Kırık Meal (Arapça) : |فَأَخَذَهُمُ: ve onları yakaladı | الْعَذَابُ: azab | إِنَّ: muhakkak ki | فِي: vardır | ذَٰلِكَ: bunda | لَايَةً: bir ibret | وَمَا: ama yine | كَانَ: değildir | أَكْثَرُهُمْ: çokları | مُؤْمِنِينَ: inananlardan |
Kırık Meal (Harekesiz) : |فأخذهم FÊḢZ̃HMve onları yakaladı | العذاب ELAZ̃EBazab | إن ÎNmuhakkak ki | في FYvardır | ذلك Z̃LKbunda | لآية L ËYTbir ibret | وما WMEama yine | كان KENdeğildir | أكثرهم ÊKS̃RHMçokları | مؤمنين MÙMNYNinananlardan |
Kırık Meal (Okunuş) : |feeḣaƶehumu: ve onları yakaladı | l-ǎƶābu: azab | inne: muhakkak ki | fī: vardır | ƶālike: bunda | lāyeten: bir ibret | vemā: ama yine | kāne: değildir | ekṧeruhum: çokları | mu'minīne: inananlardan |
Kırık Meal (Transcript) : |FÊḢZ̃HM: ve onları yakaladı | ELAZ̃EB: azab | ÎN: muhakkak ki | FY: vardır | Z̃LK: bunda | L ËYT: bir ibret | VME: ama yine | KEN: değildir | ÊKS̃RHM: çokları | MÙMNYN: inananlardan |
Abdulbaki Gölpınarlı : Azap, onları helâk ediverdi. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.
Adem Uğur : Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ahmed Hulusi : Sonunda o azap onları çarptı! Muhakkak ki bu olayda bir işaret - ders vardır. . . Onların çoğunluğu iman etmemişlerdir!
Ahmet Tekin : Şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe onların işini bitirdi. Bunda da, kesinlikle bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.
Ahmet Varol : Çünkü kendilerini azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.
Ali Bulaç : Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ali Fikri Yavuz : Çünkü azab kendilerini yakalayıverdi. Muhakkak ki bunda bir ibret var. Öyle iken (arkadan gelenlerin) çoğu mümin olmadı.
Bekir Sadak : Bunun uzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda bir ders vardir, fakat cogu inanmamistir.
Celal Yıldırım : O sebeple azâb onları yakaladı. Şüphesiz ki (bu olayda) bir ibret ve öğüt vardır; ama onların çoğu imân edenler olmadı.
Diyanet İşleri : Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Diyanet İşleri (eski) : Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
Diyanet Vakfi : Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Edip Yüksel : Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.'
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır : Çünkü kendilerini azâb yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir âyet var öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
Fizilal-il Kuran : Arkasından azab, yakalarına yapıştı. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.
Gültekin Onan : Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.
Hakkı Yılmaz : Bunun üzerine onları azap yakalayıverdi. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır, ama onların çoğu iman etmediler.
Hasan Basri Çantay : Çünkü kendilerini o azâb yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu îman ediciler değildir.
Hayrat Neşriyat : Çünki, azab onları yakaladı. Şübhe yok ki bunda apaçık bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.
İbni Kesir : Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
İskender Evrenosoğlu : Böylece onları azap aldı (yakaladı). Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü'min olmadılar (Allah'a ulaşmayı dilemediler).
Muhammed Esed : çünkü (Salih'in önceden haber verdiği) azap onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...
Ömer Nasuhi Bilmen : Artık onları azap yakaladı. Şüphe yok ki, bunda bir ibret vardır. Böyle iken onların çokları imân etmiş olmadılar.
Ömer Öngüt : Bunun üzerine azap onları yakaladı. Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Şaban Piriş : Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmiş değildir.
Suat Yıldırım : Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Süleyman Ateş : Ve azâb onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Tefhim-ul Kuran : Böylece azab da onları yakaladı. Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ümit Şimşek : Azap onları yakalayıverdi. İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.
Yaşar Nuri Öztürk : Sonunda azap onları yakaladı. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanan kişiler değildi.