Kırık Meal (Okunuş) Meali

|
yeselūneke:
sana sorarlar 
|
ǎni:
-den 
|
l-enfāli:
ganimetler- 
|
ḳuli:
de ki 
|
l-enfālu:
ganimetler 
|
lillahi:
Allah'ındır 
|
ve rrasūli:
ve Elçi(si)nindir 
|
fetteḳū:
korkun 
|
llahe:
Allah'tan 
|
ve eSliHū:
ve düzeltin 
|
ƶāte:
hali 
|
beynikum:
aranızdaki 
|
ve eTīǔ:
ita'at edin 
|
llahe:
Allah'a 
|
ve rasūlehu:
ve Elçisine 
|
in:
eğer 
|
kuntum:
siz (gerçekten) iseniz 
|
mu'minīne:
inananlar 
|
(8:1)


|
innemā:
gerçekten 
|
l-mu'minūne:
Mü'minler 
|
elleƶīne:
o kimselerdir ki 
|
iƶā:
zaman 
|
ƶukira:
anıldığı 
|
llahu:
Allah 
|
vecilet:
ürperir 
|
ḳulūbuhum:
yürekleri 
|
ve iƶā:
ve zaman 
|
tuliyet:
okunduğu 
|
ǎleyhim:
kendilerine 
|
āyātuhu:
O'nun ayetleri 
|
zādethum:
artırır 
|
īmānen:
imanlarını 
|
ve ǎlā:
ve 
|
rabbihim:
Rablerine 
|
yetevekkelūne:
tevekkül ederler 
|
(8:2)


|
elleƶīne:
o kimseler 
|
yuḳīmūne:
doğrulurlar 
|
S-Salāte:
SaLâTe/Desteğe 
|
ve mimmā:
ve -şeylerden 
|
razeḳnāhum:
rızıklandırdığımız- 
|
yunfiḳūne:
harcayanlar 
|
(8:3)


|
ulāike:
işte 
|
humu:
onlardır 
|
l-mu'minūne:
mü'minler/doğrulaşmışlar/eminler 
|
Haḳḳan:
gerçek 
|
lehum:
onlara vardır 
|
deracātun:
dereceler 
|
ǐnde:
katında 
|
rabbihim:
Rablerinin 
|
ve meğfiratun:
ve bağışlanma 
|
ve rizḳun:
ve rızık 
|
kerīmun:
tükenmez 
|
(8:4)


|
kemā:
gibi 
|
eḣraceke:
seni çıkardığı 
|
rabbuke:
Rabbinin 
|
min:
-den/dan 
|
beytike:
Yapı'n 
|
bil-Haḳḳi:
gerçek'le 
|
veinne:
ve Kİ 
|
ferīḳan:
bir kısmı 
|
mine:
-den 
|
l-mu'minīne:
mü'minler- 
|
lekārihūne:
bundan hoşlanmıyordu 
|
(8:5)


|
yucādilūneke:
seninle tartışıyorlardı 
|
fī:
dair 
|
l-Haḳḳi:
hakka 
|
beǎ'demā:
sonra 
|
tebeyyene:
ortaya çıktıktan 
|
keennemā:
gibi 
|
yusāḳūne:
sürülüyorlarmış 
|
ilā:

|
l-mevti:
ölüme 
|
vehum:
ve onlar 
|
yenZurūne:
gözleri göre göre 
|
(8:6)


|
ve iƶ:
o zaman 
|
yeǐdukumu:
size va'dediyordu 
|
llahu:
Allah 
|
iHdā:
birinin 
|
T-Tāifeteyni:
iki topluluktan 
|
ennehā:
muhakkak 
|
lekum:
sizin olduğunu 
|
ve teve ddūne:
siz de istiyordunuz 
|
enne:
gerçekten 
|
ğayra:

|
ƶāti:
hali 
|
ş-şevketi:
kuvvetsiz olanın 
|
tekūnu:
olmasını 
|
lekum:
sizin 
|
veyurīdu:
oysa istiyordu 
|
llahu:
Allah 
|
en:

|
yuHiḳḳa:
gerçekleştirmek 
|
l-Haḳḳa:
hakkı 
|
bikelimātihi:
sözleriyle 
|
ve yeḳTaǎ:
ve kesmek 
|
dābira:
ardını 
|
l-kāfirīne:
kafirlerin 
|
(8:7)


|
liyuHiḳḳa:
ta ki gerçekleştirsin 
|
l-Haḳḳa:
hakkı 
|
ve yubTile:
ve ortadan kaldırsın 
|
l-bāTile:
batılı 
|
velev:
şayet 
|
kerihe:
istemese (bile) 
|
l-mucrimūne:
suçlular 
|
(8:8)


|
iƶ:
hani 
|
testeğīṧūne:
siz yardım istiyordunuz 
|
rabbekum:
Rabbinizden 
|
festecābe:
karşılık vermişti 
|
lekum:
size 
|
ennī:
şüphesiz ben 
|
mumiddukum:
size yardım edeceğim 
|
bielfin:
bin 
|
mine:
ile 
|
l-melāiketi:
melekler 
|
murdifīne:
birbiri ardınca 
|
(8:9)


|
ve mā:
ve 
|
ceǎlehu:
bunu yapmadı 
|
llahu:
Allah 
|
illā:
ancak (yaptı) 
|
buşrā:
müjde olsun diye 
|
veliteTmeinne:
ve yatışsın diye 
|
bihi:
bununla 
|
ḳulūbukum:
kalbiniz 
|
ve mā:
ve yoktur 
|
n-neSru:
yardım 
|
illā:
başkaca 
|
min:

|
ǐndi:
katından 
|
llahi:
Allah 
|
inne:
şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
ǎzīzun:
daima üstün 
|
Hakīmun:
hüküm ve hikmet sahibidir 
|
(8:10)


|
iƶ:
O zaman 
|
yuğaşşīkumu:
sizi bürüyordu 
|
n-nuǎāse:
hafif bir uyku 
|
emeneten:
bir güven olmak üzere 
|
minhu:
O'ndan (Allah'tan) 
|
ve yunezzilu:
ve indiriyordu 
|
ǎleykum:
üzerinize 
|
mine:
-ten 
|
s-semāi:
gök- 
|
māen:
bir su 
|
liyuTahhirakum:
sizi temizlemek için 
|
bihi:
onunla 
|
ve yuƶhibe:
ve gidermek için 
|
ǎnkum:
sizden 
|
ricze:
pisliğini 
|
ş-şeyTāni:
şeytanın 
|
veliyerbiTa:
ve (birbirine) bağlamak için 
|
ǎlā:
üzerini 
|
ḳulūbikum:
kalblerinizin 
|
ve yuṧebbite:
ve pekiştirmek için 
|
bihi:
onunla 
|
l-eḳdāme:
ayakları(nızı) 
|
(8:11)


|
iƶ:
hani 
|
yūHī:
vahyediyordu 
|
rabbuke:
Rabbin 
|
ilā:

|
l-melāiketi:
meleklere 
|
ennī:
şüphesiz ben 
|
meǎkum:
sizinle beraberim 
|
feṧebbitū:
siz pekiştirin 
|
elleƶīne:
kimseleri 
|
āmenū:
inananları 
|
seulḳī:
ben salacağım 
|
fī:
içine 
|
ḳulūbi:
yüreklerine 
|
elleƶīne:
kimselerin 
|
keferū:
inkar edenlerin 
|
r-ruǎ'be:
korku 
|
feDribū:
vurun 
|
fevḳa:
üstüne 
|
l-eǎ'nāḳi:
boyunların(ın) 
|
veDribū:
ve vurun 
|
minhum:
onların 
|
kulle:
her 
|
benānin:
parmağına 
|
(8:12)


|
ƶālike:
böyle (olacak) 
|
biennehum:
çünkü onlar 
|
şāḳḳū:
karşı geldiler 
|
llahe:
Allah'a 
|
ve rasūlehu:
ve Elçisine 
|
ve men:
kim 
|
yuşāḳiḳi:
karşı gelirse 
|
llahe:
Allah'a 
|
ve rasūlehu:
ve Elçisine 
|
feinne:
muhakkak ki 
|
llahe:
Allah'ın 
|
şedīdu:
çetin olur 
|
l-ǐḳābi:
cezası 
|
(8:13)


|
ƶālikum:
işte siz 
|
feƶūḳūhu:
şimdi tadın onu 
|
ve enne:
ve şüphesiz 
|
lilkāfirīne:
kafirler için vardır 
|
ǎƶābe:
azabı 
|
n-nāri:
ateş 
|
(8:14)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
iƶā:
ne zaman ki 
|
leḳītumu:
karşılaşırsanız 
|
elleƶīne:
kimselerle 
|
keferū:
inkar edenlerle 
|
zeHfen:
toplu halde 
|
felā:
asla 
|
tuvellūhumu:
onlara döndürmeyin 
|
l-edbāra:
arkalar(ınız)ı 
|
(8:15)


|
ve men:
ve kim 
|
yuvellihim:
döner(kaçar)sa 
|
yevmeiƶin:
o gün 
|
duburahu:
arkasını 
|
illā:
dışında 
|
muteHarrifen:
bir tarafa çekilmek 
|
liḳitālin:
savaşmak için 
|
ev:
ya da 
|
muteHayyizen:
katılmak 
|
ilā:

|
fietin:
(başka) bir birliğe 
|
feḳad:
muhakkak 
|
bā'e:
uğrar 
|
biğaDebin:
bir gazaba 
|
mine:
-tan 
|
llahi:
Allah- 
|
ve me'vāhu:
ve onun yeri 
|
cehennemu:
cehennemdir 
|
vebi'se:
ve o ne kötü 
|
l-meSīru:
varılacak bir yerdir 
|
(8:16)


|
fe lem:

|
teḳtulūhum:
onları siz öldürmediniz 
|
velākinne:
fakat 
|
llahe:
Allah 
|
ḳatelehum:
onları öldürdü 
|
ve mā:

|
rameyte:
sen atmadın 
|
iƶ:
zaman 
|
rameyte:
attığın 
|
velākinne:
fakat 
|
llahe:
Allah 
|
ramā:
attı 
|
veliyubliye:
sınamak için 
|
l-mu'minīne:
Mü'minleri 
|
minhu:
kendinden 
|
belā'en:
bir imtihanla 
|
Hasenen:
güzel 
|
inne:
doğrusu 
|
llahe:
Allah 
|
semīǔn:
işitendir 
|
ǎlīmun:
bilendir 
|
(8:17)


|
ƶālikum:
işte size böyle yaptı 
|
ve enne:
çünkü 
|
llahe:
Allah 
|
mūhinu:
zayıflatır 
|
keydi:
tuzağını 
|
l-kāfirīne:
kafirlerin 
|
(8:18)


|
in:
eğer 
|
testeftiHū:
fetih istiyorsanız 
|
feḳad:
işte 
|
cā'ekumu:
size geldi 
|
l-fetHu:
fetih 
|
ve in:
eğer 
|
tentehū:
vazgeçerseniz 
|
fehuve:
bu 
|
ḣayrun:
iyidir 
|
lekum:
sizin için 
|
vein:
ama yine 
|
teǔdū:
dönerseniz 
|
neǔd:
biz de döneriz 
|
velen:

|
tuğniye:
sağlayamaz 
|
ǎnkum:
size 
|
fietukum:
topluluğunuz 
|
şey'en:
hiçbir şey (yarar) 
|
velev:
şayet 
|
keṧurat:
çok da olsa 
|
ve enne:
çünkü 
|
llahe:
Allah 
|
meǎ:
beraberdir 
|
l-mu'minīne:
inananlarla 
|
(8:19)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
eTīǔ:
ita'at edin 
|
llahe:
Allah'a 
|
ve rasūlehu:
ve Elçisine 
|
ve lā:
ve asla 
|
tevellev:
dönmeyin 
|
ǎnhu:
ondan 
|
veentum:
ve siz 
|
tesmeǔne:
işittiğiniz halde 
|
(8:20)


|
ve lā:
ve asla 
|
tekūnū:
olmayın 
|
kālleƶīne:
gibi 
|
ḳālū:
diyenler 
|
semiǎ'nā:
işittik 
|
vehum:
ve onlar 
|
lā:

|
yesmeǔne:
işitmedikleri halde 
|
(8:21)


|
inne:
şüphesiz 
|
şerra:
en kötüsü 
|
d-devābbi:
canlıların 
|
ǐnde:
katında 
|
llahi:
Allah 
|
S-Summu:
sağırlar 
|
l-bukmu:
ve dilsizlerdir 
|
elleƶīne:
onlar ki 
|
lā:

|
yeǎ'ḳilūne:
düşünmezler 
|
(8:22)


|
velev:
şayet 
|
ǎlime:
bilseydi 
|
llahu:
Allah 
|
fīhim:
onlarda vardır 
|
ḣayran:
bir iyilik 
|
leesmeǎhum:
elbette onlara işittirirdi 
|
velev:
şayet 
|
esmeǎhum:
onlara işittirseydi de 
|
letevellev:
yine dönerlerdi 
|
vehum:
onlar 
|
muǎ'riDūne:
aldırmayarak 
|
(8:23)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
stecībū:
çağrısına koşun 
|
lillahi:
Allah'ın 
|
velirrasūli:
ve Elçisinin 
|
iƶā:
zaman 
|
deǎākum:
sizi çağırdığı 
|
limā:
şeylere 
|
yuHyīkum:
sizi yaşatacak 
|
veǎ'lemū:
ve bilin ki 
|
enne:
muhakkak 
|
llahe:
Allah 
|
yeHūlu:
girer 
|
beyne:
arasına 
|
l-mer'i:
kişi ile 
|
ve ḳalbihi:
onun kalbi 
|
ve ennehu:
ve siz 
|
ileyhi:
O'nun huzuruna 
|
tuHşerūne:
toplanacaksınız 
|
(8:24)


|
vetteḳū:
sakının 
|
fitneten:
fitneden 
|
lā:

|
tuSībenne:
erişmekle kalmaz 
|
elleƶīne:
kimselere 
|
Zelemū:
haksızlık edenlere 
|
minkum:
aranızdan 
|
ḣāSSaten:
yalnızca 
|
veǎ'lemū:
bilin ki 
|
enne:
muhakkak 
|
llahe:
Allah'ın 
|
şedīdu:
çetindir 
|
l-ǐḳābi:
azabı 
|
(8:25)


|
veƶkurū:
düşünün ki 
|
iƶ:
bir zaman 
|
entum:
siz 
|
ḳalīlun:
az idiniz 
|
musteD'ǎfūne:
hırpalanıyordunuz 
|
fī:

|
l-erDi:
yeryüzünde 
|
teḣāfūne:
korkuyordunuz 
|
en:

|
yeteḣaTTafekumu:
sizi kapıp götürmesinden 
|
n-nāsu:
insanların 
|
fe āvākum:
(Allah) sizi barındırdı 
|
ve eyyedekum:
ve sizi destekledi 
|
bineSrihi:
yardımıyle 
|
ve razeḳakum:
ve sizi besledi 
|
mine:

|
T-Tayyibāti:
güzel şeylerle 
|
leǎllekum:
belki 
|
teşkurūne:
şükredersiniz 
|
(8:26)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
lā:

|
teḣūnū:
hiyanet etmeyin 
|
llahe:
Allah'a 
|
ve rrasūle:
ve Elçisine 
|
veteḣūnū:
hiyanet ederek 
|
emānātikum:
emanetlerinize 
|
veentum:
ve siz 
|
teǎ'lemūne:
bildiğiniz halde 
|
(8:27)


|
veǎ'lemū:
ve bilin ki 
|
ennemā:
şüphesiz 
|
emvālukum:
mallarınız 
|
ve evlādukum:
ve çocuklarınız 
|
fitnetun:
birer fitne(sınav)dır 
|
ve enne:
ve süphesiz 
|
llahe:
Allah('a gelince) 
|
ǐndehu:
o'nun yanındadır 
|
ecrun:
mükafat 
|
ǎZīmun:
büyük 
|
(8:28)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
in:
eğer 
|
tetteḳū:
korkarsanız 
|
llahe:
Allah'tan 
|
yec'ǎl:
O verir 
|
lekum:
size 
|
furḳānen:
iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış 
|
ve yukeffir:
ve örter 
|
ǎnkum:
sizin 
|
seyyiātikum:
kötülüklerinizi 
|
ve yeğfir:
ve bağışlar 
|
lekum:
sizi 
|
vallahu:
Allah 
|
ƶū:
sahibidir 
|
l-feDli:
lutuf 
|
l-ǎZīmi:
büyük 
|
(8:29)


|
ve iƶ:
ve hani 
|
yemkuru:
tuzak kuruyorlardı 
|
bike:
sana 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
keferū:
inkar edenler 
|
liyuṧbitūke:
seni tutup bağlamaları için 
|
ev:
veya 
|
yeḳtulūke:
öldürmeleri için 
|
ev:
ya da 
|
yuḣricūke:
sürmeleri için 
|
ve yemkurūne:
onlar tuzak kurarlarken 
|
ve yemkuru:
tuzak kuruyordu 
|
llahu:
Allah da 
|
vallahu:
Allah 
|
ḣayru:
en iyisidir 
|
l-mākirīne:
tuzak kuranların 
|
(8:30)


|
ve iƶā:
zaman 
|
tutlā:
okunduğu 
|
ǎleyhim:
onlara 
|
āyātunā:
ayetlerimiz 
|
ḳālū:
dediler 
|
ḳad:
muhakkak 
|
semiǎ'nā:
İşittik 
|
lev:
şayet 
|
neşā'u:
istesek 
|
leḳulnā:
biz de söyleriz 
|
miṧle:
gibisini 
|
hāƶā:
bunun 
|
in:

|
hāƶā:
bu 
|
illā:
ancak 
|
esāTīru:
masallarındandır 
|
l-evvelīne:
evvelkilerin 
|
(8:31)


|
ve iƶ:
ve hani 
|
ḳālū:
demişlerdi 
|
llahumme:
Allah'ım 
|
in:
eğer 
|
kāne:
ise 
|
hāƶā:
bu 
|
huve:
(kişi) 
|
l-Haḳḳa:
bir gerçek 
|
min:

|
ǐndike:
senin yanından gelmiş 
|
feemTir:
yağdır 
|
ǎleynā:
başımıza 
|
Hicāraten:
taş 
|
mine:

|
s-semāi:
gökten 
|
evi:
yahut 
|
'tinā:
bize getir 
|
biǎƶābin:
bir azab 
|
elīmin:
acıklı 
|
(8:32)


|
vemā:
oysa 
|
kāne:
değildi 
|
llahu:
Allah 
|
liyuǎƶƶibehum:
onlara azab edecek 
|
veente:
ve sen 
|
fīhim:
onların içinde bulundukça 
|
ve mā:
ve 
|
kāne:
değildi 
|
llahu:
Allah 
|
muǎƶƶibehum:
onlara azab edecek 
|
vehum:
ve onlar 
|
yesteğfirūne:
istiğfar ederlerken 
|
(8:33)


|
vemā:
neden 
|
lehum:
onlara 
|
ellā:

|
yuǎƶƶibehumu:
azabetmesin? 
|
llahu:
Allah 
|
vehum:
onlar 
|
yeSuddūne:
geri çevirdikleri 
|
ǎni:

|
l-mescidi:
Mescid-i 
|
l-Harāmi:
haramdan 
|
vemā:
ve 
|
kānū:
olmadıkları halde 
|
evliyā'ehu:
onun velisi 
|
in:

|
evliyā'uhu:
onun velileri 
|
illā:
sadece 
|
l-mutteḳūne:
korunanlardır 
|
velākinne:
fakat 
|
ekṧerahum:
çokları 
|
lā:

|
yeǎ'lemūne:
bilmezler 
|
(8:34)


|
ve mā:
ve şey 
|
kāne:
olan 
|
Salātuhum:
SaLât'leri / Destekleri 
|
ǐnde:
katında 
|
l-beyti:
Beyt(ullah) 
|
illā:
başka 
|
mukā'en:
ıslık çalmadan 
|
ve teSdiyeten:
ve el çırpmadan 
|
feƶūḳū:
O halde tadın 
|
l-ǎƶābe:
azabı 
|
bimā:
dolayı 
|
kuntum:
olmanızdan 
|
tekfurūne:
inkar ediyor(lar) 
|
(8:35)


|
inne:
şüphesiz 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
keferū:
inkar eden(ler) 
|
yunfiḳūne:
harcarlar 
|
emvālehum:
mallarını 
|
liyeSuddū:
engel olmak için 
|
ǎn:

|
sebīli:
yoluna 
|
llahi:
Allah 
|
feseyunfiḳūnehā:
ve harcayacaklar 
|
ṧumme:
sonra (bu) 
|
tekūnu:
olacak 
|
ǎleyhim:
kendilerine 
|
Hasraten:
dert 
|
ṧumme:
nihayet 
|
yuğlebūne:
yenilecekler 
|
velleƶīne:
ve kimseler 
|
keferū:
inkar eden(ler) 
|
ilā:

|
cehenneme:
cehenneme 
|
yuHşerūne:
sürüleceklerdir 
|
(8:36)


|
liyemiyze:
ayıklasın diye 
|
llahu:
Allah 
|
l-ḣabīṧe:
murdarı 
|
mine:

|
T-Tayyibi:
temizden 
|
ve yec'ǎle:
ve koyup 
|
l-ḣabīṧe:
bütün murdarları 
|
beǎ'Dehu:
birini 
|
ǎlā:
üzerine 
|
beǎ'Din:
diğerinin 
|
fe yerkumehu:
yığsın da 
|
cemīǎn:
hepsini 
|
fe yec'ǎlehu:
atsın 
|
fī:

|
cehenneme:
cehenneme 
|
ulāike:
işte 
|
humu:
onlardır 
|
l-ḣāsirūne:
ziyana uğrayanlar 
|
(8:37)


|
ḳul:
söyle 
|
lilleƶīne:
kimselere 
|
keferū:
inkar eden(lere) 
|
in:
eğer 
|
yentehū:
vazgeçerlerse 
|
yuğfer:
bağışlanır 
|
lehum:
kendilerine 
|
mā:
olanlar 
|
ḳad:

|
selefe:
geçmiştekiler 
|
vein:
yok yine 
|
yeǔdū:
dönerlerse 
|
feḳad:
elbette 
|
meDet:
geçerlidir 
|
sunnetu:
kanunu 
|
l-evvelīne:
öncekilerin 
|
(8:38)


|
ve ḳātilūhum:
ve onlarla savaşın 
|
Hattā:
kadar 
|
lā:

|
tekūne:
kalmayıncaya 
|
fitnetun:
fitne 
|
ve yekūne:
ve oluncaya (kadar) 
|
d-dīnu:
din 
|
kulluhu:
tamamen 
|
lillahi:
Allah'ın 
|
feini:
eğer 
|
ntehev:
son verirlerse 
|
feinne:
muhakkak ki 
|
llahe:
Allah 
|
bimā:
ne 
|
yeǎ'melūne:
yaptıklarını 
|
beSīrun:
görmektedir 
|
(8:39)


|
ve in:
eğer 
|
tevellev:
dönerlerse 
|
feǎ'lemū:
bilin ki 
|
enne:
muhakkak 
|
llahe:
Allah 
|
mevlākum:
sizin sahibinizdir 
|
niǎ'me:
O, ne güzel 
|
l-mevlā:
sahip 
|
ve niǎ'me:
ve ne güzel 
|
n-neSīru:
yardımcıdır 
|
(8:40)


|
veǎ'lemū:
bilin ki 
|
ennemā:

|
ğanimtum:
aldığınız ganimetlerin 
|
min:

|
şey'in:
herbirinin 
|
feenne:
muhakkak 
|
lillahi:
Allah'a aittir 
|
ḣumusehu:
beşte biri 
|
velirrasūli:
ve Elçisine 
|
veliƶī:

|
l-ḳurbā:
ve akrabalara 
|
velyetāmā:
ve yetimlere 
|
velmesākīni:
ve yoksullara 
|
vebni:

|
s-sebīli:
ve yolcu(lar)a 
|
in:
eğer 
|
kuntum:
iseniz 
|
āmentum:
inanmış 
|
billahi:
Allah'a 
|
ve mā:
ve 
|
enzelnā:
indirdiğimize 
|
ǎlā:

|
ǎbdinā:
kulumuza 
|
yevme:
gününde 
|
l-furḳāni:
ayrılma 
|
yevme:
günde 
|
t-teḳā:
karşılaştığı 
|
l-cem'ǎāni:
o iki topluluğun 
|
vallahu:
Allah 
|
ǎlā:
üzerine 
|
kulli:
her 
|
şey'in:
şey 
|
ḳadīrun:
kadirdir 
|
(8:41)


|
iƶ:
o vakit 
|
entum:
siz 
|
bil-ǔdveti:
vadinin 
|
d-dunyā:
yakın kenarında idiniz 
|
ve hum:
ve onlar da 
|
bil-ǔdveti:
vadinin 
|
l-ḳuSvā:
uzak kenarında idiler 
|
ve rrakbu:
ve kervan da 
|
esfele:
daha aşağıda idi 
|
minkum:
sizden 
|
velev:
ve eğer 
|
tevāǎdtum:
sözleşmiş olsaydınız dahi 
|
lāḣteleftum:
buluşamazdınız 
|
fī:

|
l-mīǎādi:
sözleştiğiniz vakitte 
|
velākin:
fakat bu 
|
liyeḳDiye:
yerine getirmesi içindir 
|
llahu:
Allah'ın 
|
emran:
bir işi 
|
kāne:

|
mef'ǔlen:
yapılması gereken 
|
liyehlike:
helak olsun diye 
|
men:
kimse 
|
heleke:
helak olan 
|
ǎn:

|
beyyinetin:
açık delille 
|
ve yeHyā:
ve yaşasın diye 
|
men:
kimse (de) 
|
Hayye:
yaşayan 
|
ǎn:

|
beyyinetin:
açık delille 
|
ve inne:
çünkü 
|
llahe:
Allah 
|
lesemīǔn:
işitendir 
|
ǎlīmun:
bilendir 
|
(8:42)


|
iƶ:
hani 
|
yurīkehumu:
sana onları gösteriyordu 
|
llahu:
Allah 
|
fī:

|
menāmike:
uykunda 
|
ḳalīlen:
az 
|
velev:
ve eğer 
|
erākehum:
sana onları gösterseydi 
|
keṧīran:
çok 
|
lefeşiltum:
çekinirdiniz 
|
veletenāzeǎ'tum:
ve çekişirdiniz 
|
fī:

|
l-emri:
(savaş) iş(in)de 
|
velākinne:
fakat 
|
llahe:
Allah 
|
selleme:
kurtardı 
|
innehu:
doğrusu O 
|
ǎlīmun:
bilir 
|
biƶāti:
özünü 
|
S-Sudūri:
göğüslerin 
|
(8:43)


|
ve iƶ:
ta ki 
|
yurīkumūhum:
onları gösteriyor 
|
iƶi:
zaman 
|
t-teḳaytum:
karşılaştığınız 
|
fī:

|
eǎ'yunikum:
sizin gözlerinize 
|
ḳalīlen:
az 
|
ve yuḳallilukum:
ve sizi de azaltıyordu 
|
fī:

|
eǎ'yunihim:
onların gözlerinde 
|
liyeḳDiye:
yerine getirmesi için 
|
llahu:
Allah'ın 
|
emran:
bir işi 
|
kāne:

|
mef'ǔlen:
yapılması gereken 
|
ve ilā:
ve 
|
llahi:
Allah'a 
|
turceǔ:
döndürülecektir 
|
l-umūru:
(bütün) işler 
|
(8:44)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
iƶā:
zaman 
|
leḳītum:
karşılaştığınız 
|
fieten:
bir toplulukla 
|
feṧbutū:
sebat edin 
|
veƶkurū:
ve anın 
|
llahe:
Allah'ı 
|
keṧīran:
çok 
|
leǎllekum:
belki 
|
tufliHūne:
başarıya erişirsiniz 
|
(8:45)


|
ve eTīǔ:
ve ita'at edin 
|
llahe:
Allah'a 
|
ve rasūlehu:
ve Elçisine 
|
ve lā:

|
tenāzeǔ:
birbirinizle çekişmeyin 
|
fetefşelū:
yoksa korkuya kapılırsınız da 
|
ve teƶhebe:
ve gider 
|
rīHukum:
gücünüz (devletiniz) 
|
veSbirū:
ve sabredin 
|
inne:
çünkü 
|
llahe:
Allah 
|
meǎ:
beraberdir 
|
S-Sābirīne:
sabredenlerle 
|
(8:46)


|
ve lā:

|
tekūnū:
olmayın 
|
kālleƶīne:
gibi 
|
ḣaracū:
çıkan 
|
min:
-ndan 
|
diyārihim:
yurtları- 
|
beTaran:
çalım satarak 
|
ve riā'e:
ve gösteriş yaparak 
|
n-nāsi:
insanlara 
|
ve yeSuddūne:
ve men'edenler 
|
ǎn:
-ndan 
|
sebīli:
yolu- 
|
llahi:
Allah 
|
vallahu:
ve Allah 
|
bimā:

|
yeǎ'melūne:
onların bütün yaptıklarını 
|
muHīTun:
kuşatmıştı 
|
(8:47)


|
ve iƶ:
O zaman 
|
zeyyene:
süslemiş 
|
lehumu:
onlara 
|
ş-şeyTānu:
şeytan 
|
eǎ'mālehum:
yaptıkları işi 
|
ve ḳāle:
ve demişti 
|
lā:
yoktur 
|
ğālibe:
yenecek kimse 
|
lekumu:
sizi 
|
l-yevme:
bugün 
|
mine:
-dan 
|
n-nāsi:
insanlar- 
|
ve innī:
ve elbette ben 
|
cārun:
yanınızdayım 
|
lekum:
sizin 
|
felemmā:
fakat ne zaman 
|
terā'eti:
birbirini görünce 
|
l-fietāni:
iki topluluk 
|
nekeSa:
(geriye) dönüp 
|
ǎlā:
üzerine 
|
ǎḳibeyhi:
iki ökçesi 
|
ve ḳāle:
ve dedi ki 
|
innī:
elbette ben 
|
berī'un:
uzağım 
|
minkum:
sizden 
|
innī:
elbette ben 
|
erā:
görüyorum 
|
mā:
şeyleri 
|
lā:

|
teravne:
sizin görmediğinizi 
|
innī:
elbette ben 
|
eḣāfu:
korkarım 
|
llahe:
Allah'tan 
|
vallahu:
zira Allah'ın 
|
şedīdu:
çetindir 
|
l-ǐḳābi:
cezası 
|
(8:48)


|
iƶ:
o vakit 
|
yeḳūlu:
diyorlardı 
|
l-munāfiḳūne:
Münafıklar 
|
velleƶīne:
ve kimseler 
|
fī:
bulunan 
|
ḳulūbihim:
kalblerinde 
|
meraDun:
hastalık 
|
ğarra:
aldatmış 
|
hā'ulā'i:
bunları 
|
dīnuhum:
dinleri 
|
vemen:
oysa kim 
|
yetevekkel:
dayanırsa 
|
ǎlā:

|
llahi:
Allah'a 
|
feinne:
şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
ǎzīzun:
daima galibtir 
|
Hakīmun:
hüküm ve hikmet sahibidir 
|
(8:49)


|
velev:
ve keşke 
|
terā:
görseydin 
|
iƶ:

|
yeteveffā:
canlarını alırken 
|
elleƶīne:
kimseleri 
|
keferū:
o inkar eden(leri) 
|
l-melāiketu:
Melekler 
|
yeDribūne:
vuruyorlar 
|
vucūhehum:
yüzlerine 
|
ve edbārahum:
ve kıçlarına 
|
veƶūḳū:
haydi tadın 
|
ǎƶābe:
azabını 
|
l-Harīḳi:
yangın 
|
(8:50)


|
ƶālike:
işte bu 
|
bimā:
yüzündendir 
|
ḳaddemet:
yapıp öne sürdüğü işler 
|
eydīkum:
ellerinizin 
|
ve enne:
yoksa şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
leyse:
değildir 
|
biZellāmin:
zulmedici 
|
lil'ǎbīdi:
kullara 
|
(8:51)


|
kede'bi:
tıpkı gidişi gibidir 
|
āli:
ailesi 
|
fir'ǎvne:
Fir'avn 
|
velleƶīne:
ve kimselerin 
|
min:

|
ḳablihim:
onlardan öncekilerin 
|
keferū:
(onlar da) inkar etmişlerdi 
|
biāyāti:
ayetlerini 
|
llahi:
Allah'ın 
|
feeḣaƶehumu:
onları yakalamıştı 
|
llahu:
Allah 
|
biƶunūbihim:
günahlarıyla 
|
inne:
şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
ḳaviyyun:
güçlüdür 
|
şedīdu:
çetindir 
|
l-ǐḳābi:
cezası 
|
(8:52)


|
ƶālike:
bu böyledir 
|
bienne:
çünkü 
|
llahe:
Allah 
|
lem:
asla 
|
yeku:

|
muğayyiran:
değiştirmez 
|
niǎ'meten:
ni'meti 
|
en'ǎmehā:
onları nimetlendirdiği 
|
ǎlā:

|
ḳavmin:
bir millet 
|
Hattā:
sürece 
|
yuğayyirū:
değiştirmediği 
|
mā:
bulunanı 
|
bienfusihim:
kendilerinde 
|
ve enne:
ve şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
semīǔn:
işitendir 
|
ǎlīmun:
bilendir 
|
(8:53)


|
kede'bi:
(Evet) gidişi gibi 
|
āli:
ailesi 
|
fir'ǎvne:
Fir'avn 
|
velleƶīne:
ve kimselerin 
|
min:

|
ḳablihim:
onlardan öncekilerin 
|
keƶƶebū:
yalanlamışlardı 
|
biāyāti:
ayetlerini 
|
rabbihim:
Rablerinin 
|
feehleknāhum:
biz de onları mahvetmiştik 
|
biƶunūbihim:
günahlarıyle 
|
ve eğraḳnā:
ve boğmuştuk 
|
āle:
ailesini 
|
fir'ǎvne:
Fir'avn 
|
ve kullun:
ve hepsi de 
|
kānū:

|
Zālimīne:
zulmedicilerdi 
|
(8:54)


|
inne:
şüphesiz 
|
şerra:
en kötüsü 
|
d-devābbi:
canlıların 
|
ǐnde:
göre 
|
llahi:
Allah'a 
|
elleƶīne:
kimselerdir 
|
keferū:
kafirlerdir 
|
fe hum:
artık onlar 
|
lā:

|
yu'minūne:
inanmazlar 
|
(8:55)


|
elleƶīne:
kimseler 
|
ǎāhedte:
sen andlaşma yaptığın 
|
minhum:
kendileriyle 
|
ṧumme:
sonra 
|
yenḳuDūne:
bozarlar 
|
ǎhdehum:
andlaşmalarını 
|
fī:

|
kulli:
her 
|
merratin:
defasında 
|
ve hum:
ve onlar 
|
lā:
hiç 
|
yetteḳūne:
çekinmeden 
|
(8:56)


|
feimmā:
bundan dolayı 
|
teṧḳafennehum:
onları yakalarsan 
|
fī:

|
l-Harbi:
savaşta 
|
feşerrid:
dağıt 
|
bihim:
onları 
|
men:
kimseleri de 
|
ḣalfehum:
arkalarında ki 
|
leǎllehum:
böylece 
|
yeƶƶekkerūne:
ibret alsınlar 
|
(8:57)


|
ve immā:
ve eğer 
|
teḣāfenne:
korkarsan 
|
min:

|
ḳavmin:
bir kavmin 
|
ḣiyāneten:
hiyanet etmesinden 
|
fenbiƶ:
sen de davran 
|
ileyhim:
onlara 
|
ǎlā:

|
sevā'in:
aynı şekilde 
|
inne:
çünkü 
|
llahe:
Allah 
|
lā:

|
yuHibbu:
sevmez 
|
l-ḣāinīne:
hainleri 
|
(8:58)


|
ve lā:

|
yeHsebenne:
sanmasınlar 
|
elleƶīne:
kimseler 
|
keferū:
inkar edenler 
|
sebeḳū:
kaçabileceklerini 
|
innehum:
şüphesiz onlar 
|
lā:

|
yuǎ'cizūne:
(bizi) aciz bırakamazlar 
|
(8:59)


|
ve eǐddū:
hazırlayın 
|
lehum:
onlara karşı 
|
mā:

|
steTaǎ'tum:
gücünüz yettiği kadar 
|
min:

|
ḳuvvetin:
kuvvet 
|
ve min:

|
ribāTi:
ve cihad için bağlanıp beslenen 
|
l-ḣayli:
atlar 
|
turhibūne:
korkutursunuz 
|
bihi:
bununla 
|
ǎduvve:
düşmanını 
|
llahi:
Allah'ın 
|
ve ǎduvve kum:
ve sizin düşmanınızı 
|
ve āḣarīne:
ve başkalarını 
|
min:

|
dūnihim:
onların dışında 
|
lā:

|
teǎ'lemūnehumu:
sizin bilmediğiniz 
|
llahu:
Allah'ın 
|
yeǎ'lemuhum:
bildiği 
|
ve mā:
ne ki 
|
tunfiḳū:
harcarsanız 
|
min:

|
şey'in:
herşeyden 
|
fī:

|
sebīli:
yolunda 
|
llahi:
Allah 
|
yuveffe:
tam olarak ödenir 
|
ileykum:
size 
|
ve entum:
ve siz 
|
lā:

|
tuZlemūne:
hiç haksızlığa uğratılmazsınız 
|
(8:60)


|
ve in:
ve eğer 
|
ceneHū:
onlar yanaşırlarsa 
|
lisselmi:
barışa 
|
fecneH:
sen de yanaş 
|
lehā:
ona 
|
ve teve kkel:
ve dayan 
|
ǎlā:

|
llahi:
Allah'a 
|
innehu:
çünkü 
|
huve:
O 
|
s-semīǔ:
işitendir 
|
l-ǎlīmu:
bilendir 
|
(8:61)


|
vein:
eğer 
|
yurīdū:
isterlerse 
|
en:

|
yeḣdeǔke:
sana hile yapmak 
|
feinne:
şüphesiz 
|
Hasbeke:
sana yeter 
|
llahu:
Allah 
|
huve:
O 
|
lleƶī:
ki 
|
eyyedeke:
seni destekledi 
|
bineSrihi:
yardımıyle 
|
ve bil-mu'minīne:
ve mü'minleri 
|
(8:62)


|
ve ellefe:
ve uzlaştırdı 
|
beyne:
arasını 
|
ḳulūbihim:
onların kalblerinin 
|
lev:
şayet 
|
enfeḳte:
sen verseydin 
|
mā:

|
fī:
bulunan 
|
l-erDi:
yeryüzünde 
|
cemīǎn:
herşeyi 
|
mā:

|
ellefte:
yine de uzlaştıramazdın 
|
beyne:
arasını 
|
ḳulūbihim:
onların kalblerinin 
|
velākinne:
fakat 
|
llahe:
Allah 
|
ellefe:
uzlaştırdı 
|
beynehum:
onların arasını 
|
innehu:
çünkü O 
|
ǎzīzun:
daima üstündür 
|
Hakīmun:
hüküm ve hikmet sahibidir 
|
(8:63)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
n-nebiyyu:
peygamber 
|
Hasbuke:
sana yeter 
|
llahu:
Allah 
|
ve meni:
ve kimselere 
|
ttebeǎke:
sana tabi olanlara 
|
mine:
-den 
|
l-mu'minīne:
mü'minler- 
|
(8:64)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
n-nebiyyu:
peygamber 
|
HarriDi:
teşvik et 
|
l-mu'minīne:
mü'minleri 
|
ǎlā:

|
l-ḳitāli:
savaşa 
|
in:
eğer 
|
yekun:
olursa 
|
minkum:
sizden 
|
ǐşrūne:
yirmi (kişi) 
|
Sābirūne:
sabreden 
|
yeğlibū:
yenerler 
|
miAeteyni:
iki yüz(kafir)i 
|
ve in:
ve eğer 
|
yekun:
olursa 
|
minkum:
sizden 
|
miAetun:
yüz (kişi) 
|
yeğlibū:
yenerler 
|
elfen:
bin (kişiyi) 
|
mine:
-den 
|
elleƶīne:
kimseler- 
|
keferū:
kafir(ler) 
|
biennehum:
çünkü onlar 
|
ḳavmun:
bir topluluktur 
|
lā:

|
yefḳahūne:
anlamaz 
|
(8:65)


|
El-āne:
şimdi 
|
ḣaffefe:
hafifletti 
|
llahu:
Allah 
|
ǎnkum:
sizden 
|
ve ǎlime:
ve bildi 
|
enne:

|
fīkum:
sizde bulunduğunu 
|
Deǎ'fen:
zayıflık 
|
fein:
bundan böyle 
|
yekun:
olsa 
|
minkum:
sizden 
|
miAetun:
yüz (kişi) 
|
Sābiratun:
sabreden 
|
yeğlibū:
yenerler 
|
miAeteyni:
iki yüz(kafir)i 
|
ve in:
ve eğer 
|
yekun:
olsa 
|
minkum:
sizden 
|
elfun:
bin (kişi) 
|
yeğlibū:
yenerler 
|
elfeyni:
iki bin(kafir)i 
|
biiƶni:
izniyle 
|
llahi:
Allah'ın 
|
vallahu:
Allah 
|
meǎ:
beraberdir 
|
S-Sābirīne:
sabredenlerle 
|
(8:66)


|
mā:

|
kāne:
yakışmaz 
|
linebiyyin:
hiçbir peygambere 
|
en:

|
yekūne:
olmak 
|
lehu:
sahibi 
|
esrā:
esirler 
|
Hattā:
kadar 
|
yuṧḣine:
ağır basıncaya 
|
fī:

|
l-erDi:
yeryüzünde 
|
turīdūne:
siz istiyorsunuz 
|
ǎraDe:
geçici malını 
|
d-dunyā:
dünya 
|
vallahu:
Allah ise 
|
yurīdu:
istiyor 
|
l-āḣirate:
ahireti 
|
vallahu:
Allah 
|
ǎzīzun:
daima üstün 
|
Hakīmun:
hüküm ve hikmet sahibidir 
|
(8:67)


|
levlā:
eğer olmasaydı 
|
kitābun:
bir yazı 
|
mine:
-tan 
|
llahi:
Allah- 
|
sebeḳa:
geçmiş 
|
lemessekum:
size mutlaka dokunurdu 
|
fīmā:
dolayı 
|
eḣaƶtum:
aldığınız fidyeden 
|
ǎƶābun:
bir azab 
|
ǎZīmun:
büyük 
|
(8:68)


|
fekulū:
artık yeyin 
|
mimmā:

|
ğanimtum:
aldığınız ganimetten 
|
Halālen:
helal 
|
Tayyiben:
(ve) temiz olarak 
|
vetteḳū:
ve korkun 
|
llahe:
Allah'tan 
|
inne:
şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
ğafūrun:
bağışlayandır 
|
raHīmun:
esirgeyendir 
|
(8:69)


|
yā :
EY/HEY/AH 
|
eyyuhā:
SİZ! 
|
n-nebiyyu:
peygamber 
|
ḳul:
söyle 
|
limen:
kimselere 
|
fī:
bulunan 
|
eydīkum:
ellerinizde 
|
mine:
-den 
|
l-esrā:
esirler- 
|
in:
eğer 
|
yeǎ'lemi:
bilirse 
|
llahu:
Allah 
|
fī:
olduğunu 
|
ḳulūbikum:
sizin kalblerinizde 
|
ḣayran:
bir hayır 
|
yu'tikum:
size verir 
|
ḣayran:
daha hayırlısını 
|
mimmā:
(fidye)den 
|
uḣiƶe:
alınan 
|
minkum:
sizden 
|
ve yeğfir:
ve bağışlar 
|
lekum:
sizi 
|
vallahu:
Allah 
|
ğafūrun:
bağışlayandır 
|
raHīmun:
esirgeyendir 
|
(8:70)


|
vein:
eğer 
|
yurīdū:
isterlerse 
|
ḣiyāneteke:
sana hainlik yapmak 
|
feḳad:
muhakkak 
|
ḣānū:
hainlik yapmışlardı 
|
llahe:
Allah'a da 
|
min:

|
ḳablu:
daha önce 
|
feemkene:
bu yüzden imkan verdi 
|
minhum:
onlara karşı 
|
vallahu:
Allah 
|
ǎlīmun:
bilendir 
|
Hakīmun:
yerli yerince yapandır 
|
(8:71)


|
inne:
şüphesiz 
|
elleƶīne:
onlar ki 
|
āmenū:
inandılar 
|
ve hācerū:
ve hicret ettiler 
|
ve cāhedū:
ve savaştılar 
|
biemvālihim:
mallarıyla 
|
ve enfusihim:
ve canlarıyla 
|
fī:

|
sebīli:
yolunda 
|
llahi:
Allah 
|
velleƶīne:
ve onlar ki 
|
āvev:
barındırdılar 
|
ve neSarū:
ve yardım ettiler 
|
ulāike:
işte onlar 
|
beǎ'Duhum:
bir kısmı 
|
evliyā'u:
velisidir 
|
beǎ'Din:
bir kısmının 
|
velleƶīne:
ve kimseler 
|
āmenū:
inanan(lar) 
|
velem:
ve 
|
yuhācirū:
hicret etmeyenler 
|
mā:
yoktur 
|
lekum:
size 
|
min:
-nden 
|
velāyetihim:
onların velayeti- 
|
min:

|
şey'in:
bir şey 
|
Hattā:
kadar 
|
yuhācirū:
onlar hicret edinceye 
|
ve ini:
fakat 
|
stenSarūkum:
yardım isterlerse 
|
fī:

|
d-dīni:
dinde 
|
feǎleykumu:
sizin üzerinize borçtur 
|
n-neSru:
yardım etmeniz 
|
illā:
yalnız olmaz 
|
ǎlā:
karşı 
|
ḳavmin:
bir topluma 
|
beynekum:
aranızda 
|
ve beynehum:
ve aralarında 
|
mīṧāḳun:
andlaşma bulunan 
|
vallahu:
Allah 
|
bimā:

|
teǎ'melūne:
yaptıklarınızı 
|
beSīrun:
görmektedir 
|
(8:72)


|
velleƶīne:
kimseler 
|
keferū:
inkar eden(ler) 
|
beǎ'Duhum:
bazıları 
|
evliyā'u:
velisidirler 
|
beǎ'Din:
diğerlerinin 
|
illā:

|
tef'ǎlūhu:
eğer bunu yapmazsanız 
|
tekun:
olur 
|
fitnetun:
fitne 
|
fī:

|
l-erDi:
yeryüzünde 
|
ve fesādun:
ve bir kargaşa 
|
kebīrun:
büyük 
|
(8:73)


|
velleƶīne:
onlar ki 
|
āmenū:
inandılar 
|
ve hācerū:
ve hicret ettiler 
|
ve cāhedū:
ve savaştılar 
|
fī:

|
sebīli:
yolunda 
|
llahi:
Allah 
|
velleƶīne:
ve onlar ki 
|
āvev:
barındırdılar 
|
ve neSarū:
ve yardım ettiler 
|
ulāike:
işte 
|
humu:
onlardır 
|
l-mu'minūne:
mü'minler 
|
Haḳḳan:
gerçek 
|
lehum:
onlar için vardır 
|
meğfiratun:
bağışlanma 
|
ve rizḳun:
ve rızık 
|
kerīmun:
bol 
|
(8:74)


|
velleƶīne:
ve onlar ki 
|
āmenū:
inandılar 
|
min:
-dan 
|
beǎ'du:
sonra- 
|
ve hācerū:
ve hicret ettiler 
|
ve cāhedū:
ve savaştılar 
|
meǎkum:
sizinle beraber 
|
feulāike:
işte onlar 
|
minkum:
sizdendir 
|
veūlū:
ve sahipleri 
|
l-erHāmi:
rahim (akrabalar) 
|
beǎ'Duhum:
birbirlerine 
|
evlā:
daha yakındırlar 
|
bibeǎ'Din:
birbirlerine 
|
fī:
göre 
|
kitābi:
Kitabına 
|
llahi:
Allah'ın 
|
inne:
şüphesiz 
|
llahe:
Allah 
|
bikulli:
her 
|
şey'in:
şeyi 
|
ǎlīmun:
bilir 
|
(8:75)
