Kırık Meal (Arapça) : |فَخَرَجَ: (Karun) çıktı | عَلَىٰ: karşısına | قَوْمِهِ: kavminin | فِي: içinde | زِينَتِهِ: süsü (debdebesi) | قَالَ: dedi(ler) | الَّذِينَ: kimseler | يُرِيدُونَ: isteyen(ler) | الْحَيَاةَ: hayatını | الدُّنْيَا: dünya | يَا: EY/HEY | لَيْتَ: Keşke! | لَنَا: bize verilseydi | مِثْلَ: bir benzeri | مَا: şeyin | أُوتِيَ: verilen | قَارُونُ: Karun'a | إِنَّهُ: gerçekten onun | لَذُو: vardır | حَظٍّ: şansı | عَظِيمٍ: büyük |
Kırık Meal (Harekesiz) : |فخرج FḢRC(Karun) çıktı | على ALkarşısına | قومه GWMHkavminin | في FYiçinde | زينته ZYNTHsüsü (debdebesi) | قال GELdedi(ler) | الذين ELZ̃YNkimseler | يريدون YRYD̃WNisteyen(ler) | الحياة ELḪYEThayatını | الدنيا ELD̃NYEdünya | يا YEEY/HEY | ليت LYTKeşke! | لنا LNEbize verilseydi | مثل MS̃Lbir benzeri | ما MEşeyin | أوتي ÊWTYverilen | قارون GERWNKarun'a | إنه ÎNHgerçekten onun | لذو LZ̃Wvardır | حظ ḪƵşansı | عظيم AƵYMbüyük |
Kırık Meal (Okunuş) : |feḣarace: (Karun) çıktı | ǎlā: karşısına | ḳavmihi: kavminin | fī: içinde | zīnetihi: süsü (debdebesi) | ḳāle: dedi(ler) | elleƶīne: kimseler | yurīdūne: isteyen(ler) | l-Hayāte: hayatını | d-dunyā: dünya | yā: EY/HEY | leyte: Keşke! | lenā: bize verilseydi | miṧle: bir benzeri | mā: şeyin | ūtiye: verilen | ḳārūnu: Karun'a | innehu: gerçekten onun | leƶū: vardır | HaZZin: şansı | ǎZīmin: büyük |
Kırık Meal (Transcript) : |FḢRC: (Karun) çıktı | AL: karşısına | GVMH: kavminin | FY: içinde | ZYNTH: süsü (debdebesi) | GEL: dedi(ler) | ELZ̃YN: kimseler | YRYD̃VN: isteyen(ler) | ELḪYET: hayatını | ELD̃NYE: dünya | YE: EY/HEY | LYT: Keşke! | LNE: bize verilseydi | MS̃L: bir benzeri | ME: şeyin | ÊVTY: verilen | GERVN: Karun'a | ÎNH: gerçekten onun | LZ̃V: vardır | ḪƵ: şansı | AƵYM: büyük |
Abdulbaki Gölpınarlı : Derken kavminin karşısına süslenip çıktı da dünyâ yaşayışını dileyenler, ne olurdu dediler, bize de Kârun'a verilen verilseydi, şüphe yok ki o, dünyâ malından büyük bir nasîbe sâhip.
Adem Uğur : Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
Ahmed Hulusi : (Karun) zenginlik göstergeleriyle yurttaşlarının arasına çıktığında; dünya hayatını (en sefil yaşamı) arzulayanlar dedi ki: "Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. . . Şüphesiz büyük bir keyif ehlidir o!"
Ahmet Tekin : Derken Karun ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar:
'Keşke Karun’a verilen servet kadar bize de verilseydi, doğrusu o çok talihli' dediler.
Ahmet Varol : Süsünün içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: 'Keşke Karun'a verilen şeylerin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibidir' dediler.
Ali Bulaç : Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.
Ali Fikri Yavuz : (Derken bir gün Karûn) zînet ve ihtişamı içinde kavmine karşı çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: “- Keşki Karûn’a verilen mal gibi, bizim de olsa! O, gerçekten büyük bir bahtiyardır.” dediler.
Bekir Sadak : Karun, ihtisam icinde milletinin karsisina cikti. Dunya hayatini isteyenler: «Karun'a verildigi giibi bizim de olsa; dogrusu o buyuk bir varlik sahibidir» demislerdi.
Celal Yıldırım : Derken Karun (bir gün) şatafat içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını (gönülden) arzu edenler, «keşke Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o büyük bir pay sahibidir» diye temennide bulundular.
Diyanet İşleri : Kârûn, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.
Diyanet İşleri (eski) : Karun, ihtişam içinde milletinin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: 'Karun'a verildiği gibi bizim de olsa; doğrusu o büyük bir varlık sahibidir' demişlerdi.
Diyanet Vakfi : Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
Edip Yüksel : Bir ara, tüm görkemiyle halkının arasına çıkmıştı. Dünya hayatını seçenler, 'Keşke Karun'a verilenlerin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten, o çok şanslı biri,' dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, «Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir» dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Derken, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: «Ah ne olurdu, şu Karun'a verilen gibisi bizim de olsa; o gerçekten büyük bir bahtiyar (varlık sahibi)!» dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır : Derken ziyneti içinde kavmına karşı huruç etti, Dünya hayati arzu edenler ah, dediler, ne olurdu şu Karûna verilen gibi bizim de olsa! O cidden büyük bir bahtiyar
Fizilal-il Kuran : Karun süsü, debdebesi içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler; «Keşke Karun'a verilenlerin bir benzeri de bize verilse, doğrusu o büyük varlık sahibidir» demişlerdi.
Gültekin Onan : Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.
Hakkı Yılmaz : Derken Karun, süs, görkem içinde toplumunun karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyen kimseler, “Keşke Karun'a verilen gibi bizim de olsaydı! Şüphesiz ki o Karun, çok büyük bir nasip sahibidir” dediler.
Hasan Basri Çantay : Derken zîneti (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıkdı. Dünyâ hayâtını arzu edenler: «Nolurdu, dediler, Kaaruna verilen (şu servet) gibi bizim de (malımız) olsaydı. O, hakıykaten büyük nasîb saahibidir.
Hayrat Neşriyat : Derken, ziyneti içinde (ihtişâmla) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayâtını isteyenler dedi ki: 'Keşke Karun’a verilen (servet) gibi bizim de olsa; şübhesiz o elbette büyük bir nasib sâhibidir.'
İbni Kesir : Debdebe içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: keşki Karun'a verildiği gibi bizim de olsaydı. Doğrusu o, büyük bir varlık sahibidir, demişlerdi.
İskender Evrenosoğlu : Böylece ziyneti ile (büyük bir ihtişam ile) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenler kadar bizim de olsaydı. Muhakkak ki o gerçekten en büyük hazzın sahibidir." dediler.
Muhammed Esed : (Karun) işte böyle görkem ve gösteriş içinde soydaşlarının karşısına çıkardı. (Öyle ki,) yalnızca dünya hayatına gözünü dikenler (ona bakıp da): "Ah, n'olurdu" derlerdi, "Karun'a verildiği kadar bize de verilseydi! Çünkü o gerçekten çok talihli biri!"
Ömer Nasuhi Bilmen : Derken kavmine karşı ziynetiyle çıkıverdi. Dünya hayatını isteyenler dedi ki: «Keşke Karun'a verilmiş olan şeyin misli, bizim için de verilmiş olsa. Şüphe yok ki, o pek büyük bir baht sahibidir.»
Ömer Öngüt : Debdebe ve ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler dediler ki: “Keşke Karun'a verildiği gibi bizim de olsaydı. Doğrusu o büyük nasip sahibidir. ”
Şaban Piriş : Kavminin karşısına süslü takılarıyla çıkmıştı. Dünya hayatını isteyenler: -Keşke Karun’a verilen gibi bize de verilseydi. O, gerçekten çok şanslı demişlerdi.
Suat Yıldırım : Karun bir gün, yine bütün ihtişam ve şatafatıyla halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına çok düşkün olanlar: "Keşke bizim de Karun’unki gibi servetimiz olsaydı. Adamın amma da şansı varmış, keyfine diyecek yok!" dediler.
Süleyman Ateş : (Kârûn) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. dünyâ hayâtını isteyenler: "Keşke Kârûn'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, dediler, gerçekten onun büyük şansı var!"
Tefhim-ul Kuran : Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: «Ah keşke, Kârun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir» dediler.
Ümit Şimşek : Derken, bütün debdebesiyle kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, 'Keşke Karun'a verilenin benzeri bize de verilseydi,' dediler. 'Gerçekten onun çok büyük bir nasibi var.'
Yaşar Nuri Öztürk : Karun, süsü püsü içinde toplumunun karşısına çıktı. Şu iğreti dünya hayatını amaçlayanlar dediler ki: "Ah, Karun'a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o, çok nasipli bir adam!"