(Muusâ): «Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. Eğer hakıykatı yakıynen bilmiye ehil kimselerseniz (Onun birliğine îman edin)» dedi. (26:24)
(Fir'avn) etrafında bulunan kimselere dedi ki: «İşitmiyor musunuz»? (26:25)
(Muusâ sözüne devamla:) «(O) sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbidir» dedi. (26:26)
(Muusâ yine devamla) dedi ki: «(O) Meşrıkla mağribin ve ikisi arasında bulunan her şeylerin Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız (idrâk edersiniz)». (26:28)
(Fir'avn): «Andolsun, dedi, eğer benden başka bir Tanrı edinirsen seni muhakkak ve muhakkak zindana girenlerden ederim». (26:29)
(Muusâ) dedi ki: «Sana apaçık bir şey getirdimse de mi (zindana atacaksın)»? (26:30)
(Fir'avn) dedi ki: «Ben size izin vermeden siz ona îman etdiniz ha! Hakıykat size büyüyü öğreten büyüğünüzmüş o! O halde yakında bileceksiniz. Herhalde sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesdireceğim, sizin topunuzu behemehal çarmıha gerdireceğim»! (26:49)
Dediler: «(Bunda) bize hiçbir zarar yok. Biz şübhesiz ki Rabbimize dönücüleriz». (26:50)
«Herhalde biz îman edenlerin ilki olduğumuz için Rabbimizin bizim günâhlarımızı yarlığayacağını umarız». (26:51)
Muusâya: «Kullarımı gece yola çıkar. Çünkü ta'kîb edileceksiniz» diye vahyetdik. (26:52)
Fir'avn da şehirlere toplayıcılar gönderdi. (26:53)
«Şübhesiz ki bunlar (Isrâîl oğulları) azar azar birer cemâatdir». (26:54)
«(Böyle iken) onlar mutlakaa bizi darıltıcıdırlar». (26:55)
«Babamı da yarlığa. Çünkü o sapıklardandır». (26:86)
«(Kulların) kabirlerinden kaldırılacakları gün beni rüsvay etme». (26:87)
«O günde ki ne mal fâide eder, ne de oğullar». (26:88)
«Meğer ki Allaha (küfr-ü nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola». (26:89)
(O günde ki) cennet takva saahiblerine yaklaşdırılmışdır. (26:90)
Cehennem de azgınlara açılıb gösterilmişdir. (26:91)
(92-93) Ve anlara: «Allâhı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?» denilmişdir. (26:92)
(94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblîs orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır. (26:94)
Hulâsa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Şübhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir. (26:139)
Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O. (26:140)
Semud (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzîb etmişdir. (26:141)
O zamanda ki biraderleri Saalih onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi. (26:142)
«Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emîn bir peygamberim». (26:143)
«Siz burada (ki nimetlerin içinde) emîn emîn bırakılacak mısınız»? (26:146)
«Ki onlar yer (yüzün) de fesâd yapar, ıslah etmez kimselerdir». (26:152)
«Sen, dediler, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin»! (26:153)
«Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Bununla beraber eğer (peygamberlik da'vaasında) doğruculardan isen haydi bir âyet (mu'cize) getir». (26:154)
(Saalih) dedi: «İşte bu dişi deve. Su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin». (26:155)
«Ona bir kötülükle ilişmeyin. Sonra sizi büyük bir günün azâbı yakalar». (26:156)
Derken onu kesdiler. Fakat peşîman oldular. (26:157)
Çünkü kendilerini o azâb yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu îman ediciler değildir. (26:158)
Luut (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzîb etdi. (26:160)
(165-166) «Siz, Rabbinizin sizin için yaratdığı zevcelerinizi bırakıb da insanların içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? Hayır, (siz halâlden harama) tecâvüz eden bir kavmsiniz». (26:165)
Dediler: «Ey Luut, sen (bu davadan) vaz geçmezsen, andolsun, mutlak (memleketimizden koğulub) çıkarılanlardan olacaksın». (26:167)
(Luut) dedi: «Ben sizin bu yapdığınıza elbette buğz edenlerdenim». (26:168)
«Ey Rabbim, beni ve ehlimi onların yapageldikleri (bu kötülüğ) ün (azâb) ından kurtar». (26:169)
Bunun üzerine biz onu ve ehlini kamilen kurtardık. (26:170)
Geri kalanların içinde yalınız bir koca karı vardı. (26:171)
Sonra geridekileri (tam bir suretde) helak etdik. (26:172)
Üstlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki. (Bak) inzâr edilenlerin yağmuru ne kötüdür! (26:173)
Şübhesiz bunda elbette bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir. (26:174)
Eyke yârânı da (gönderilen) peygamberleri tekzîb etmişdir. (26:176)
O zamanda ki Şuayb onlara: «(Allahdan) korkmaz mısınız?» demişdi, (26:177)
«Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değil». (26:180)
Ölçeği tam ölçün. Eksiltenlerden olmayın». (26:181)
«İnsanların hakkından bir şey'i kısmayın. Yer (yüzün) de fesadcılar olarak bozgunculuk etmeyin». (26:183)
«(Gerek) sizi, (gerek sizden) evvelki ümmetleri yaratan (Allah) dan korkun». (26:184)
Dediler: «Sen ancak fazla büyülenmişlerdensin»! (26:185)
«Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Biz senin muhakkak yalancılardan olduğunu zannediyoruz». (26:186)
«Eğer doğruculardan isen gökden üstümüze bir parça düşür». (26:187)
(Şuayb) dedi: «Ne yapıyorsanız Rabbim daha iyi bilicidir». (26:188)
Hulâsa: Onu tekzîb etdiler de kendilerini o gölge gününün azâbı yakalayıverdi. Hakıykat bu, o günün büyük azâbı idi. (26:189)
Şübhesiz bunda mutlak bir âyet vardır. (Fakat) onların çoğu îman ediciler değildir. (26:190)
Hakıykat, senin Rabbin mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O. (26:191)
O (Kur'an) muhakkak ve muhakkak aalemlerin Rabbi (canibinden) indirilmedir. (26:192)
(193-194-195) Onu Ruuh-ul Emîn, inzâr edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nâsı açık Arabca bir dil ile indirmişdir. (26:193)
Şübhe yok ki o (Kur'an) daha evvelkilerin kitablarında da vardır. (26:196)
İsrâîl oğulları bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir âyet (bir delîl) değil miydi? (26:197)
Biz onu Arabca bilmeyenlerden birine indirseydik de, (26:198)
onlara karşı bunu okusaydı yîne buna îman edici kimseler değillerdi onlar. (26:199)
Biz (küfrü) o günahkârların kalbine Öyle bir sokduk ki, (26:200)
o pek çetin azâbı görecekleri (âna) kadar onlar (kaabil değil) bu (Kur'ana) inanmazlar. (26:201)
İşte bu (azab) onlara, kendileri de farkında olmayarak, ansızın gelecekdir. (26:202)
(Gelecekdir de «Acaba) bize bir mühlet verilir mî?» diyeceklerdir. (26:203)
Onlar haalâ azabımızı çabuklatdırmak mı istiyorlar? (26:204)
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb fâidelendirsek de sonra kendilerine tehdîd olunageldikleri (azâb gelib) çatıverse o yaşayıb fâidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi? (26:205)
(208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzâr edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz. (26:208)
Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar (buna esasen) güc yetiremezler. (26:211)
Şübhe yok ki onlar (meleklerin sözünü) işitmekden kat'î surerde azledilmişlerdir. (26:212)
Sakın Allah ile beraber diğer bir Tanrı daha çağırma. (Sonra) azâblandırılanlardan olursun. (26:213)
Sen (ilkin) en yakın hısımlarını inzâr et. (26:214)
Mü'minlerden sana tâbi' olanlara kanadını indir. (26:215)
Bunun üzerine eğer sana isyan ederlerse de ki: «Ben sizin yapageldiklerinizden hakikaten uzağım». (26:216)
Sen O mutlak gaalib, O çok esirgeyici (Allaha) güvenib dayan. (26:217)
(218-219) (Öyle mutlak gaalib, öyle çok esirgeyici) ki O, (namaza) kıyam etdiğin vakit seni ve secde edenler içinde dolaşmanı (dâima) görendir. (26:218)
Çünkü hakkıyle işiden, hakkıyle bilen bizzat Odur. (26:220)
(Ey müşrikler) şeytanların kimlerin üzerine indiğini size haber vereyim mi ben? (26:221)
Onlar her günahkâr yalancının tepesine iner (ler). (26:222)
Onlar dır ki (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar. (26:223)
Şâirler (e gelince), onlara da sapıklar uyarlar. (26:224)
(225-226) Onların her vâdîde hakıykaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi? (26:225)
Ancak îman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlar, Allâhı çok zikredenler ve zulme uğratıldıklarından sonra öçlerini alanlar böyle değildir. O zulmedenler yakında hangi inkılâb ile sarsılacaklarını bileceklerdir. (26:227)