Kırık Meal (Arapça) : |قَالَ: dedi ki | نَكِّرُوا: tanınmaz hale getirin | لَهَا: onun | عَرْشَهَا: tahtını | نَنْظُرْ: bakalım | أَتَهْتَدِي: tanıyabilecek mi | أَمْ: yoksa | تَكُونُ: olacak (mı) | مِنَ: | الَّذِينَ: kimselerden | لَا: | يَهْتَدُونَ: tanımayan |
Kırık Meal (Harekesiz) : |قال GELdedi ki | نكروا NKRWEtanınmaz hale getirin | لها LHEonun | عرشها ARŞHEtahtını | ننظر NNƵRbakalım | أتهتدي ÊTHTD̃Ytanıyabilecek mi | أم ÊMyoksa | تكون TKWNolacak (mı) | من MN | الذين ELZ̃YNkimselerden | لا LE | يهتدون YHTD̃WNtanımayan |
Kırık Meal (Okunuş) : |ḳāle: dedi ki | nekkirū: tanınmaz hale getirin | lehā: onun | ǎrşehā: tahtını | nenZur: bakalım | etehtedī: tanıyabilecek mi | em: yoksa | tekūnu: olacak (mı) | mine: | elleƶīne: kimselerden | lā: | yehtedūne: tanımayan |
Kırık Meal (Transcript) : |GEL: dedi ki | NKRVE: tanınmaz hale getirin | LHE: onun | ARŞHE: tahtını | NNƵR: bakalım | ÊTHTD̃Y: tanıyabilecek mi | ÊM: yoksa | TKVN: olacak (mı) | MN: | ELZ̃YN: kimselerden | LE: | YHTD̃VN: tanımayan |
Adem Uğur : (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
Ahmed Hulusi : (Süleyman) dedi ki: "Tahtını ona zor tanıyacağı bir hâle getirin; bakalım doğru yolu bulacak mı yoksa doğru yolu bulamayanlardan mı olacak?"
Ahmet Tekin : Süleyman:
'Onun tahtını kendisince tanınmayacak hale getirin. Bakalım hakkı, hakikatı tanımayı başarabileceği yolu bulabilecek mi? Yoksa o da hakka, hakikate ulaşabileceği yolu tercih edemeyenlerden mi olacak?' dedi.
Ahmet Varol : Dedi ki: 'Onun için tahtını tanınmaz hale getirin. Bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayanlardan mı olacak.'
Ali Bulaç : Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?
Ali Fikri Yavuz : Süleyman dedi ki: “- Onun (Belkıs’ın) tahtını tanınmaz hale getirin; bakalım, tanıyacak mı, yoksa tanımıyanlardan mı olacak?”
Bekir Sadak : Suleyman «Tahtini onun tanimiyacagi hale getirin, bakalim taniyabilecek mi yoksa tanimayacak mi?» dedi.
Celal Yıldırım : Süleyman, «tahtını ona tanıyamıyacağı hale sokun da bakalım onu tanıyabilecek mi, yoksa tanımayanlardan mı olacak?» dedi.
Diyanet İşleri (eski) : Süleyman 'Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?' (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.
Diyanet Vakfi : (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır : Ona, dedi: tahtını başkalaştırın bakalım hakıkati tanıyacak mı? Yoksa tanımazlardan mı olacak?
Fizilal-il Kuran : Sonra yanındakilere dönerek «Tahtı kraliçenin tanımayacağı şekilde değiştirin! bakalım onu tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?» dedi.
Gültekin Onan : Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın / şeklini değiştirin / tanınmaz hale getirin (nekkiru), bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?"
Hakkı Yılmaz : Süleymân dedi ki: “Onun için tahtını belirsizleştirin [ona sıradan bir kişi muamelesi yapın], bakalım o, kılavuzlanan yolu bulanlardan mı yoksa kılavuzlanan doğru yolu bulmayanlardan mı olacak [Müslümanlığında samimi mi değil mi görelim]!”
Hayrat Neşriyat : (Ve devamla) dedi ki: 'Onun tahtını, kendisine tanınmaz bir hâle getirin; bakalım(tanımaya) muvaffak olacak mı, yoksa doğruyu farkedemeyenlerden mi olacak?'
İbni Kesir : Dedi ki: Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım hidayeti bulabilecek mi, yoksa bulamayanlardan mı olacak?
Muhammed Esed : (Ve) sözlerine şöyle devam etti: "(Şimdi) onun tahtını tanınmaz hale sokun; bakalım, kendi başına doğru yolu bulacak mı, yoksa doğru yolu bulamayan kimselerden mi olacak."
Ömer Nasuhi Bilmen : Dedi ki: «Ona tahtını tağyîr edin, bakalım onu tanımaya muvaffak olacak mı, yoksa muvaffak olamayacaklardan mı olacak?»