Kırık Meal (Arapça) : |انْظُرْ: bak | كَيْفَ: nasıl | ضَرَبُوا: misal verdiler | لَكَ: senin için | الْأَمْثَالَ: benzetmelerle | فَضَلُّوا: saptılar | فَلَا: artık | يَسْتَطِيعُونَ: bulamazlar | سَبِيلًا: yolu |
Kırık Meal (Harekesiz) : |انظر ENƵRbak | كيف KYFnasıl | ضربوا ŽRBWEmisal verdiler | لك LKsenin için | الأمثال ELÊMS̃ELbenzetmelerle | فضلوا FŽLWEsaptılar | فلا FLEartık | يستطيعون YSTŦYAWNbulamazlar | سبيلا SBYLEyolu |
Kırık Meal (Okunuş) : |unZur: bak | keyfe: nasıl | Derabū: misal verdiler | leke: senin için | l-emṧāle: benzetmelerle | feDellū: saptılar | felā: artık | yesteTīǔne: bulamazlar | sebīlen: yolu |
Kırık Meal (Transcript) : |ENƵR: bak | KYF: nasıl | ŽRBVE: misal verdiler | LK: senin için | ELÊMS̃EL: benzetmelerle | FŽLVE: saptılar | FLE: artık | YSTŦYAVN: bulamazlar | SBYLE: yolu |
Abdulbaki Gölpınarlı : Bak da gör, senin için ne çeşit örnekler getirdi onlar da saptılar doğru yoldan ve artık gerçeğe varmak için hiçbir yol bulamaz onlar.
Adem Uğur : (Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.
Ahmed Hulusi : Bak senin için yaptıkları benzetmeler (yanlış değerlendirmeler) yüzünden nasıl saptılar! Artık çıkış yolu bulamazlar!
Ahmet Tekin : Yâ Muhammed, seninle ilgili yaptıkları benzetmelere ibret nazarıyla bak. Bu yüzden onlar hak yoldan uzaklaşarak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ettiler. Senin peygamberliğine dil uzatacak, eksik gedik bir tarafını da bulamıyorlar.
Ahmet Varol : Bak senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Onlar artık hiçbir yol bulamazlar.
Ali Bulaç : Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.
Ali Fikri Yavuz : (Ey Rasûlüm) bak, senin hakkında ne temsiller yaptılar da haktan saptılar; artık hiç bir yol bulamazlar.
Bekir Sadak : Sana nasil misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmislardir, yol bulamazlar.*
Celal Yıldırım : Bir bak, sana nasıl misâller getirdiler de bu yüzden sapıttılar; yol bulmaya da güçleri yetmez.
Diyanet İşleri : (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.
Diyanet İşleri (eski) : Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
Diyanet Vakfi : (Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.
Edip Yüksel : Bak, senin için ne örnekler verdiler de saptılar, yolu asla bulamıyacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ey Muhammed! sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır : Bak senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiç bir yol bulamazlar
Fizilal-il Kuran : Senin hakkında ne yakışıksız benzetmeler düzdüklerini görüyor musun? Onlar sapmışlardır ve doğru yolu bir türlü bulamıyorlar.
Gültekin Onan : Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.
Hakkı Yılmaz : Senin için nasıl örnekler getirdiklerine bir bak! Artık onlar sapmışlardır, hiçbir yola da güç yetiremezler.
Hasan Basri Çantay : Bak, senin için ne misâller (kıyaslar) getirip sapdılar. Artık onlar (hidâyete) hiçbir yol bulamazlar.
Hayrat Neşriyat : Bak, senin hakkında nasıl misâller getirdiler de dalâlete düştüler; artık (onlar, hidâyete) hiçbir yol bulamazlar.
İbni Kesir : Bir bak; sana nasıl misaller getirip saptılar. Bir daha yol bulamazlar.
İskender Evrenosoğlu : Bak! Sana nasıl örnekler verdiler (sana ne kötü şeyler yakıştırdılar). Böylece dalâlette kaldılar. Artık sebîle (Allah'ın yoluna ulaşmaya) güçleri yetmez.
Muhammed Esed : (Ey Rasul,) seni benzettikleri şeye bak! Zaten onlar bir kere yoldan çıkmış bulunuyorlar, bir daha da (doğru) yolu bulamayacaklar!
Ömer Nasuhi Bilmen : Bak senin için nasıl misaller irâd ettiler, dalâlete düştüler, hiçbir yol bulmaya da muktedir olamazlar.
Ömer Öngüt : Bir bak, senin hakkında ne biçim temsiller getirdiler ve saptılar. Artık bir daha da yol bulamazlar.
Şaban Piriş : Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.
Suat Yıldırım : İşte bak senin hakkında nasıl tutarsız misaller getiriyorlar. Doğrusu onlar saptılar, artık asla yol bulamazlar!.
Süleyman Ateş : Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.
Tefhim-ul Kuran : Bir bakıver; senin için nasıl örnekler verdiler de böyle saptılar. Artık onlar hiç bir yol da bulamazlar.
Ümit Şimşek : Seni benzettikleri şeye bak! Onlar öyle bir saptılar ki, bir daha da yollarını bulamıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk : Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.