Hasan Basri Çantay 🔊 Meali
Tozutup savuran (rüzgâr) lar, (51:1)

Sonra (su) yükü (nü) taşıyan (bulut) lar, (51:2)

sonra kolayca akan (gemi) ler, (51:3)

sonra iş bölümü yapan (melek) ler hakkı için, (51:4)

şübhesiz ki size va'd olunan (şeylerin hepsi) elbette doğrudur. (51:5)

Şübhesiz ki (amellere göre) ceza (ya'nî mukaabele) de elbette vaaki'dir. (51:6)

O haareli yollara saahib gök hakkı için, (51:7)

hakıykat, siz kat'î ihtilâfa düşen bir söz içindesinizdir. (51:8)

Ondan döndürülen kimseler döndürülür. (51:9)

Kahr olsun o koyu yalancılar! (51:10)

ki onlar koyu bir cehalet içinde kalmış gaafil kimselerdir. (51:11)

Onlar, o ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar. (51:12)

(O gün) kendilerinin ateş üzerinde azaba uğratılacakları gündür. (51:13)

(Onlara) «Tadın azabınızı. İşte (dünyâda) çarçabuk (gelmesini) isteyegeldiğiniz bu idi» (denilir). (51:14)

(15-16) Şübhesiz ki (fenâlıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazî olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi. (51:15)

Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı. (51:17)

Sehar vakıflarında da onlar istiğfar ederlerdi. (51:18)

Onların mallarında sâilin ve (kemâl-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardı. (51:19)

(Küre-i) arzda kâmil bilgi saahibleri için nice âyetler vardır. (51:20)

Kendi nefislerinizde dahi (nice âyetler var. Bunları) görmüyor musunuz? (51:21)

Rızkınız ve size va'd olunagelen şeyleri gök (ler) dedir. (51:22)

İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki (va'd olunduğunuz) o (şeyler) tıpkı sizin konuşduğunuz gibi şübhesiz ve kat'î bir gerçekdir. (51:23)

İbrâhîmin (Allah indinde) şerefli müsâfirlerinin haberi sana geldi mi? (51:24)

Hani bunlar, onun yanına girmişlerdi de «Selâm» demişlerdi. (İbrâhîm de) «selâm» demiş (selâm ile mukaabele etmiş), «(Bunlar) tanınmamış bir zümre» demişdi. (51:25)

Hemen (gizlice) ailesine gidib semiz bir dana getirdi de, (51:26)

Bunu onlara yaklaşdırdı. «Yemez misiniz?» dedi. (51:27)

Derken içine onlardan gizli bir korku çökdü. «Korkma» dediler ve onu çok bilgin bir oğulla müjdelediler. (51:28)

Bunun üzerine (İbrâhîmin) zevcesi (Sâre) bir feryâd içinde yönelib (elini) yüzüne vurdu. «(Ben) doğurmaz bir koca karı (yım)» dedi. (51:29)

Onlar «öyledir. Fakat (bunu) Rabbin buyurdu. Çünkü O, asıl hukûm ve hikmet saahibi olan, (herşey'i) hakkıyle bilen odur» dediler. (51:30)

(İbrâhîm) «Ey gönderilmiş (melekler) sizin haal-ü şanınız nedir?» dedi. (51:31)

Onlar «Biz günahkârlar güruhuna gönderildik», dediler, (51:32)

«Çünkü üzerlerine çamurdan taşlar atacağız», (51:33)

«ki (bunların her biri) aşırı hareket edenlere haas olmak üzere Rabbin nezdinde nişanlanmış (dır)». (51:34)

Derken orada mü'minlerden kim varsa çıkardık. (51:35)

Fakat orada müslümanlardan bir ev (halkın) dan başkasını da bulmadık. (51:36)

(Bununla beraber) orada elem verici azâbdan, korkacaklar için, bir alâmet de bırakdık. (51:37)

Musa (nin kıssasın) da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir hüccetle Fir'avne göndermişdik de, (51:38)

O, ordusiyle birlikde (îmandan) yüz çevimiş, (onun hakkında) «Ya bir sihirbazdır, yahud bir mecnundur» demişdi. (51:39)

Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi. (51:40)

Aad (kavminin helak edilmesin) de de (ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgârı göndermişdik. (51:41)

(Öyle bir rüzgâr ki) her uğradığı şey'i (yerinde) bırakmıyor, mutlakaa onu kül gibi savuruyordu. (51:42)

Semud (kavminin ilhâkin) de de (bir ibret vardır). Hani onlara «Bir zamana kadar fâidelene durun» denilmişdi de, (51:43)

Rablerinin emrinden uzaklaşıb azmışlardı. (Bu yüzden) kendilerine de göre göre, onları yıldırım tutuvermişdi. (51:44)

İşte (bu sebeble) ayakda durmıya güç yetiremediler, yardım edenleri de olmadı. (51:45)

Daha evvel de Nuuh kavmini (helak etdik). Çünkü onlar (küfr-ü ısyanlarıyle doğrulukdan) çıkmış fâsık kavmdi. (51:46)

Biz göğü kuvvetle bina etdik. Çünkü biz muhakkak ve mutlak bir (vüs'at ve) kudrete mâlikizdir. (51:47)

Yeri de biz döşedik. (Bak biz) ne güzel döşeyiciler (iz)! (51:48)

Her şeyden de iki çift yaratdık, olur ki inceden inceye düşünürsünüz diye. (51:49)

O halde (Habîbim, de ki:) «Hepiniz Allaha kaçın. Hakıykat, ben sizi On (un azabın) dan açıkça korkutan (bir peygamber) im». (51:50)

«Allahın yanına diğer bir Tanrı daha katmayın. Hakıykat, ben sizi (Allahın azabından) apâşikâr korkutan (bir peygamber) im». (51:51)
