fī:

|
şiḳāḳin:
bir ayrılığa düşen 
|
beǐydin:
uzak 
|
(41:52)


|
senurīhim:
biz onlara göstereceğiz 
|
āyātinā:
ayetlerimizi 
|
fī:

|
l-āfāḳi:
ufuklarda 
|
ve fī:
ve 
|
enfusihim:
kendi canlarında 
|
Hattā:
kadar 
|
yetebeyyene:
iyice belli olana 
|
lehum:
onlara 
|
ennehu:
o(Kur'a)n'ın 
|
l-Haḳḳu:
gerçek olduğu 
|
evelem:
mi? 
|
yekfi:
yetmez 
|
birabbike:
Rabbinin 
|
ennehu:
O'nun 
|
ǎlā:
üzerine 
|
kulli:
her 
|
şey'in:
şey 
|
şehīdun:
şahit olması 
|
(41:53)


|
elā:
iyi bil ki 
|
innehum:
onlar 
|
fī:
içindedirler 
|
miryetin:
kuşku 
|
min:
-tan 
|
liḳā'i:
kavuşmak- 
|
rabbihim:
Rablerine 
|
elā:
iyi bil ki 
|
innehu:
O 
|
bikulli:
her 
|
şey'in:
şeyi 
|
muHīTun:
kuşatmıştır 
|
(41:54)
