Kırık Meal (Arapça) Meali

|
قَدْ:
andolsun 
|
أَفْلَحَ:
felaha ulaştı 
|
الْمُؤْمِنُونَ:
mü'minler 
|
(23:1)


|
الَّذِينَ:
ki 
|
هُمْ:
onlar 
|
فِي:
-nde 
|
صَلَاتِهِمْ:
SaLâtları/Destekleri- 
|
خَاشِعُونَ:
saygılıdırlar 
|
(23:2)


|
وَالَّذِينَ:
ve 
|
هُمْ:
onlar 
|
عَنِ:
-den 
|
اللَّغْوِ:
boş şeyler- 
|
مُعْرِضُونَ:
yüz çevirirler 
|
(23:3)


|
وَالَّذِينَ:
ve 
|
هُمْ:
onlar 
|
لِلزَّكَاةِ:
zekatı 
|
فَاعِلُونَ:
verirler 
|
(23:4)


|
وَالَّذِينَ:
ve 
|
هُمْ:
onlar 
|
لِفُرُوجِهِمْ:
ırzlarını 
|
حَافِظُونَ:
korurlar 
|
(23:5)


|
إِلَّا:
ancak hariç 
|
عَلَىٰ:

|
أَزْوَاجِهِمْ:
eşleri 
|
أَوْ:
yahut 
|
مَا:
(cariyeler) 
|
مَلَكَتْ:
sahip oldukları 
|
أَيْمَانُهُمْ:
ellerinin 
|
فَإِنَّهُمْ:
elbette onlar 
|
غَيْرُ:
değildir 
|
مَلُومِينَ:
kınanacak 
|
(23:6)


|
فَمَنِ:
o halde kim 
|
ابْتَغَىٰ:
gitmek isterse 
|
وَرَاءَ:
ötesine 
|
ذَٰلِكَ:
bunun 
|
فَأُولَٰئِكَ:
işte 
|
هُمُ:
onlar 
|
الْعَادُونَ:
haddi aşanlardır 
|
(23:7)


|
وَالَّذِينَ:
ve 
|
هُمْ:
onlar 
|
لِأَمَانَاتِهِمْ:
emanetlerine 
|
وَعَهْدِهِمْ:
ve ahidlerine 
|
رَاعُونَ:
özen gösterirler 
|
(23:8)


|
وَالَّذِينَ:
ve 
|
هُمْ:
onlar 
|
عَلَىٰ:

|
صَلَوَاتِهِمْ:
SaLâT'larını/Desteklerini 
|
يُحَافِظُونَ:
korumacı/sürdürücü 
|
(23:9)


|
أُولَٰئِكَ:
işte 
|
هُمُ:
onlardır 
|
الْوَارِثُونَ:
varis olacaklar 
|
(23:10)


|
الَّذِينَ:
onlar ki 
|
يَرِثُونَ:
varis olacaklar 
|
الْفِرْدَوْسَ:
Firdevs'e 
|
هُمْ:
onlar 
|
فِيهَا:
orada 
|
خَالِدُونَ:
ebedi kalacaklardır 
|
(23:11)


|
وَلَقَدْ:
ve andolsun 
|
خَلَقْنَا:
biz yarattık 
|
الْإِنْسَانَ:
insanı 
|
مِنْ:
-nden 
|
سُلَالَةٍ:
süzmesi- 
|
مِنْ:
-un 
|
طِينٍ:
çamur- 
|
(23:12)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
جَعَلْنَاهُ:
onu koyduk 
|
نُطْفَةً:
bir nutfe (sperm) olarak 
|
فِي:

|
قَرَارٍ:
bir karar yerine 
|
مَكِينٍ:
sağlam 
|
(23:13)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
خَلَقْنَا:
çevirdik 
|
النُّطْفَةَ:
nutfeyi 
|
عَلَقَةً:
alaka(embriyo)ya 
|
فَخَلَقْنَا:
sonra çevirdik 
|
الْعَلَقَةَ:
alaka(embriyo)yı 
|
مُضْغَةً:
bir çiğnemlik ete 
|
فَخَلَقْنَا:
sonre çevirdik 
|
الْمُضْغَةَ:
bir çiğnemlik eti 
|
عِظَامًا:
kemiklere 
|
فَكَسَوْنَا:
sonre giydirdik 
|
الْعِظَامَ:
kemiklere 
|
لَحْمًا:
et 
|
ثُمَّ:
sonra 
|
أَنْشَأْنَاهُ:
onu yaptık 
|
خَلْقًا:
bir yaratık 
|
اخَرَ:
bambaşka 
|
فَتَبَارَكَ:
ne yücedir 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
أَحْسَنُ:
en güzeli 
|
الْخَالِقِينَ:
yaratanların 
|
(23:14)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
إِنَّكُمْ:
şüphesiz siz 
|
بَعْدَ:
ardından 
|
ذَٰلِكَ:
bunun 
|
لَمَيِّتُونَ:
öleceksiniz 
|
(23:15)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
إِنَّكُمْ:
muhakkak siz 
|
يَوْمَ:
günü 
|
الْقِيَامَةِ:
kıyamet 
|
تُبْعَثُونَ:
diriltileceksiniz 
|
(23:16)


|
وَلَقَدْ:
ve andolsun 
|
خَلَقْنَا:
yarattık 
|
فَوْقَكُمْ:
üstünüzde 
|
سَبْعَ:
yedi 
|
طَرَائِقَ:
tabaka (gök) 
|
وَمَا:
ve 
|
كُنَّا:
biz değiliz 
|
عَنِ:
-tan 
|
الْخَلْقِ:
yaratmak- 
|
غَافِلِينَ:
gafil 
|
(23:17)


|
وَأَنْزَلْنَا:
ve indirdik 
|
مِنَ:
-ten 
|
السَّمَاءِ:
gök- 
|
مَاءً:
su 
|
بِقَدَرٍ:
belli ölçüde 
|
فَأَسْكَنَّاهُ:
ve onu durdurduk 
|
فِي:

|
الْأَرْضِ:
yerde 
|
وَإِنَّا:
elbette biz 
|
عَلَىٰ:

|
ذَهَابٍ:
gidermeğe de 
|
بِهِ:
onu 
|
لَقَادِرُونَ:
kadiriz 
|
(23:18)


|
فَأَنْشَأْنَا:
sonra yetiştirdik 
|
لَكُمْ:
size 
|
بِهِ:
onunla (suyla) 
|
جَنَّاتٍ:
bahçeleri 
|
مِنْ:

|
نَخِيلٍ:
hurma 
|
وَأَعْنَابٍ:
ve üzüm 
|
لَكُمْ:
sizin için 
|
فِيهَا:
içlerinde bulunan 
|
فَوَاكِهُ:
meyvalar 
|
كَثِيرَةٌ:
birçok 
|
وَمِنْهَا:
ve onlardan 
|
تَأْكُلُونَ:
yiyorsunuz 
|
(23:19)


|
وَشَجَرَةً:
ve bir ağaç 
|
تَخْرُجُ:
çıkan 
|
مِنْ:
-dan 
|
طُورِ:
Tur-i 
|
سَيْنَاءَ:
Sinâ- 
|
تَنْبُتُ:
biten 
|
بِالدُّهْنِ:
yağlı olarak 
|
وَصِبْغٍ:
(ekmeklerini) batıracakları 
|
لِلْاكِلِينَ:
yiyenlerin 
|
(23:20)


|
وَإِنَّ:
ve şüphesiz 
|
لَكُمْ:
sizin için vardır 
|
فِي:

|
الْأَنْعَامِ:
hayvanlarda 
|
لَعِبْرَةً:
ibret 
|
نُسْقِيكُمْ:
size içiriyoruz 
|
مِمَّا:
-ndekinden 
|
فِي:
içi- 
|
بُطُونِهَا:
karınlarının 
|
وَلَكُمْ:
ve sizin için 
|
فِيهَا:
onlarda vardır 
|
مَنَافِعُ:
faydalar 
|
كَثِيرَةٌ:
daha birçok 
|
وَمِنْهَا:
ve onlardan 
|
تَأْكُلُونَ:
yersiniz 
|
(23:21)


|
وَعَلَيْهَا:
ve onların üzerinde 
|
وَعَلَى:
ve üzerinde 
|
الْفُلْكِ:
gemiler 
|
تُحْمَلُونَ:
taşınırsınız 
|
(23:22)


|
وَلَقَدْ:
ve andolsun 
|
أَرْسَلْنَا:
biz gönderdik 
|
نُوحًا:
Nuh'u 
|
إِلَىٰ:
-ne 
|
قَوْمِهِ:
kavmi- 
|
فَقَالَ:
dedi 
|
يَا:
EY/HEY/AH 
|
قَوْمِ:
kavmim 
|
اعْبُدُوا:
kulluk edin 
|
اللَّهَ:
Allah'a 
|
مَا:
yoktur 
|
لَكُمْ:
sizin için 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
إِلَٰهٍ:
ilah 
|
غَيْرُهُ:
O'ndan başka 
|
أَفَلَا:

|
تَتَّقُونَ:
korunmaz mısınız? 
|
(23:23)


|
فَقَالَ:
(şöyle) dedi 
|
الْمَلَأُ:
ileri gelenler 
|
الَّذِينَ:
kimselerden 
|
كَفَرُوا:
inkar eden 
|
مِنْ:
-nden 
|
قَوْمِهِ:
kavmi- 
|
مَا:
değildir 
|
هَٰذَا:
bu 
|
إِلَّا:
başka bir şey 
|
بَشَرٌ:
bir insandan 
|
مِثْلُكُمْ:
sizin gibi 
|
يُرِيدُ:
istiyor 
|
أَنْ:

|
يَتَفَضَّلَ:
üstün gelmek 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
وَلَوْ:
ve eğer 
|
شَاءَ:
dileseydi 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
لَأَنْزَلَ:
elbette indirirdi 
|
مَلَائِكَةً:
melekleri 
|
مَا:
yoktur 
|
سَمِعْنَا:
işitiğimiz 
|
بِهَٰذَا:
böyle bir şey 
|
فِي:

|
ابَائِنَا:
babalarımızdan 
|
الْأَوَّلِينَ:
geçmişteki 
|
(23:24)


|
إِنْ:
değildir 
|
هُوَ:
O 
|
إِلَّا:
başka bir şey 
|
رَجُلٌ:
bir adam(dan) 
|
بِهِ:
kendisinde 
|
جِنَّةٌ:
delilik bulunan 
|
فَتَرَبَّصُوا:
hele gözetleyin 
|
بِهِ:
onu 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
حِينٍ:
bir süreye 
|
(23:25)


|
قَالَ:
(Nuh) dedi ki 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
انْصُرْنِي:
bana yardım et 
|
بِمَا:
karşısında 
|
كَذَّبُونِ:
yalanlamaları 
|
(23:26)


|
فَأَوْحَيْنَا:
biz de vahyettik 
|
إِلَيْهِ:
ona 
|
أَنِ:
ki 
|
اصْنَعِ:
yap 
|
الْفُلْكَ:
gemiyi 
|
بِأَعْيُنِنَا:
gözlerimizin önünde 
|
وَوَحْيِنَا:
ve vahyimizle 
|
فَإِذَا:
ne zaman ki 
|
جَاءَ:
gelince 
|
أَمْرُنَا:
bizim buyruğumuz 
|
وَفَارَ:
ve kaynayınca 
|
التَّنُّورُ:
tandır 
|
فَاسْلُكْ:
sok (bindir) 
|
فِيهَا:
ona 
|
مِنْ:
-ten 
|
كُلٍّ:
her (cins)- 
|
زَوْجَيْنِ:
çift 
|
اثْنَيْنِ:
iki 
|
وَأَهْلَكَ:
ve aileni 
|
إِلَّا:
hariç 
|
مَنْ:
kimseler 
|
سَبَقَ:
geçmiş 
|
عَلَيْهِ:
alehylerine 
|
الْقَوْلُ:
söz 
|
مِنْهُمْ:
onlar içinde 
|
وَلَا:
ve 
|
تُخَاطِبْنِي:
bana yalvarma 
|
فِي:
hakkında 
|
الَّذِينَ:
kimseler 
|
ظَلَمُوا:
zulmeden(ler) 
|
إِنَّهُمْ:
onlar mutlaka 
|
مُغْرَقُونَ:
boğulacaklardır 
|
(23:27)


|
فَإِذَا:
zaman 
|
اسْتَوَيْتَ:
yerleştiğiniz 
|
أَنْتَ:
sen 
|
وَمَنْ:
ve kimseler 
|
مَعَكَ:
yanındaki 
|
عَلَى:
üzerine 
|
الْفُلْكِ:
gemi 
|
فَقُلِ:
de ki 
|
الْحَمْدُ:
hamdolsun 
|
لِلَّهِ:
Allah'a 
|
الَّذِي:

|
نَجَّانَا:
bizi kurtaran 
|
مِنَ:
-den 
|
الْقَوْمِ:
kavim- 
|
الظَّالِمِينَ:
zalim 
|
(23:28)


|
وَقُلْ:
ve de ki 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
أَنْزِلْنِي:
beni indir 
|
مُنْزَلًا:
bir inişle 
|
مُبَارَكًا:
mübarek 
|
وَأَنْتَ:
ve sen 
|
خَيْرُ:
en hayırlısısın 
|
الْمُنْزِلِينَ:
konuklayanların 
|
(23:29)


|
إِنَّ:
şüphesiz 
|
فِي:
vardır 
|
ذَٰلِكَ:
bunda 
|
لَايَاتٍ:
nice ibretler 
|
وَإِنْ:
gerçi 
|
كُنَّا:
biz 
|
لَمُبْتَلِينَ:
(onları) sınıyorduk 
|
(23:30)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
أَنْشَأْنَا:
yetiştirdik 
|
مِنْ:
-ndan 
|
بَعْدِهِمْ:
onların ardı- 
|
قَرْنًا:
bir nesil 
|
اخَرِينَ:
başka 
|
(23:31)


|
فَأَرْسَلْنَا:
ve gönderdik 
|
فِيهِمْ:
kendi içlerinden 
|
رَسُولًا:
bir elçi 
|
مِنْهُمْ:
onlara 
|
أَنِ:
diye 
|
اعْبُدُوا:
kulluk edin 
|
اللَّهَ:
Allah'a 
|
مَا:
yoktur 
|
لَكُمْ:
sizin için 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
إِلَٰهٍ:
ilah 
|
غَيْرُهُ:
O'ndan başka 
|
أَفَلَا:

|
تَتَّقُونَ:
korunmaz mısınız? 
|
(23:32)


|
وَقَالَ:
ve dedi ki 
|
الْمَلَأُ:
ileri gelenler 
|
مِنْ:
-nden 
|
قَوْمِهِ:
kavmi- 
|
الَّذِينَ:

|
كَفَرُوا:
inkar edenler 
|
وَكَذَّبُوا:
ve yalanlayanlar 
|
بِلِقَاءِ:
buluşmasını 
|
الْاخِرَةِ:
ahiret 
|
وَأَتْرَفْنَاهُمْ:
ve kendilerine refah verdiklerimiz 
|
فِي:

|
الْحَيَاةِ:
hayatında 
|
الدُّنْيَا:
dünya 
|
مَا:
değildir 
|
هَٰذَا:
bu 
|
إِلَّا:
başka bir şey 
|
بَشَرٌ:
bir insandan 
|
مِثْلُكُمْ:
sizin gibi 
|
يَأْكُلُ:
yiyor 
|
مِمَّا:
-den 
|
تَأْكُلُونَ:
sizin yediğiniz- 
|
مِنْهُ:
ondan 
|
وَيَشْرَبُ:
ve içiyor 
|
مِمَّا:
-den 
|
تَشْرَبُونَ:
sizin içtiğiniz- 
|
(23:33)


|
وَلَئِنْ:
ve eğer 
|
أَطَعْتُمْ:
ita'at ederseniz 
|
بَشَرًا:
bir insana 
|
مِثْلَكُمْ:
sizin gibi 
|
إِنَّكُمْ:
gerçekten siz 
|
إِذًا:
o takdirde 
|
لَخَاسِرُونَ:
mutlaka ziyana uğrayanlarsınız 
|
(23:34)


|
أَيَعِدُكُمْ:
O size va'dediyor mu? 
|
أَنَّكُمْ:
siz 
|
إِذَا:
zaman 
|
مِتُّمْ:
öldüğünüz 
|
وَكُنْتُمْ:
ve olduğunuz 
|
تُرَابًا:
toprak 
|
وَعِظَامًا:
ve kemik 
|
أَنَّكُمْ:
sizin 
|
مُخْرَجُونَ:
(yeniden hayata) çıkarılacağınızı 
|
(23:35)


|
هَيْهَاتَ:
heyhat (ne kadar uzak) 
|
هَيْهَاتَ:
heyhat (ne kadar uzak) 
|
لِمَا:
şey 
|
تُوعَدُونَ:
size va'dedilen 
|
(23:36)


|
إِنْ:
değildir 
|
هِيَ:
bu 
|
إِلَّا:
başka bir şey 
|
حَيَاتُنَا:
hayatımız(dan) 
|
الدُّنْيَا:
dünya 
|
نَمُوتُ:
ölürüz 
|
وَنَحْيَا:
ve yaşarız 
|
وَمَا:
ve değiliz 
|
نَحْنُ:
biz 
|
بِمَبْعُوثِينَ:
tekrar diriltilecek 
|
(23:37)


|
إِنْ:
değildir 
|
هُوَ:
O 
|
إِلَّا:
başka bir şey 
|
رَجُلٌ:
bir adam(dan) 
|
افْتَرَىٰ:
uyduran 
|
عَلَى:
hakkında 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
كَذِبًا:
yalan 
|
وَمَا:
ve değiliz 
|
نَحْنُ:
biz 
|
لَهُ:
ona 
|
بِمُؤْمِنِينَ:
inanıcı(insan)lar 
|
(23:38)


|
قَالَ:
dedi 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
انْصُرْنِي:
bana yardım et 
|
بِمَا:
karşısında 
|
كَذَّبُونِ:
beni yalanlamaları 
|
(23:39)


|
قَالَ:
(Allah) dedi ki 
|
عَمَّا:

|
قَلِيلٍ:
az sonra 
|
لَيُصْبِحُنَّ:
onlar olacaklar 
|
نَادِمِينَ:
pişman 
|
(23:40)


|
فَأَخَذَتْهُمُ:
derken onları yakaladı 
|
الصَّيْحَةُ:
o korkunç ses 
|
بِالْحَقِّ:
gerçekten 
|
فَجَعَلْنَاهُمْ:
ve onları getirdik 
|
غُثَاءً:
sel süprüntüsü haline 
|
فَبُعْدًا:
uzak olsun 
|
لِلْقَوْمِ:
kavim 
|
الظَّالِمِينَ:
o zalim 
|
(23:41)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
أَنْشَأْنَا:
yetiştirdik 
|
مِنْ:

|
بَعْدِهِمْ:
onların ardından 
|
قُرُونًا:
nesiller 
|
اخَرِينَ:
başka 
|
(23:42)


|
مَا:

|
تَسْبِقُ:
ileri geçemez 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
أُمَّةٍ:
ümmet 
|
أَجَلَهَا:
süresinden 
|
وَمَا:
ve 
|
يَسْتَأْخِرُونَ:
geri kalamaz 
|
(23:43)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
أَرْسَلْنَا:
gönderdik 
|
رُسُلَنَا:
elçilerimizi 
|
تَتْرَىٰ:
ardı ardına 
|
كُلَّ:
ne zaman 
|
مَا:

|
جَاءَ:
geldiyse 
|
أُمَّةً:
bir ümmete 
|
رَسُولُهَا:
elçileri 
|
كَذَّبُوهُ:
onlar onu yalanladılar 
|
فَأَتْبَعْنَا:
biz de onları devirdik 
|
بَعْضَهُمْ:
birbiri ardınca 
|
بَعْضًا:
birbiri ardınca 
|
وَجَعَلْنَاهُمْ:
ve hepsini yaptık 
|
أَحَادِيثَ:
birer ibret hikayesi 
|
فَبُعْدًا:
uzak olsun 
|
لِقَوْمٍ:
toplum 
|
لَا:

|
يُؤْمِنُونَ:
inanmayan 
|
(23:44)


|
ثُمَّ:
sonra 
|
أَرْسَلْنَا:
gönderdik 
|
مُوسَىٰ:
Musa'yı 
|
وَأَخَاهُ:
ve kardeşi 
|
هَارُونَ:
Harun'u 
|
بِايَاتِنَا:
ayetlerimizle 
|
وَسُلْطَانٍ:
ve bir delille 
|
مُبِينٍ:
apaçık 
|
(23:45)


|
إِلَىٰ:

|
فِرْعَوْنَ:
Fir'avn'e 
|
وَمَلَئِهِ:
ve ileri gelen adamlarına 
|
فَاسْتَكْبَرُوا:
onlar büyüklük tasladılar 
|
وَكَانُوا:
ve oldular 
|
قَوْمًا:
bir topluluk 
|
عَالِينَ:
böbürlenen 
|
(23:46)


|
فَقَالُوا:
dediler 
|
أَنُؤْمِنُ:
inanacak mıyız? 
|
لِبَشَرَيْنِ:
şu iki insana 
|
مِثْلِنَا:
bizim gibi 
|
وَقَوْمُهُمَا:
iki adamın kavmi 
|
لَنَا:
bize 
|
عَابِدُونَ:
kölelik ederken 
|
(23:47)


|
فَكَذَّبُوهُمَا:
onları yalanladılar 
|
فَكَانُوا:
ve oldular 
|
مِنَ:
-den 
|
الْمُهْلَكِينَ:
helak edilenler- 
|
(23:48)


|
وَلَقَدْ:
ve andolsun 
|
اتَيْنَا:
biz verdik 
|
مُوسَى:
Musa'ya 
|
الْكِتَابَ:
Kitabı (Tevrat'ı) 
|
لَعَلَّهُمْ:
belki onlar 
|
يَهْتَدُونَ:
doğru yolu bulurlar diye 
|
(23:49)


|
وَجَعَلْنَا:
ve kıldık 
|
ابْنَ:
oğlunu 
|
مَرْيَمَ:
Meryem 
|
وَأُمَّهُ:
ve annesini 
|
ايَةً:
bir mu'cize 
|
وَاوَيْنَاهُمَا:
ve onları yerleştirdik 
|
إِلَىٰ:

|
رَبْوَةٍ:
bir tepeye 
|
ذَاتِ:

|
قَرَارٍ:
oturmaya uygun 
|
وَمَعِينٍ:
ve suyu bulunan 
|
(23:50)


|
يَا :
EY/HEY/AH 
|
أَيُّهَا:
SİZ! 
|
الرُّسُلُ:
elçiler 
|
كُلُوا:
yeyin 
|
مِنَ:
-den 
|
الطَّيِّبَاتِ:
güzel şeyler- 
|
وَاعْمَلُوا:
ve yapın 
|
صَالِحًا:
yararlı iş 
|
إِنِّي:
çünkü ben 
|
بِمَا:
şeyleri 
|
تَعْمَلُونَ:
yaptıklarınız 
|
عَلِيمٌ:
bilmekteyim 
|
(23:51)


|
وَإِنَّ:
ve şüphesiz 
|
هَٰذِهِ:
bu 
|
أُمَّتُكُمْ:
sizin ümmetiniz 
|
أُمَّةً:
ümmettir 
|
وَاحِدَةً:
bir tek 
|
وَأَنَا:
ve ben de 
|
رَبُّكُمْ:
sizin Rabbinizim 
|
فَاتَّقُونِ:
benden korkun 
|
(23:52)


|
فَتَقَطَّعُوا:
fakat parçalayıp ayırdılar 
|
أَمْرَهُمْ:
işlerini 
|
بَيْنَهُمْ:
aralarında 
|
زُبُرًا:
Kitaplara 
|
كُلُّ:
her 
|
حِزْبٍ:
gurup 
|
بِمَا:
bulunanla 
|
لَدَيْهِمْ:
kendi yanında 
|
فَرِحُونَ:
sevinmektedir 
|
(23:53)


|
فَذَرْهُمْ:
onları bırak 
|
فِي:
içinde 
|
غَمْرَتِهِمْ:
gafletleri 
|
حَتَّىٰ:
kadar 
|
حِينٍ:
bir süreye 
|
(23:54)


|
أَيَحْسَبُونَ:
onlar sanıyorlar mı? 
|
أَنَّمَا:
ile 
|
نُمِدُّهُمْ:
kendilerine verdiğimiz 
|
بِهِ:

|
مِنْ:

|
مَالٍ:
mal 
|
وَبَنِينَ:
ve oğullar 
|
(23:55)


|
نُسَارِعُ:
koşuyoruz 
|
لَهُمْ:
onların 
|
فِي:

|
الْخَيْرَاتِ:
iyiliklerine 
|
بَلْ:
bilakis 
|
لَا:
değiller 
|
يَشْعُرُونَ:
onlar farkında 
|
(23:56)


|
إِنَّ:
şüphesiz 
|
الَّذِينَ:
onlar ki 
|
هُمْ:
onlar 
|
مِنْ:
-dan 
|
خَشْيَةِ:
saygı- 
|
رَبِّهِمْ:
Rablerine 
|
مُشْفِقُونَ:
titrerler 
|
(23:57)


|
وَالَّذِينَ:
ve onlar ki 
|
هُمْ:
onlar 
|
بِايَاتِ:
ayetlerine 
|
رَبِّهِمْ:
Rablerinin 
|
يُؤْمِنُونَ:
inanırlar 
|
(23:58)


|
وَالَّذِينَ:
ve onlar ki 
|
هُمْ:
onlar 
|
بِرَبِّهِمْ:
Rablerine 
|
لَا:

|
يُشْرِكُونَ:
ortak koşmazlar 
|
(23:59)


|
وَالَّذِينَ:
ve onlar ki 
|
يُؤْتُونَ:
verirler 
|
مَا:
şeyi 
|
اتَوْا:
verdikleri 
|
وَقُلُوبُهُمْ:
kalbleri 
|
وَجِلَةٌ:
ürpererek 
|
أَنَّهُمْ:
şüphesiz onlar 
|
إِلَىٰ:

|
رَبِّهِمْ:
Rablerinin huzuruna 
|
رَاجِعُونَ:
dönecekler 
|
(23:60)


|
أُولَٰئِكَ:
işte onlar 
|
يُسَارِعُونَ:
koşarlar 
|
فِي:

|
الْخَيْرَاتِ:
hayır işlerine 
|
وَهُمْ:
ve onlar 
|
لَهَا:
(hayır) için 
|
سَابِقُونَ:
önde giderler 
|
(23:61)


|
وَلَا:
ve 
|
نُكَلِّفُ:
biz teklif etmeyiz 
|
نَفْسًا:
hiç kimseye 
|
إِلَّا:
başkasını 
|
وُسْعَهَا:
gücünün yetiğinden 
|
وَلَدَيْنَا:
ve katımızda vardır 
|
كِتَابٌ:
bir Kitap 
|
يَنْطِقُ:
söyleyen 
|
بِالْحَقِّ:
gerçeği 
|
وَهُمْ:
ve onlara 
|
لَا:
asla 
|
يُظْلَمُونَ:
haksızlık edilmez 
|
(23:62)


|
بَلْ:
fakat 
|
قُلُوبُهُمْ:
onların kalbleri 
|
فِي:
içindedir 
|
غَمْرَةٍ:
gaflet 
|
مِنْ:
-ndan 
|
هَٰذَا:
bu- 
|
وَلَهُمْ:
ve Onların 
|
أَعْمَالٌ:
işleri 
|
مِنْ:

|
دُونِ:
başka 
|
ذَٰلِكَ:
bundan 
|
هُمْ:
onlar 
|
لَهَا:
(hep) o (işler) için 
|
عَامِلُونَ:
çalışırlar 
|
(23:63)


|
حَتَّىٰ:
nihayet 
|
إِذَا:
zaman 
|
أَخَذْنَا:
yakaladığımız 
|
مُتْرَفِيهِمْ:
varlıklılarını 
|
بِالْعَذَابِ:
azab ile 
|
إِذَا:
hemen 
|
هُمْ:
onlar 
|
يَجْأَرُونَ:
feryada başlarlar 
|
(23:64)


|
لَا:

|
تَجْأَرُوا:
artık feryadetmeyin 
|
الْيَوْمَ:
bugün 
|
إِنَّكُمْ:
şüphesiz size 
|
مِنَّا:
bize karşı 
|
لَا:

|
تُنْصَرُونَ:
yardım olunmaz 
|
(23:65)


|
قَدْ:
gerçekten 
|
كَانَتْ:
idi 
|
ايَاتِي:
ayetlerim 
|
تُتْلَىٰ:
okunuyor 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
فَكُنْتُمْ:
fakat siz 
|
عَلَىٰ:
üzere 
|
أَعْقَابِكُمْ:
arkanız 
|
تَنْكِصُونَ:
dönüyordunuz 
|
(23:66)


|
مُسْتَكْبِرِينَ:
kibirlenerek 
|
بِهِ:
ona (ayetlerime) karşı 
|
سَامِرًا:
geceleyin 
|
تَهْجُرُونَ:
saçmalıyordunuz 
|
(23:67)


|
أَفَلَمْ:

|
يَدَّبَّرُوا:
onlar iyice düşünmediler mi? 
|
الْقَوْلَ:
o sözü (Kur'an'ı) 
|
أَمْ:
yoksa 
|
جَاءَهُمْ:
onlara geldi (mi)? 
|
مَا:
bir şey 
|
لَمْ:

|
يَأْتِ:
gelmeyen 
|
ابَاءَهُمُ:
atalarına 
|
الْأَوَّلِينَ:
önceki 
|
(23:68)


|
أَمْ:
yoksa 
|
لَمْ:

|
يَعْرِفُوا:
tanımadıkları (için mi?) 
|
رَسُولَهُمْ:
elçilerini 
|
فَهُمْ:
onlar 
|
لَهُ:
onu 
|
مُنْكِرُونَ:
inkar ediyorlar 
|
(23:69)


|
أَمْ:
yoksa 
|
يَقُولُونَ:
(-mı) diyorlar? 
|
بِهِ:
onda 
|
جِنَّةٌ:
bir delilik var 
|
بَلْ:
hayır 
|
جَاءَهُمْ:
o kendilerine getirdi 
|
بِالْحَقِّ:
hakkı 
|
وَأَكْثَرُهُمْ:
fakat çokları 
|
لِلْحَقِّ:
haktan 
|
كَارِهُونَ:
hoşlanmıyorlar 
|
(23:70)


|
وَلَوِ:
ve eğer 
|
اتَّبَعَ:
uysaydı 
|
الْحَقُّ:
hak 
|
أَهْوَاءَهُمْ:
onların keyiflerine 
|
لَفَسَدَتِ:
bozulur giderdi 
|
السَّمَاوَاتُ:
gökler 
|
وَالْأَرْضُ:
ve yer 
|
وَمَنْ:
ve kimseler 
|
فِيهِنَّ:
bunların içinde bulunan 
|
بَلْ:
bilakis 
|
أَتَيْنَاهُمْ:
biz onlara getirdik 
|
بِذِكْرِهِمْ:
Zikir'lerini 
|
فَهُمْ:
fakat onlar 
|
عَنْ:
-nden 
|
ذِكْرِهِمْ:
Zikirleri- 
|
مُعْرِضُونَ:
yüz çeviriyorlar 
|
(23:71)


|
أَمْ:
yoksa 
|
تَسْأَلُهُمْ:
onlardan istiyor musun? 
|
خَرْجًا:
bir vergi 
|
فَخَرَاجُ:
vergisi 
|
رَبِّكَ:
Rabbinin 
|
خَيْرٌ:
daha hayırlıdır 
|
وَهُوَ:
ve O 
|
خَيْرُ:
en hayırlısıdır 
|
الرَّازِقِينَ:
rızık verenlerin 
|
(23:72)


|
وَإِنَّكَ:
ve şüphesiz sen 
|
لَتَدْعُوهُمْ:
onları çağırıyorsun 
|
إِلَىٰ:

|
صِرَاطٍ:
bir yola 
|
مُسْتَقِيمٍ:
doğru 
|
(23:73)


|
وَإِنَّ:
ve kuşkusuz 
|
الَّذِينَ:
kimseler 
|
لَا:

|
يُؤْمِنُونَ:
inanmayan(lar) 
|
بِالْاخِرَةِ:
ahirete 
|
عَنِ:
-dan 
|
الصِّرَاطِ:
yol- 
|
لَنَاكِبُونَ:
sapıyorlar 
|
(23:74)


|
وَلَوْ:
ve eğer 
|
رَحِمْنَاهُمْ:
biz onlara acısaydık 
|
وَكَشَفْنَا:
ve kaldırsaydık 
|
مَا:
olanı 
|
بِهِمْ:
kendilerinde 
|
مِنْ:
-dan 
|
ضُرٍّ:
sıkıntı- 
|
لَلَجُّوا:
yine devam ederlerdi 
|
فِي:

|
طُغْيَانِهِمْ:
azgınlıklarında 
|
يَعْمَهُونَ:
bocalamaya 
|
(23:75)


|
وَلَقَدْ:
andolsun 
|
أَخَذْنَاهُمْ:
biz onları yakaladık 
|
بِالْعَذَابِ:
azab ile 
|
فَمَا:
ama yine 
|
اسْتَكَانُوا:
boyun eğmediler 
|
لِرَبِّهِمْ:
Rabblerine 
|
وَمَا:
ve 
|
يَتَضَرَّعُونَ:
O'na yalvarmıyorlar 
|
(23:76)


|
حَتَّىٰ:
nihayet 
|
إِذَا:
zaman 
|
فَتَحْنَا:
açtığımız 
|
عَلَيْهِمْ:
üzerlerine 
|
بَابًا:
kapısı 
|
ذَا:

|
عَذَابٍ:
bir azab 
|
شَدِيدٍ:
şiddetli 
|
إِذَا:
derhal 
|
هُمْ:
onlar 
|
فِيهِ:
O'nun içinde 
|
مُبْلِسُونَ:
şaşkın ve umutsuz kalırlar 
|
(23:77)


|
وَهُوَ:
ve O'dur 
|
الَّذِي:

|
أَنْشَأَ:
inşa eden 
|
لَكُمُ:
sizin için 
|
السَّمْعَ:
kulağı 
|
وَالْأَبْصَارَ:
ve gözleri 
|
وَالْأَفْئِدَةَ:
ve gönülleri 
|
قَلِيلًا:
az 
|
مَا:
ne kadar 
|
تَشْكُرُونَ:
şükrediyorsunuz 
|
(23:78)


|
وَهُوَ:
ve O'dur 
|
الَّذِي:

|
ذَرَأَكُمْ:
sizi yaratıp yayan 
|
فِي:

|
الْأَرْضِ:
yeryüzünde 
|
وَإِلَيْهِ:
ve O'nun (huzurunda) 
|
تُحْشَرُونَ:
toplanacaksınız 
|
(23:79)


|
وَهُوَ:
ve O'dur 
|
الَّذِي:

|
يُحْيِي:
yaşatan 
|
وَيُمِيتُ:
ve öldüren 
|
وَلَهُ:
ve onlar 
|
اخْتِلَافُ:
değişmesi 
|
اللَّيْلِ:
gecenin 
|
وَالنَّهَارِ:
ve gündüzün 
|
أَفَلَا:

|
تَعْقِلُونَ:
aklınızı kullanmıyor musunuz? 
|
(23:80)


|
بَلْ:
hayır 
|
قَالُوا:
onlar da dediler 
|
مِثْلَ:
gibi 
|
مَا:
ne 
|
قَالَ:
dedi (ise) 
|
الْأَوَّلُونَ:
evvelkiler 
|
(23:81)


|
قَالُوا:
dediler ki 
|
أَإِذَا:
zaman mı? 
|
مِتْنَا:
öldüğümüz 
|
وَكُنَّا:
ve olduğumuz 
|
تُرَابًا:
toprak 
|
وَعِظَامًا:
ve kemik 
|
أَإِنَّا:
biz mi? 
|
لَمَبْعُوثُونَ:
diriltileceğiz 
|
(23:82)


|
لَقَدْ:
andolsun 
|
وُعِدْنَا:
yapıldı 
|
نَحْنُ:
bize 
|
وَابَاؤُنَا:
ve atalarımıza 
|
هَٰذَا:
bu (tehdid) 
|
مِنْ:

|
قَبْلُ:
bizden önce 
|
إِنْ:
değildir 
|
هَٰذَا:
bu 
|
إِلَّا:
başka bir şey 
|
أَسَاطِيرُ:
masallarından 
|
الْأَوَّلِينَ:
evvelkilerin 
|
(23:83)


|
قُلْ:
de ki 
|
لِمَنِ:
kimindir? 
|
الْأَرْضُ:
dünya 
|
وَمَنْ:
ve bulunanlar 
|
فِيهَا:
içinde 
|
إِنْ:
eğer 
|
كُنْتُمْ:
iseniz 
|
تَعْلَمُونَ:
biliyor 
|
(23:84)


|
سَيَقُولُونَ:
diyecekler 
|
لِلَّهِ:
Allah'ındır 
|
قُلْ:
de ki 
|
أَفَلَا:

|
تَذَكَّرُونَ:
düşünmüyor musunuz? 
|
(23:85)


|
قُلْ:
de ki 
|
مَنْ:
kimdir? 
|
رَبُّ:
Rabbi 
|
السَّمَاوَاتِ:
göğün 
|
السَّبْعِ:
yedi 
|
وَرَبُّ:
ve Rabbi 
|
الْعَرْشِ:
Arş'ın 
|
الْعَظِيمِ:
büyük 
|
(23:86)


|
سَيَقُولُونَ:
diyecekler 
|
لِلَّهِ:
Allah'ındır 
|
قُلْ:
de ki 
|
أَفَلَا:

|
تَتَّقُونَ:
korkmuyor musunuz? 
|
(23:87)


|
قُلْ:
de ki 
|
مَنْ:
kimdir? 
|
بِيَدِهِ:
elinde olan 
|
مَلَكُوتُ:
melekutu (mülkü ve yönetimi) 
|
كُلِّ:
her 
|
شَيْءٍ:
şeyin 
|
وَهُوَ:
ve O 
|
يُجِيرُ:
koruyup kollayan 
|
وَلَا:
fakat 
|
يُجَارُ:
korunup kollanmayan 
|
عَلَيْهِ:
kendisi 
|
إِنْ:
eğer 
|
كُنْتُمْ:
iseniz 
|
تَعْلَمُونَ:
biliyor 
|
(23:88)


|
سَيَقُولُونَ:
diyecekler 
|
لِلَّهِ:
Allah'a aittir 
|
قُلْ:
de ki 
|
فَأَنَّىٰ:
nasıl? 
|
تُسْحَرُونَ:
büyüleniyorsunuz 
|
(23:89)


|
بَلْ:
doğrusu 
|
أَتَيْنَاهُمْ:
biz onlara getirdik 
|
بِالْحَقِّ:
hakkı 
|
وَإِنَّهُمْ:
onlarsa 
|
لَكَاذِبُونَ:
yalancıdırlar 
|
(23:90)


|
مَا:

|
اتَّخَذَ:
edinmemiştir 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
وَلَدٍ:
çocuk 
|
وَمَا:
ve 
|
كَانَ:
yoktur 
|
مَعَهُ:
O'nunla beraber 
|
مِنْ:
hiçbir 
|
إِلَٰهٍ:
tanrı 
|
إِذًا:
öyle olsaydı 
|
لَذَهَبَ:
götürürdü 
|
كُلُّ:
her 
|
إِلَٰهٍ:
tanrı 
|
بِمَا:

|
خَلَقَ:
kendi yarattığını 
|
وَلَعَلَا:
ve üstün gelmeğe çalışırdı 
|
بَعْضُهُمْ:
onlardan biri 
|
عَلَىٰ:
üzerine 
|
بَعْضٍ:
diğeri 
|
سُبْحَانَ:
münezehtir (uzaktır) 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
عَمَّا:
-ndan 
|
يَصِفُونَ:
onların tanımlamaları- 
|
(23:91)


|
عَالِمِ:
(O) bilir 
|
الْغَيْبِ:
görünmeyeni 
|
وَالشَّهَادَةِ:
ve görüneni 
|
فَتَعَالَىٰ:
ve yücedir 
|
عَمَّا:
şeylerden 
|
يُشْرِكُونَ:
onların ortak koştukları 
|
(23:92)


|
قُلْ:
de ki 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
إِمَّا:
eğer 
|
تُرِيَنِّي:
mutlaka bana göstereceksen 
|
مَا:
şeyi 
|
يُوعَدُونَ:
onların tehdidedildikleri 
|
(23:93)


|
رَبِّ:
Rabbim 
|
فَلَا:

|
تَجْعَلْنِي:
beni bırakma 
|
فِي:
içinde 
|
الْقَوْمِ:
kavmin 
|
الظَّالِمِينَ:
zalim 
|
(23:94)


|
وَإِنَّا:
şüphesiz biz 
|
عَلَىٰ:

|
أَنْ:

|
نُرِيَكَ:
sana göstermeğe 
|
مَا:
şeyi 
|
نَعِدُهُمْ:
onları tehdidettiğimiz 
|
لَقَادِرُونَ:
elbette kadiriz 
|
(23:95)


|
ادْفَعْ:
savuştur 
|
بِالَّتِي:
şeyle 
|
هِيَ:
o 
|
أَحْسَنُ:
en güzel 
|
السَّيِّئَةَ:
kötülüğü 
|
نَحْنُ:
biz 
|
أَعْلَمُ:
biliyoruz 
|
بِمَا:

|
يَصِفُونَ:
(seni) nasıl vasıflandıracaklarını 
|
(23:96)


|
وَقُلْ:
ve de ki 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
أَعُوذُ:
sığınırım 
|
بِكَ:
sana 
|
مِنْ:
-ndan 
|
هَمَزَاتِ:
kışkırtmaları- 
|
الشَّيَاطِينِ:
şeytanların 
|
(23:97)


|
وَأَعُوذُ:
ve sığınırım 
|
بِكَ:
sana 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
أَنْ:

|
يَحْضُرُونِ:
yanıma uğramalarından 
|
(23:98)


|
حَتَّىٰ:
nihayet 
|
إِذَا:
zaman 
|
جَاءَ:
geldiği 
|
أَحَدَهُمُ:
onlardan birine 
|
الْمَوْتُ:
ölüm 
|
قَالَ:
der ki 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
ارْجِعُونِ:
beni geri döndür 
|
(23:99)


|
لَعَلِّي:
böylelikle 
|
أَعْمَلُ:
yapayım 
|
صَالِحًا:
yararlı bir iş 
|
فِيمَا:
yerde (dünyada) 
|
تَرَكْتُ:
terk ettiğim 
|
كَلَّا:
hayır 
|
إِنَّهَا:
şüphesiz bu 
|
كَلِمَةٌ:
bir sözdür 
|
هُوَ:
o 
|
قَائِلُهَا:
onun söylediği 
|
وَمِنْ:
ve 
|
وَرَائِهِمْ:
önlerinde vardır 
|
بَرْزَخٌ:
bir berzah 
|
إِلَىٰ:
kadar 
|
يَوْمِ:
güne 
|
يُبْعَثُونَ:
diriltilecekleri 
|
(23:100)


|
فَإِذَا:
zaman 
|
نُفِخَ:
üflendiği 
|
فِي:

|
الصُّورِ:
Sur'a 
|
فَلَا:
artık yoktur 
|
أَنْسَابَ:
soylar 
|
بَيْنَهُمْ:
aralarında 
|
يَوْمَئِذٍ:
o gün 
|
وَلَا:
ve 
|
يَتَسَاءَلُونَ:
sormazlar 
|
(23:101)


|
فَمَنْ:
kimlerin 
|
ثَقُلَتْ:
ağır gelirse 
|
مَوَازِينُهُ:
tartıları 
|
فَأُولَٰئِكَ:
işte 
|
هُمُ:
onlar 
|
الْمُفْلِحُونَ:
kurtuluşa erenlerdir 
|
(23:102)


|
وَمَنْ:
ve kimlerin 
|
خَفَّتْ:
hafif gelirse 
|
مَوَازِينُهُ:
tartıları 
|
فَأُولَٰئِكَ:
işte onlar 
|
الَّذِينَ:
kimselerdir 
|
خَسِرُوا:
ziyana sokan(lar) 
|
أَنْفُسَهُمْ:
kendilerini 
|
فِي:

|
جَهَنَّمَ:
cehennemde 
|
خَالِدُونَ:
sürekli kalanlardır 
|
(23:103)


|
تَلْفَحُ:
yalar 
|
وُجُوهَهُمُ:
yüzlerini 
|
النَّارُ:
ateş 
|
وَهُمْ:
ve onların 
|
فِيهَا:
(ateşin) içinde 
|
كَالِحُونَ:
dişleri açıkta kalır 
|
(23:104)


|
أَلَمْ:

|
تَكُنْ:
değil mi? 
|
ايَاتِي:
ayetlerim 
|
تُتْلَىٰ:
okunurdu 
|
عَلَيْكُمْ:
size 
|
فَكُنْتُمْ:
oysa siz 
|
بِهَا:
onları 
|
تُكَذِّبُونَ:
yalanlardınız 
|
(23:105)


|
قَالُوا:
dediler 
|
رَبَّنَا:
Rabbimiz 
|
غَلَبَتْ:
yendi 
|
عَلَيْنَا:
bizi 
|
شِقْوَتُنَا:
bahtsızlığımız 
|
وَكُنَّا:
ve biz olduk 
|
قَوْمًا:
bir topluluk 
|
ضَالِّينَ:
sapık 
|
(23:106)


|
رَبَّنَا:
Rabbimiz 
|
أَخْرِجْنَا:
bizi çıkar 
|
مِنْهَا:
bundan 
|
فَإِنْ:
eğer 
|
عُدْنَا:
bir daha dönersek 
|
فَإِنَّا:
artık biz gerçekten 
|
ظَالِمُونَ:
zalimleriz 
|
(23:107)


|
قَالَ:
buyurdu ki 
|
اخْسَئُوا:
sinin 
|
فِيهَا:
orada 
|
وَلَا:
ve 
|
تُكَلِّمُونِ:
bana bir şey söylemeyin 
|
(23:108)


|
إِنَّهُ:
gerçek şu ki 
|
كَانَ:
idi 
|
فَرِيقٌ:
bir zümre 
|
مِنْ:
-dan 
|
عِبَادِي:
kullarım- 
|
يَقُولُونَ:
diyorlar 
|
رَبَّنَا:
Rabbimiz 
|
امَنَّا:
inandık 
|
فَاغْفِرْ:
bağışla 
|
لَنَا:
bizi 
|
وَارْحَمْنَا:
ve bize acı 
|
وَأَنْتَ:
ve sen 
|
خَيْرُ:
en hayırlısısın 
|
الرَّاحِمِينَ:
acıyanların 
|
(23:109)


|
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ:
siz onları aldınız 
|
سِخْرِيًّا:
alaya 
|
حَتَّىٰ:
nihayet 
|
أَنْسَوْكُمْ:
size unutturdular 
|
ذِكْرِي:
beni anmayı 
|
وَكُنْتُمْ:
ve siz 
|
مِنْهُمْ:
onlara 
|
تَضْحَكُونَ:
daima gülüyordunuz 
|
(23:110)


|
إِنِّي:
şüphesiz ben 
|
جَزَيْتُهُمُ:
onlara verdim 
|
الْيَوْمَ:
bugün 
|
بِمَا:
karşılığını 
|
صَبَرُوا:
sabretmelerinin 
|
أَنَّهُمْ:
işte onlardır 
|
هُمُ:
onlar 
|
الْفَائِزُونَ:
kurtulup murada erenler 
|
(23:111)


|
قَالَ:
ve buyurdu 
|
كَمْ:
ne kadar? 
|
لَبِثْتُمْ:
kaldınız 
|
فِي:

|
الْأَرْضِ:
yeryüzünde 
|
عَدَدَ:
sayısınca 
|
سِنِينَ:
yıllar 
|
(23:112)


|
قَالُوا:
dediler 
|
لَبِثْنَا:
kaldık 
|
يَوْمًا:
bir gün 
|
أَوْ:
yahut 
|
بَعْضَ:
bir kısmı kadar 
|
يَوْمٍ:
günün 
|
فَاسْأَلِ:
sor 
|
الْعَادِّينَ:
sayanlara 
|
(23:113)


|
قَالَ:
buyurdu ki 
|
إِنْ:

|
لَبِثْتُمْ:
kalmadınız 
|
إِلَّا:
başka 
|
قَلِيلًا:
az bir (zamandan) 
|
لَوْ:
keşke 
|
أَنَّكُمْ:
siz 
|
كُنْتُمْ:
bilseydiniz 
|
تَعْلَمُونَ:
-mi sandınız? 
|
(23:114)


|
أَفَحَسِبْتُمْ:
bizim 
|
أَنَّمَا:

|
خَلَقْنَاكُمْ:
sizi yarattığımızı 
|
عَبَثًا:
boş yere 
|
وَأَنَّكُمْ:
ve sizin 
|
إِلَيْنَا:
bize 
|
لَا:
asla 
|
تُرْجَعُونَ:
döndürülmeyeceğinizi 
|
(23:115)


|
فَتَعَالَى:
pek yücedir 
|
اللَّهُ:
Allah 
|
الْمَلِكُ:
mutlak hakim 
|
الْحَقُّ:
hak 
|
لَا:
yoktur 
|
إِلَٰهَ:
tanrı 
|
إِلَّا:
başka 
|
هُوَ:
O'ndan 
|
رَبُّ:
rabbidir 
|
الْعَرْشِ:
Arş'ın 
|
الْكَرِيمِ:
Kerim 
|
(23:116)


|
وَمَنْ:
ve kim 
|
يَدْعُ:
taparsa 
|
مَعَ:
ile beraber 
|
اللَّهِ:
Allah 
|
إِلَٰهًا:
bir tanrıya 
|
اخَرَ:
başka 
|
لَا:
bulunmayan 
|
بُرْهَانَ:
hiçbir delil 
|
لَهُ:
hakkında 
|
بِهِ:
onun 
|
فَإِنَّمَا:
şüphesiz 
|
حِسَابُهُ:
onun hesabı 
|
عِنْدَ:
yanındadır 
|
رَبِّهِ:
Rabbinin 
|
إِنَّهُ:
çünkü (o) 
|
لَا:
asla 
|
يُفْلِحُ:
iflah olmazlar 
|
الْكَافِرُونَ:
kafirler 
|
(23:117)


|
وَقُلْ:
ve de ki 
|
رَبِّ:
Rabbim 
|
اغْفِرْ:
bağışla 
|
وَارْحَمْ:
ve acı 
|
وَأَنْتَ:
ve sen 
|
خَيْرُ:
en hayırlısısın 
|
الرَّاحِمِينَ:
acıyanların 
|
(23:118)
