Abdulbaki Gölpınarlı Meali

Kaaf, andolsun büyük ve şerefli Kur'ân'a.
(50:1)

Hayır, onlar, içlerinden bir korkutucunun gelmesine şaşıp kaldılar da kâfirler, gerçekten de dediler, bu şaşılacak bir şey.
(50:2)

Ölüp bir yığın toprak olduktan sonra mı? Bu, pek uzak, pek olmayacak bir dönüş.
(50:3)

Gerçekten de yeryüzü, onlardan neyi eksiltir, biliriz biz ve katımızdadır her şeyi koruyan ve zapteden kitap.
(50:4)

Hayır, gerçek olan Kur'ân, onlara gelince yalanladılar da şimdi darmadağın bir işe daldılar.
(50:5)

Bakmazlar mı üstlerindeki göğe? Nasıl kurduk onu ve bezedik ve bir yarığı, yırtığı da yok.
(50:6)

Ve yeryüzünü nasıl yaydık ve oraya metin dağlar koyduk ve orada, gözler, gönüller açan güzelim nebatları çifter çifter bitirdik.
(50:7)

Mâbûduna dönen her kulun, can gözünü açmak ve ona, ibret ve öğüt vermek için.
(50:8)

Ve gökten de kutlu bir yağmur yağdırmadayız da o sâyede bağlar, bahçeler ve biçilecek tâneler, yeşertip bitirmedeyiz.
(50:9)

Ve hurma ağaçları ki boy atıp uzar ve meyveleri, birbirine bitişmiş, âdetâ istiflenmiştir.
(50:10)

Kullara rızık olarak ve o yağmurla ölü şehri diriltiriz, işte kabirden çıkış da böyledir.
(50:11)

Onlardan önce Nûh kavmi ve Ashâb-ı Ress ve Semûd kavmi de yalanlamışlardı.
(50:12)

Ve Âd ve Firavun kavimleri ve Lût'un kardeşleri.
(50:13)

Ve Ashâb-ı Eyke ve Tubba' kavmi; hepsi de peygamberleri yalanlamışlardı da helâk olmayı hak ettiler.
(50:14)

İlk yaratışta âciz mi kaldık ki? Hayır; ama onlar, yeni bir yaratışta şüphe içindeler.
(50:15)

Ve andolsun ki biz insanı yarattık ve nefsi, onu ne gibi vesveselere düşürür, biliriz ve biz, ona, şah damarından daha yakınız.
(50:16)

Ne söyler, ne yaparsa yazan iki melek var, biri sağda oturmuş, biri solda.
(50:17)

Hiçbir söz söylemez ki yanında, onu zapteden, gözetip kollayan biri bulunmasın.
(50:18)

Ölüm baygınlığı, gerçek olarak gelip çattı mı buydu işte denir, senin kaçıp durduğun.
(50:19)

Ve üfürülür sûr'a, işte bu gündür azap günü.
(50:20)

Ve herkes, yanında bir sürüp götüren ve bir tanık olarak gelir.
(50:21)

Andolsun ki gafletteydin bundan, derken perdeyi kaldırdık gözünden, artık gözün keskin bugün.
(50:22)

Arkadaşı olan melek, der ki: İşte, ne yaptıysa hepsi bende, hepsi hazır.
(50:23)

Artık atın cehenneme adamakıllı kâfir olan ve gerçeğe karşı inat eden herkesi.
(50:24)

Hayrı tamâmıyla meneden zâlim şüpheciyi.
(50:25)

Ki Allah'la berâber bir başka mâbut da kabûl etmiştir, atın artık onu çetin azâba.
(50:26)

Arkadaşı, Rabbimiz der, onu, taşkınlığa ben sevketmedim ve fakat o, pek uzak bir sapıklık içindeydi.
(50:27)

Der ki: Huzûrumda çekişmeyin ve ben, önceden azâp edeceğimi bildirmiştim size.
(50:28)

Katımda söz değiştirilemez ve ben, kullara zulmetmem.
(50:29)

O gün deriz cehenneme: Doldun mu? Ve der ki: Daha yok mu?
(50:30)

Ve yaklaştırılır cennet, çekinenlere ve onlardan uzak değildir.
(50:31)

İşte denecek, size, mâbûduna tövbe eden, emri, iyiden iyiye koruyan herkese vaadedilen bu.
(50:32)

Görmediği halde rahmandan korkan ve ona yönelmiş bir yürekle gelen kişiye vaadedilen bu.
(50:33)

Esenlikle girin oraya; bugün, ebedîlik günü.
(50:34)

Onlaradır ne dilerlerse orada ve katımızda daha da fazlası var.
(50:35)

Ve nice nesiller helâk ettik onlardan önce. Onlar, bunlardan daha çokluktu, daha güçlü kuvvetliydi, derken şehirleri delik deşik etmişlerdi, her tarafı ellerine geçirmişlerdi fakat bir kaçacak yer mi var?
(50:36)

Şüphe yok ki bunda, gönlü olana, yahut görerek kulak verene ibret ve öğüt var elbet.
(50:37)

Ve andolsun ki biz, gökleri ve yeryüzünü altı günde yarattık ve bir yorgunluk gelmedi bize.
(50:38)

Artık sabret ne derlerse ve Rabbine hamd ederek onu tenzîh et güneş doğmadan önce ve batmadan önce.
(50:39)

Ve geceleyin ve secdelerden sonra.
(50:40)

Ve dinle o nidâ edenin, yakın bir yerden bağıracağı gün, sesini.
(50:41)

O gün, o bağrışı, gerçek olarak işitecekler; işte o gündür kabirlerden çıkış günü.
(50:42)

Şüphe yok ki biz diriltiriz ve biz öldürürüz ve dönülüp gelinecek tapı, bizim tapımızdır.
(50:43)

O gün yarılır yeryüzü de çıkarlar oradan ve hızlı hızlı koşarlar; bu toplayış, bize pek kolaydır.
(50:44)

Biz daha iyi biliriz ne dediklerini ve senin, onlara, dilediğini yapacak bir kudretin yok, artık, azaptan korkana Kur'ân'la öğüt ver.
(50:45)