| bāḣiǔn: helak edeceksin
| nefseke: kendini
| ellā: diye
| yekūnū: etmiyorlar
| mu'minīne: iman
| (26:3)
| neşe': dilesek
| nunezzil: indiririz
| ǎleyhim: onların üzerine
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| āyeten: bir mu'cize
| feZellet: ve oluverir
| eǎ'nāḳuhum: boyunları
| lehā: ona
| ḣāDiǐyne: eğilip kalmış
| (26:4)
| ye'tīhim: onlara gelmez
| min: hiçbir
| ƶikrin: Zikir (uyarı)
| mine: -dan
| r-raHmāni: Rahman-
| muHdeṧin: yeni
| illā:
| kānū: olmadıkları
| ǎnhu: ondan
| muǎ'riDīne: yüz çevirici
| (26:5)
| keƶƶebū: yalanladılar
| feseye'tīhim: ama kendilerine gelecektir
| enbā'u: haberleri
| mā: şeyin
| kānū: oldukları
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay edip duruyor(lar)
| (26:6)
| yerav: bakmadılar mı?
| ilā:
| l-erDi: yeryüzüne
| kem: kaç
| enbetnā: bitirmişizdir
| fīhā: orada
| min: çeşitten
| kulli: her
| zevcin: çifti
| kerīmin: güzel
| (26:7)
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyeten: bir ibret
| vemā: ama yine
| kāne: değillerdir
| ekṧeruhum: çokları
| mu'minīne: inanıcı
| (26:8)
| rabbeke: Rabbin
| lehuve: işte O
| l-ǎzīzu: üstündür
| r-raHīmu: merhamet edendir
| (26:9)
| nādā: seslenmişti
| rabbuke: Rabbin
| mūsā: Musa'ya
| eni: diye
| 'ti: git
| l-ḳavme: kavmine
| Z-Zālimīne: zalimler
| (26:10)
| rabbi: Rabbim
| innī: şüphesiz ben
| eḣāfu: korkuyorum
| en: diye
| yukeƶƶibūni: beni yalanlayacaklar
| (26:12)
| Sadrī: göğsüm
| ve lā: ve
| yenTaliḳu: açılmıyor
| lisānī: dilim
| feersil: onun için elçilik ver
| ilā:
| hārūne: Harun'a da
| (26:13)
| ǎleyye: bana yükledikleri
| ƶenbun: bir suç
| feeḣāfu: korkuyorum
| en: diye
| yeḳtulūni: beni öldürecekler
| (26:14)
| kellā: hayır
| feƶhebā: ikiniz de gidin
| biāyātinā: ayetlerimizle
| innā: şüphesiz biz
| meǎkum: sizinle beraberiz
| mustemiǔne: dinliyoruz
| (26:15)
| fir'ǎvne: Fir'avn'e
| fe ḳūlā: ve deyin ki
| innā: gerçekten biz
| rasūlu: elçisiyiz
| rabbi: Rabbinin
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:16)
| elem:
| nurabbike: biz seni yetiştirmedik mi?
| fīnā: içimizden
| velīden: bir çocuk olarak
| velebiṧte: ve kalmadın mı?
| fīnā: aramızda
| min:
| ǔmurike: ömründen
| sinīne: nice yıllar
| (26:18)
| feǎ'leteke: yaptığın
| lletī:
| feǎlte: o (kötü) işi
| ve ente: ve sen
| mine: -den(sin)
| l-kāfirīne: nankörler-
| (26:19)
| feǎltuhā: onu yaptığım
| iƶen: zaman
| veenā: ben
| mine:
| D-Dāllīne: dalalette idim
| (26:20)
| minkum: aranızdan
| lemmā:
| ḣiftukum: sizden korkunca
| fevehebe: sonra verdi
| lī: bana
| rabbī: Rabbim
| Hukmen: hükümdarlık
| ve ceǎlenī: ve beni yaptı
| mine: -den
| l-murselīne: elçiler-
| (26:21)
| niǎ'metun: ni'met
| temunnuhā: kaktığın
| ǎleyye: başıma
| en: (yüzündendir)
| ǎbbedte: köle yapman
| benī: oğullarını
| isrāīle: İsrail
| (26:22)
| rabbu: Rabbidir
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| ve mā: ve olanların
| beynehumā: ikisi arasında
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| mūḳinīne: gerçekten inanan kimseler
| (26:24)
| limen: kimselere
| Havlehu: çevresinde bulunan
| elā:
| testemiǔne: işitiyor musunuz?
| (26:25)
| rabbukum: sizin Rabbinizdir
| ve rabbu: ve Rabbidir
| ābāikumu: atalarınızın
| l-evvelīne: önceki
| (26:26)
| inne: şüphesiz
| rasūlekumu: elçiniz
| lleƶī:
| ursile: gönderilen
| ileykum: size
| lemecnūnun: mutlaka delidir
| (26:27)
| rabbu: Rabbidir
| l-meşriḳi: doğunun
| velmeğribi: ve batının
| ve mā: ve olanların
| beynehumā: bunlar arasında
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| teǎ'ḳilūne: düşünüyor
| (26:28)
| leini: andolsun ki eğer
| tteḣaƶte: edinirsen
| ilāhen: bir tanrı
| ğayrī: benden başka
| leec'ǎlenneke: seni mutlaka yapacağım
| mine: -dan
| l-mescūnīne: zindana atılanlar-
| (26:29)
| evelev:
| ci'tuke: sana getirsem de mi?
| bişey'in: bir şey
| mubīnin: apaçık
| (26:30)
| fe'ti: getir
| bihi: onu
| in: eğer
| kunte: isen
| mine: -dan
| S-Sādiḳīne: doğrular-
| (26:31)
| ǎSāhu: asasını
| fe iƶā: bir de (baktılar ki)
| hiye: o
| ṧuǎ'bānun: bir ejderha
| mubīnun: apaçık
| (26:32)
| yedehu: elini
| fe iƶā: işte
| hiye: o (da)
| beyDā'u: parıl parıl parlıyor(du)
| linnāZirīne: bakanlara
| (26:33)
| lilmelei: ileri gelenlere
| Havlehu: çevresindeki
| inne: şüphesiz
| hāƶā: bu
| lesāHirun: bir büyücüdür
| ǎlīmun: bilen
| (26:34)
| en:
| yuḣricekum: sizi çıkarmak
| min: -dan
| erDikum: toprağınız-
| bisiHrihi: büyüsüyle
| femāƶā: o halde ne?
| te'murūne: buyurursunuz
| (26:35)
| ercih: onu beklet
| ve eḣāhu: ve kardeşini
| veb'ǎṧ: ve gönder
| fī:
| l-medāini: kentlere
| Hāşirīne: toplayıcılar
| (26:36)
| s-seHaratu: büyücüler
| limīḳāti: belirlenen vaktinde
| yevmin: bir günün
| meǎ'lūmin: belli
| (26:38)
| linnāsi: halka da
| hel: musunuz?
| entum: siz de
| muctemiǔne: toplanıyor
| (26:39)
| nettebiǔ: onlara uyarız
| s-seHarate: büyücülere
| in: eğer
| kānū: ise
| humu: onlar
| l-ğālibīne: üstün gelirler
| (26:40)
| cā'e: geldi(ler)
| s-seHaratu: büyücüler
| ḳālū: dediler
| lifir'ǎvne: Fir'avn'a
| einne: var değil mi?
| lenā: bize
| leecran: bir ücret
| in: eğer
| kunnā: olursak
| neHnu: biz
| l-ğālibīne: üstün gelenler
| (26:41)
| neǎm: evet
| ve innekum: şüphesiz siz
| iƶen: o takdirde
| lemine:
| l-muḳarrabīne: yakınlardan olacaksınız
| (26:42)
| lehum: onlara
| mūsā: Musa
| elḳū: atın
| mā: şeyi
| entum: siz
| mulḳūne: atacağınız
| (26:43)
| Hibālehum: iplerini
| ve ǐSiyyehum: ve değneklerini
| ve ḳālū: ve dediler
| biǐzzeti: şerefine
| fir'ǎvne: Fir'avn'ın
| innā: biz
| leneHnu: elbette biz
| l-ğālibūne: galib geleceğiz
| (26:44)
| mūsā: Musa
| ǎSāhu: asasını
| fe iƶā: birden
| hiye: o
| telḳafu: yutmağa başladı
| mā: şey(ler)i
| ye'fikūne: onların uydurdukları
| (26:45)
| āmentum: inandınız mı?
| lehu: ona
| ḳable: önce
| en:
| āƶene: ben izin vermeden
| lekum: size
| innehu: şüphesiz O
| lekebīrukumu: büyüğünüzdür
| lleƶī:
| ǎllemekumu: size öğreten
| s-siHra: büyüyü
| felesevfe: öyleyse yakında
| teǎ'lemūne: bileceksiniz
| leuḳaTTiǎnne: mutlaka keseceğim
| eydiyekum: ellerinizi
| ve erculekum: ve ayaklarınızı
| min:
| ḣilāfin: çapraz olarak
| veleuSallibennekum: ve asacağım
| ecmeǐyne: hepinizi
| (26:49)
| lā: yok
| Deyra: zarar
| innā: muhakkak biz
| ilā:
| rabbinā: Rabbimize
| munḳalibūne: döneceğiz
| (26:50)
| neTmeǔ: umarız
| en:
| yeğfira: bağışlayacağını
| lenā: bizi
| rabbunā: Rabbimizin
| ḣaTāyānā: hatalarımızı
| en: için
| kunnā: olduğumuz
| evvele: ilk
| l-mu'minīne: inananlar
| (26:51)
| ilā:
| mūsā: Musa'ya
| en: diye
| esri: geceleyin yürüt
| biǐbādī: kullarımı
| innekum: siz mutlaka
| muttebeǔne: takibedileceksiniz
| (26:52)
| fir'ǎvnu: Fir'avn
| fī:
| l-medāini: kentlere
| Hāşirīne: (asker) toplayıcılar
| (26:53)
| min: -den
| cennātin: bahçeler(in)-
| ve ǔyūnin: ve çeşmeler(inden)
| (26:57)
| ve evraṧnāhā: bunları miras yaptık
| benī: oğullarına
| isrāīle: İsrail
| (26:59)
| terā'ā: birbirini görünce
| l-cem'ǎāni: iki topluluk
| ḳāle: dedi(ler)
| eSHābu: adamları
| mūsā: Musa'nın
| innā: şüphesiz biz
| lemudrakūne: işte yakalandık
| (26:61)
| kellā: hayır
| inne: şüphesiz
| meǐye: benimle beraberdir
| rabbī: Rabbim
| seyehdīni: bana yol gösterecektir
| (26:62)
| ilā:
| mūsā: Musa'ya
| eni:
| Drib: vur
| biǎSāke: değneğinle
| l-beHra: denize
| fenfeleḳa: sonra yarıldı
| fe kāne: ve oldu
| kullu: her
| firḳin: bölüm
| kāTTavdi: bir dağ gibi
| l-ǎZīmi: kocaman
| (26:63)
| mūsā: Musa'yı
| ve men: ve olanları
| meǎhu: beraberinde
| ecmeǐyne: hepsini
| (26:65)
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyeten: bir ibret
| vemā: ama
| kāne:
| ekṧeruhum: çokları
| mu'minīne: inanmazlar
| (26:67)
| rabbeke: Rabbin
| lehuve: O'dur
| l-ǎzīzu: üstün olan
| r-raHīmu: merhamet eden
| (26:68)
| ḳāle: demişti
| liebīhi: babasına
| ve ḳavmihi: ve kavmine
| mā: neye?
| teǎ'budūne: tapıyorsunuz
| (26:70)
| neǎ'budu: tapıyoruz
| eSnāmen: putlara
| feneZellu: duruyoruz
| lehā: onların önünde
| ǎākifīne: ibadete
| (26:71)
| hel: -mı?
| yesmeǔnekum: onlar sizi işitiyorlar-
| iƶ: zaman
| ted'ǔne: du'a ettiğiniz
| (26:72)
| yenfeǔnekum: size fayda verebiliyorlar (mı?)
| ev: veya
| yeDurrūne: zarar verebiliyorlar( mı)?
| (26:73)
| bel: hayır
| vecednā: bulduk
| ābā'enā: babalarımızı
| keƶālike: böyle
| yef'ǎlūne: yaparlarken
| (26:74)
| ǎduvvun: düşmanımdır
| lī: benim
| illā: yalnız hariç
| rabbe: Rabbi
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:77)
| eTmeǔ: umduğum
| en:
| yeğfira: afftmesini
| lī: beni
| ḣaTīetī: hatamı
| yevme: günü
| d-dīni: din (ceza)
| (26:82)
| heb: ver
| lī: bana
| Hukmen: hüküm
| ve elHiḳnī: ve beni kat
| biS-SāliHīne: Salihler arasına
| (26:83)
| lī: bana
| lisāne: dili
| Sidḳin: doğruluk
| fī: içinde
| l-āḣirīne: sonra gelenler
| (26:84)
| min: -nden
| veraṧeti: varisleri-
| cenneti: cennetinin
| n-neǐymi: ni'met(i bol olan)
| (26:85)
| liebī: babamı
| innehu: çünkü o
| kāne:
| mine: -dandır
| D-Dāllīne: sapıklar-
| (26:86)
| lā:
| yenfeǔ: fayda vermez
| mālun: (ne) mal
| ve lā: ne de
| benūne: oğullar
| (26:88)
| men: kimse
| etā: getiren
| llahe: Allah'a
| biḳalbin: kalb
| selīmin: sağlam ve temiz
| (26:89)
| lehum: onlara
| eyne: hani nerede?
| mā: şeyler
| kuntum:
| teǎ'budūne: taptıklarınız
| (26:92)
| dūni: başkası
| llahi: Allah'tan
| hel: -mı?
| yenSurūnekum: size yardım ediyorlar-
| ev: yahut
| yenteSirūne: kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)
| (26:93)
| in: gerçekten
| kunnā: biz -imişiz
| lefī: içinde
| Delālin: bir sapıklık
| mubīnin: apaçık
| (26:97)
| enne:
| lenā: bizim için olsa
| kerraten: bir (dönüş) daha
| fenekūne: ve olsak
| mine: -dan
| l-mu'minīne: inananlar-
| (26:102)
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyeten: bir ibret
| vemā: ama yine
| kāne: olmazlar
| ekṧeruhum: çokları
| mu'minīne: inananlardan
| (26:103)
| rabbeke: Rabbin
| lehuve: O'dur
| l-ǎzīzu: üstün olan
| r-raHīmu: merhamet eden
| (26:104)
| ḳāle: demişti
| lehum: onlara
| eḣūhum: kardeşleri
| nūHun: Nuh
| elā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (26:106)
| eselukum: ben sizden istemiyorum
| ǎleyhi: buna karşı
| min: hiç
| ecrin: bir ücret
| in: yoktur
| ecriye: bana bir ücret
| illā: başka
| ǎlā: ait olandan
| rabbi: Rabbine
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:109)
| enu'minu: biz inanır mıyız?
| leke: sana
| vettebeǎke: uymuşken
| l-erƶelūne: bayağı kimseler
| (26:111)
| ve mā: ve
| ǐlmī: ben bilmem
| bimā: şeyleri
| kānū: oldukları
| yeǎ'melūne: onların yapıyor
| (26:112)
| Hisābuhum: onların hesabı
| illā: ancak
| ǎlā: aittir
| rabbī: Rabbime
| lev: eğer
| teş'ǔrūne: düşünürseniz
| (26:113)
| lein: eğer
| lem:
| tentehi: vazgeçmezsen
| yā: EY/HEY/AH
| nūHu: Nuh
| letekūnenne: mutlaka olacaksın
| mine: -dan
| l-mercūmīne: taşlananlar-
| (26:116)
| rabbi: Rabbim
| inne: şüphesiz
| ḳavmī: kavmim
| keƶƶebūni: beni yalanladı
| (26:117)
| beynī: benimle
| ve beynehum: onların arasını
| fetHen: (kesin hükümle) açarak
| ve neccinī: ve beni kurtar
| ve men: ve bulunanları
| meǐye: benimle beraber
| mine: -den
| l-mu'minīne: mü'minler-
| (26:118)
| ve men: ve bulunanları
| meǎhu: onunla beraber
| fī: içinde
| l-fulki: gemi
| l-meşHūni: dolu
| (26:119)
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyeten: bir ibret
| vemā: ama yine
| kāne: değildir
| ekṧeruhum: çokları
| mu'minīne: inananlardan
| (26:121)
| rabbeke: Rabbin
| lehuve: işte O'dur
| l-ǎzīzu: üstün olan
| r-raHīmu: merhamet eden
| (26:122)
| ḳāle: demişti
| lehum: onlara
| eḣūhum: kardeşleri
| hūdun: Hud
| elā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (26:124)
| eselukum: ben sizden istemiyorum
| ǎleyhi: buna karşı
| min: hiç
| ecrin: bir ücret
| in:
| ecriye: benim ücretim
| illā: ancak
| ǎlā: aittir
| rabbi: Rabbine
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:127)
| bikulli: her
| rīǐn: tepeye (yol üzerine)
| āyeten: bir işaret (saraylar)
| teǎ'beṧūne: eğleniyor (musunuz?)
| (26:128)
| meSāniǎ: köşkler (ve müstahkem kaleler)
| leǎllekum: belki
| teḣludūne: ebedi yaşarsınız diye
| (26:129)
| beTaştum: yakaladığınız
| beTaştum: yakalıyorsunuz
| cebbārīne: zorbalar gibi
| (26:130)
| lleƶī: kimseden
| emeddekum: size bol bol veren
| bimā: şeyleri (ni'metleri)
| teǎ'lemūne: bildiğiniz
| (26:132)
| eḣāfu: korkuyorum
| ǎleykum: size
| ǎƶābe: azabından
| yevmin: bir günün
| ǎZīmin: büyük
| (26:135)
| sevā'un: aynıdır
| ǎleynā: bizce
| eveǎZte: öğüt versen de
| em: veya
| lem:
| tekun: olmasan da
| mine: -den
| l-vāǐZīne: öğüt verenler-
| (26:136)
| hāƶā: bu (davranışımız)
| illā: başka
| ḣuluḳu: ahlakı(ndan)
| l-evvelīne: evvelkilerin
| (26:137)
| feehleknāhum: biz de onları helak ettik
| inne: muhakkak ki
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyeten: bir ibret
| vemā: ama yine
| kāne: değildir
| ekṧeruhum: çokları
| mu'minīne: inananlardan
| (26:139)
| rabbeke: Rabbin
| lehuve: işte O'dur
| l-ǎzīzu: üstün olan
| r-raHīmu: merhamet eden
| (26:140)
| ḳāle: demişti ki
| lehum: onlara
| eḣūhum: kardeşleri
| SāliHun: Salih
| elā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (26:142)
| eselukum: ben sizden istemiyorum
| ǎleyhi: buna karşı
| min: hiç
| ecrin: bir ücret
| in:
| ecriye: benim ücretim
| illā: yalnız
| ǎlā: aittir
| rabbi: Rabbine
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:145)
| fī: içinde
| mā:
| hāhunā: burada
| āminīne: güven
| (26:146)
| ve neḣlin: ve hurmalıklarda
| Tal'ǔhā: tomurcuklu
| heDīmun: yumuşak
| (26:148)
| mine: -dan
| l-cibāli: dağlar-
| buyūten: evler
| fārihīne: ustalıkla
| (26:149)
| yufsidūne: bozgunculuk yapan
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| ve lā: ve
| yuSliHūne: ıslah etmeyenlerin
| (26:152)
| innemā: doğrusu
| ente: sen
| mine: -densin
| l-museHHarīne: iyice büyülenmişler-
| (26:153)
| ente: sen
| illā: başka
| beşerun: bir insandan
| miṧlunā: bizim gibi
| fe'ti: bize getir
| biāyetin: bir mu'cize
| in: eğer
| kunte: isen
| mine: -dan
| S-Sādiḳīne: doğrular-
| (26:154)
| hāƶihi: işte bu
| nāḳatun: dişi devedir
| lehā: onun vardır
| şirbun: su içme hakkı
| velekum: ve sizin vardır
| şirbu: su içme hakkı
| yevmin: bir gün
| meǎ'lūmin: belli
| (26:155)
| temessūhā: ona dokundurmayın
| bisū'in: bir kötülük
| feye'ḣuƶekum: sonra sizi yakalar
| ǎƶābu: azabı
| yevmin: bir günün
| ǎZīmin: büyük
| (26:156)
| l-ǎƶābu: azab
| inne: muhakkak ki
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyeten: bir ibret
| vemā: ama yine
| kāne: değildir
| ekṧeruhum: çokları
| mu'minīne: inananlardan
| (26:158)
| ḳāle: demişti
| lehum: onlara
| eḣūhum: kardeşleri
| lūTun: Lut
| elā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (26:161)
| ƶ-ƶukrāne: erkeklere
| mine: içinde
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:165)
| mā: şeyleri
| ḣaleḳa: yarattığı
| lekum: sizin için
| rabbukum: Rabbinizin
| min:
| ezvācikum: eşlerinizi
| bel: bilakis
| entum: siz
| ḳavmun: bir kavimsiniz
| ǎādūne: sınırı aşan
| (26:166)
| lein: andolsun eğer
| lem:
| tentehi: vazgeçmezsen
| yā: EY/HEY/AH
| lūTu: Lut
| letekūnenne: mutlaka olacaksın
| mine: -den
| l-muḣracīne: sürülenler-
| (26:167)
| innī: şüphesiz ben
| liǎmelikum: sizin bu işinize
| mine:
| l-ḳālīne: kızanlardanım
| (26:168)
| neccinī: beni kurtar
| ve ehlī: ve ailemi
| mimmā: şeylerden
| yeǎ'melūne: yaptıkları
| (26:169)
| ǎleyhim: üzerlerine
| meTaran: bir yağmur
| fe sā'e: çok kötü oldu
| meTaru: yağmuru
| l-munƶerīne: uyarılanların
| (26:173)
| ḳāle: demişti
| lehum: onlara
| şuǎybun: Şu'ayb
| elā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (26:177)
| eselukum: ben sizden istemiyorum
| ǎleyhi: buna karşı
| min: hiç
| ecrin: bir ücret
| in:
| ecriye: benim ücretim
| illā: yalnız
| ǎlā: aittir
| rabbi: Rabbine
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:180)
| l-keyle: ölçüyü
| ve lā: ve
| tekūnū: olmayın
| mine: -den
| l-muḣsirīne: eksiltenler-
| (26:181)
| tebḣasū: kısmayın
| n-nāse: insanların
| eşyā'ehum: haklarını
| ve lā: ve
| teǎ'ṧev: karışıklık çıkarmayın
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| mufsidīne: bozgunculuk yaparak
| (26:183)
| lleƶī:
| ḣaleḳakum: sizi yaratandan
| velcibillete: ve nesilleri
| l-evvelīne: önceki
| (26:184)
| innemā: muhakkak
| ente: sen
| mine: -densin
| l-museHHarīne: iyice büyülenmişler-
| (26:185)
| ente: sen
| illā: başka bir şey
| beşerun: bir insandan
| miṧlunā: bizim gibi
| ve in: ve
| neZunnuke: biz seni sanıyoruz
| lemine: -dan
| l-kāƶibīne: mutlaka yalancılar-
| (26:186)
| ǎleynā: üzerimize
| kisefen: parçalar
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| in: eğer
| kunte: isen
| mine: -dan
| S-Sādiḳīne: doğrular-
| (26:187)
| rabbī: Rabbim
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: şeyi
| teǎ'melūne: yaptığınız
| (26:188)
| feeḣaƶehum: nihayet onları yakaladı
| ǎƶābu: azabı
| yevmi: gününün
| Z-Zulleti: gölge
| innehu: gerçekten o
| kāne: idi
| ǎƶābe: azabı
| yevmin: bir günün
| ǎZīmin: büyük
| (26:189)
| letenzīlu: indirmesidir
| rabbi: Rabbinin
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (26:192)
| ḳalbike: senin kalbine
| litekūne: olman için
| mine: -dan
| l-munƶirīne: uyarıcılar-
| (26:194)
| yekun: değil mi?
| lehum: onlar için
| āyeten: bir delil
| en:
| yeǎ'lemehu: onu bilmesi
| ǔlemā'u: bilginlerinin
| benī: oğulları
| isrāīle: İsrail
| (26:197)
| nezzelnāhu: biz onu indirseydik
| ǎlā: üzerine
| beǎ'Di: biri
| l-eǎ'cemīne: yabancılardan
| (26:198)
| ǎleyhim: onlara
| mā:
| kānū: olmazlardı
| bihi: ona
| mu'minīne: inanıyor
| (26:199)
| seleknāhu: biz onu soktuk
| fī: içine
| ḳulūbi: kalbleri
| l-mucrimīne: suçluların
| (26:200)
| yu'minūne: inanmazlar
| bihi: ona
| Hattā: kadar
| yeravu: görünceye
| l-ǎƶābe: azabı
| l-elīme: acıklı
| (26:201)
| beğteten: ansızın
| vehum: onlar
| lā: hiç
| yeş'ǔrūne: farkında olmazlar
| (26:202)
| cā'ehum: kendilerine gelse
| mā: şey
| kānū: oldukları
| yūǎdūne: tehdid ediliyor
| (26:206)
| eğnā: (hiç) yararı
| ǎnhum: kendilerine
| mā: şeylerin
| kānū: oldukları
| yumetteǔne: yaşatılıyor
| (26:207)
| ehleknā: biz helak etmedik
| min: hiçbir
| ḳaryetin: kenti
| illā: olmayan
| lehā: onun
| munƶirūne: uyarıcıları
| (26:208)
| yenbeğī: bu yaraşmaz
| lehum: onlara
| ve mā: ve zaten
| yesteTīǔne: yapamazlar
| (26:211)
| ted'ǔ: çağırma
| meǎ: ile beraber
| llahi: Allah
| ilāhen: bir tanrı
| āḣara: başka
| fetekūne: sonra olursun
| mine: -den
| l-muǎƶƶebīne: azabedilenler-
| (26:213)
| cenāHake: kanadını
| limeni: kimselere
| ttebeǎke: sana uyan
| mine: -den
| l-mu'minīne: mü'minler-
| (26:215)
| ǎSavke: sana karşı gelirlerse
| feḳul: de ki
| innī: şüphesiz ben
| berī'un: uzağım
| mimmā: şeylerden
| teǎ'melūne: sizin yaptıklarınız
| (26:216)
| ǎlā: üzerine
| l-ǎzīzi: galib olan
| r-raHīmi: ve esirgeyene
| (26:217)
| unebbiukum: size haber vereyim-
| ǎlā: üzerine
| men: kim
| tenezzelu: ineceğini
| ş-şeyāTīnu: şeytanların
| (26:221)
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| effākin: yalancı
| eṧīmin: günahkar
| (26:222)
| s-sem'ǎ: işitilene
| ve ekṧeruhum: ve çokları da
| kāƶibūne: yalan söylerler
| (26:223)
| tera: görmez misin?
| ennehum: onlar
| fī:
| kulli: her
| vādin: vadide
| yehīmūne: şaşkın şaşkın dolaşırlar
| (26:225)
| yeḳūlūne: söylerler
| mā: şeyleri
| lā:
| yef'ǎlūne: yapmayacakları
| (26:226)
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işler
| ve ƶekerū: ve ananlar
| llahe: Allah'ı
| keṧīran: çokça
| venteSarū: ve üstün gelmeğe çalışanlar
| min:
| beǎ'di: sonra
| mā:
| Zulimū: kendilerine zulmedildikten
| ve seyeǎ'lemu: ve yakında bileceklerdir
| elleƶīne: kimseler
| Zelemū: zulmeden(ler)
| eyye: nasıl
| munḳalebin: bir devrimle
| yenḳalibūne: devrileceklerini
| (26:227)