| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| أَوْفُوا: yerine getirin
| بِالْعُقُودِ: akitleri(zi)
| أُحِلَّتْ: helal kılındı
| لَكُمْ: sizin için
| بَهِيمَةُ: dört ayaklı
| الْأَنْعَامِ: hayvanlar
| إِلَّا: dışındaki
| مَا:
| يُتْلَىٰ: oku(nup açıkla)nacak olanların
| عَلَيْكُمْ: size
| غَيْرَ:
| مُحِلِّي: helal saymamak şartiyle
| الصَّيْدِ: avlanmayı
| وَأَنْتُمْ: siz
| حُرُمٌ: ihramda iken
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يَحْكُمُ: hükmünü verir
| مَا: ne
| يُرِيدُ: istediği
| (5:1)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تُحِلُّوا: saygısızlık etmeyin
| شَعَائِرَ: işaretlerine
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَا: ve
| الشَّهْرَ: aya
| الْحَرَامَ: haram
| وَلَا: ve
| الْهَدْيَ: kurbana
| وَلَا: ve
| الْقَلَائِدَ: gerdanlık(lı kurban)lara
| وَلَا: ve yok
| امِّينَ: -gelenlere
| الْبَيْتَ: Yapıya
| الْحَرَامَ: Yasak/Haram(yok)
| يَبْتَغُونَ: arayarak
| فَضْلًا: lutfunu
| مِنْ:
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| وَرِضْوَانًا: ve rızasını
| وَإِذَا: ve zaman
| حَلَلْتُمْ: serbestleştiği
| فَاصْطَادُوا: avlanabilirsiniz
| وَلَا:
| يَجْرِمَنَّكُمْ: sizi itmesin
| شَنَانُ: beslediğiniz kin
| قَوْمٍ: bir topluma karşı
| أَنْ: dolayı
| صَدُّوكُمْ: sizi çevirdiklerinden
| عَنِ:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram'dan
| أَنْ:
| تَعْتَدُوا: suç işlemeğe
| وَتَعَاوَنُوا: ve yardımlaşın
| عَلَى: üzerinde
| الْبِرِّ: iyilik
| وَالتَّقْوَىٰ: ve takva
| وَلَا:
| تَعَاوَنُوا: yardımlaşmayın
| عَلَى: üzerinde
| الْإِثْمِ: günah
| وَالْعُدْوَانِ: ve düşmanlık
| وَاتَّقُوا: ve korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: azabı
| (5:2)
| عَلَيْكُمُ: size
| الْمَيْتَةُ: leş
| وَالدَّمُ: ve kan
| وَلَحْمُ: ve eti
| الْخِنْزِيرِ: domuz
| وَمَا: ve şeyler
| أُهِلَّ: boğazlanan
| لِغَيْرِ: başkası adına
| اللَّهِ: Allah'tan
| بِهِ: O'na
| وَالْمُنْخَنِقَةُ: ve boğulmuş
| وَالْمَوْقُوذَةُ: ve vurulmuş
| وَالْمُتَرَدِّيَةُ: ve yukarıdan düşmüş
| وَالنَّطِيحَةُ: ve boynuzlanmış
| وَمَا: ve şeyler (havyanlar)
| أَكَلَ: yediği
| السَّبُعُ: canavarın
| إِلَّا: hariç
| مَا:
| ذَكَّيْتُمْ: sizin kestikleriniz
| وَمَا: ve şeyler
| ذُبِحَ: boğazlanan
| عَلَى: üzerine
| النُّصُبِ: dikili taşlar
| وَأَنْ:
| تَسْتَقْسِمُوا: ve kısmet (şans) aramanız
| بِالْأَزْلَامِ: fal oklariyle
| ذَٰلِكُمْ: bunlar
| فِسْقٌ: fısktır
| الْيَوْمَ: bugün artık
| يَئِسَ: umudu kesmişlerdir
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| مِنْ:
| دِينِكُمْ: sizin dininizden
| فَلَا:
| تَخْشَوْهُمْ: onlardan korkmayın
| وَاخْشَوْنِ: benden korkun
| الْيَوْمَ: bugün
| أَكْمَلْتُ: olgunlaştırdım
| لَكُمْ: sizin için
| دِينَكُمْ: dininizi
| وَأَتْمَمْتُ: ve tamamladım
| عَلَيْكُمْ: size
| نِعْمَتِي: ni'metimi
| وَرَضِيتُ: ve razı oldum
| لَكُمُ: sizin için
| الْإِسْلَامَ: İslam'a
| دِينًا: din olarak
| فَمَنِ: kim
| اضْطُرَّ: daralırsa
| فِي: -ta
| مَخْمَصَةٍ: yoksunluk-
| غَيْرَ:
| مُتَجَانِفٍ: istekle yönelmeden
| لِإِثْمٍ: günaha
| فَإِنَّ: doğrusu
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (5:3)
| مَاذَا: neyin
| أُحِلَّ: helal kılındığını
| لَهُمْ: kendilerine
| قُلْ: de ki
| أُحِلَّ: helal kılındı
| لَكُمُ: size
| الطَّيِّبَاتُ: iyi ve temiz şeyler
| وَمَا:
| عَلَّمْتُمْ: yetiştirdiğiniz
| مِنَ:
| الْجَوَارِحِ: hayvanların
| مُكَلِّبِينَ: avcı
| تُعَلِّمُونَهُنَّ: öğreterek
| مِمَّا:
| عَلَّمَكُمُ: size öğrettiğinden
| اللَّهُ: Allah'ın
| فَكُلُوا: yeyin
| مِمَّا: şeylerden
| أَمْسَكْنَ: tuttukları
| عَلَيْكُمْ: sizin için
| وَاذْكُرُوا: ve anın
| اسْمَ: adını
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْهِ: üzerine
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| سَرِيعُ: çabuk görendir
| الْحِسَابِ: hesabı
| (5:4)
| أُحِلَّ: helal kılındı
| لَكُمُ: size
| الطَّيِّبَاتُ: iyi ve temiz şeyler
| وَطَعَامُ: ve yemeği
| الَّذِينَ: kendilerine
| أُوتُوا: verilenlerin
| الْكِتَابَ: Kitap
| حِلٌّ: helal
| لَكُمْ: size
| وَطَعَامُكُمْ: sizin yemeğiniz de
| حِلٌّ: helaldir
| لَهُمْ: onlara
| وَالْمُحْصَنَاتُ: ve namuslu kadınlar
| مِنَ: -dan
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanan kadınlar-
| وَالْمُحْصَنَاتُ: ve namuslu kadınlar
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kendilerine
| أُوتُوا: verilenlerden
| الْكِتَابَ: Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| إِذَا: zaman
| اتَيْتُمُوهُنَّ: verdiğiniz
| أُجُورَهُنَّ: mehirlerini
| مُحْصِنِينَ: iffetli kişiler olarak
| غَيْرَ:
| مُسَافِحِينَ: zinadan kaçınan
| وَلَا:
| مُتَّخِذِي: ve tutmayan
| أَخْدَانٍ: gizli dost
| وَمَنْ: ve kim
| يَكْفُرْ: inkar ederse
| بِالْإِيمَانِ: imânı
| فَقَدْ: muhakkak
| حَبِطَ: boşa çıkmıştır
| عَمَلُهُ: onun ameli
| وَهُوَ: ve o
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| مِنَ:
| الْخَاسِرِينَ: kaybedenlerdendir
| (5:5)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: -kimseler
| امَنُوا: doğrulayan/emin-
| إِذَا: -zaman
| قُمْتُمْ: doğrulduğunuz-
| إِلَى:
| الصَّلَاةِ: SaLâTe / Desteğe
| فَاغْسِلُوا: yıkayın
| وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi
| وَأَيْدِيَكُمْ: ve ellerizi
| إِلَى: kadar
| الْمَرَافِقِ: dirseklere
| وَامْسَحُوا: ve meshedin
| بِرُءُوسِكُمْ: başlarınızı
| وَأَرْجُلَكُمْ: ve ayaklarınızı
| إِلَى: kadar
| الْكَعْبَيْنِ: topuklara
| وَإِنْ: ve eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| جُنُبًا: cünüp
| فَاطَّهَّرُوا: tam temizlenin
| وَإِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مَرْضَىٰ: hasta
| أَوْ: yahut
| عَلَىٰ: üzerinde
| سَفَرٍ: seyahat
| أَوْ: yahut
| جَاءَ: gelmişse
| أَحَدٌ: biriniz
| مِنْكُمْ: sizden
| مِنَ:
| الْغَائِطِ: tuvaletten
| أَوْ: ya da
| لَامَسْتُمُ: dokunmuşsa
| النِّسَاءَ: kadınlara
| فَلَمْ: ve
| تَجِدُوا: bulamamışsanız
| مَاءً: su
| فَتَيَمَّمُوا: teyemmüm edin
| صَعِيدًا: toprağa
| طَيِّبًا: temiz
| فَامْسَحُوا: ve sürün
| بِوُجُوهِكُمْ: yüzlerinize
| وَأَيْدِيكُمْ: ve ellerinize
| مِنْهُ: ondan
| مَا:
| يُرِيدُ: istemiyor
| اللَّهُ: Allah
| لِيَجْعَلَ: çıkarmak
| عَلَيْكُمْ: size
| مِنْ: hiçbir
| حَرَجٍ: güçlük
| وَلَٰكِنْ: fakat
| يُرِيدُ: istiyor
| لِيُطَهِّرَكُمْ: sizi temizlemek
| وَلِيُتِمَّ: ve tamamlamak
| نِعْمَتَهُ: ni'metini
| عَلَيْكُمْ: size olan
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz
| (5:6)
| نِعْمَةَ: ni'metini
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size olan
| وَمِيثَاقَهُ: ve sözünü
| الَّذِي: öyle ki
| وَاثَقَكُمْ: verdiniz
| بِهِ: O'na
| إِذْ: hani
| قُلْتُمْ: demiştiniz
| سَمِعْنَا: işittik
| وَأَطَعْنَا: ve ita'at ettik
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
| (5:7)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| كُونُوا: olun
| قَوَّامِينَ: (hakkı) ayakta tutan
| لِلَّهِ: Allah için
| شُهَدَاءَ: şahidlik edenler
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| وَلَا:
| يَجْرِمَنَّكُمْ: sizi saptırmasın
| شَنَانُ: duyduğunuz kin
| قَوْمٍ: bir topluluğa
| عَلَىٰ: karşı
| أَلَّا:
| تَعْدِلُوا: adaletten
| اعْدِلُوا: adil davranın
| هُوَ: bu
| أَقْرَبُ: daha yakındır
| لِلتَّقْوَىٰ: takvaya
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنَّ: kuşkusuz
| اللَّهَ: Allah
| خَبِيرٌ: haber almaktadır
| بِمَا: şeyleri
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız
| (5:8)
| اللَّهُ: Allah
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan(lara)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlara
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| لَهُمْ: onlarındır
| مَغْفِرَةٌ: bağışlama
| وَأَجْرٌ: ve mükafat
| عَظِيمٌ: büyük
| (5:9)
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayanlar ise
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| أُولَٰئِكَ: onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| الْجَحِيمِ: cehennemin
| (5:10)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| اذْكُرُوا: hatırlayın
| نِعْمَتَ: ni'metini
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size olan
| إِذْ: hani
| هَمَّ: yeltenmişti
| قَوْمٌ: bir topluluk
| أَنْ:
| يَبْسُطُوا: uzatmağa (saldırmaya)
| إِلَيْكُمْ: size
| أَيْدِيَهُمْ: ellerini
| فَكَفَّ: (Allah) çekmişti
| أَيْدِيَهُمْ: onların ellerini
| عَنْكُمْ: sizden
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Alah'tan
| وَعَلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'a
| فَلْيَتَوَكَّلِ: dayansınlar
| الْمُؤْمِنُونَ: Mü'minler
| (5:11)
| أَخَذَ: almıştı
| اللَّهُ: Allah
| مِيثَاقَ: söz
| بَنِي: oğullarından
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| وَبَعَثْنَا: ve göndermiştik
| مِنْهُمُ: içlerinden
| اثْنَيْ: iki (on iki)
| عَشَرَ: on (on iki)
| نَقِيبًا: başkan
| وَقَالَ: demişti ki
| اللَّهُ: Allah
| إِنِّي: şüphesiz ben
| مَعَكُمْ: sizinle beraberim
| لَئِنْ: eğer
| أَقَمْتُمُ: -doğrulur
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَاتَيْتُمُ: ve -verirseniz
| الزَّكَاةَ: zekatı-
| وَامَنْتُمْ: ve doğrularsanız/inanırsanız
| بِرُسُلِي: elçilerimle
| وَعَزَّرْتُمُوهُمْ: ve onlara yardım ederseniz
| وَأَقْرَضْتُمُ: ve borç verirseniz
| اللَّهَ: Allah'a
| قَرْضًا: bir borç
| حَسَنًا: güzel
| لَأُكَفِّرَنَّ: elbette örterim
| عَنْكُمْ: sizin
| سَيِّئَاتِكُمْ: günahlarınızı
| وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ: ve sizi sokarım
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| فَمَنْ: kim
| كَفَرَ: inkar ederse
| بَعْدَ: sonra
| ذَٰلِكَ: bundan
| مِنْكُمْ: sizden
| فَقَدْ: muhakkak
| ضَلَّ: sapmış olur
| سَوَاءَ: düz
| السَّبِيلِ: yoldan
| (5:12)
| نَقْضِهِمْ: bozmaları
| مِيثَاقَهُمْ: sözlerini
| لَعَنَّاهُمْ: onları la'netledik
| وَجَعَلْنَا: ve yaptık
| قُلُوبَهُمْ: kalblerini
| قَاسِيَةً: kaskatı
| يُحَرِّفُونَ: kaydırıyorlar
| الْكَلِمَ: kelimeleri
| عَنْ:
| مَوَاضِعِهِ: yerlerinden
| وَنَسُوا: ve unuttular
| حَظًّا: pay almayı
| مِمَّا: şeyden
| ذُكِّرُوا: öğütlenen
| بِهِ: kendilerine
| وَلَا: asla
| تَزَالُ: daima
| تَطَّلِعُ: muttali olursun
| عَلَىٰ: üzerinde (olduklarına)
| خَائِنَةٍ: hainlik
| مِنْهُمْ: onlardan
| إِلَّا: hariç
| قَلِيلًا: pek azı
| مِنْهُمْ: içlerinden
| فَاعْفُ: yine de affet
| عَنْهُمْ: onları
| وَاصْفَحْ: ve aldırma
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananları
| (5:13)
| الَّذِينَ: kimselerin
| قَالُوا: diyen(lerin)
| إِنَّا: biz
| نَصَارَىٰ: hıristiyanız
| أَخَذْنَا: almıştık
| مِيثَاقَهُمْ: sözünü
| فَنَسُوا: ama unuttular
| حَظًّا: pay almayı
| مِمَّا: şeyden
| ذُكِّرُوا: öğütlenen
| بِهِ: kendilerine
| فَأَغْرَيْنَا: bu yüzden saldık
| بَيْنَهُمُ: aralarına
| الْعَدَاوَةَ: düşmanlık
| وَالْبَغْضَاءَ: ve kin
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: gününe
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| وَسَوْفَ: ve yakında
| يُنَبِّئُهُمُ: onlara haber verecektir
| اللَّهُ: Allah
| بِمَا: şeyleri
| كَانُوا: oldukları
| يَصْنَعُونَ: yapmakta
| (5:14)
| أَهْلَ: halk
| الْكِتَابِ: Kitap
| قَدْ: muhakkak
| جَاءَكُمْ: size geldi
| رَسُولُنَا: elçimiz
| يُبَيِّنُ: açıklıyor
| لَكُمْ: size
| كَثِيرًا: çoğunu
| مِمَّا: şeylerin
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تُخْفُونَ: gizlemiş
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| وَيَعْفُو: vaz geçiyor
| عَنْ: -ndan
| كَثِيرٍ: çoğu-
| قَدْ: gerçekten
| جَاءَكُمْ: size gelmiştir
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| نُورٌ: bir nur
| وَكِتَابٌ: ve bir Kitap
| مُبِينٌ: açık
| (5:15)
| بِهِ: onunla
| اللَّهُ: Allah
| مَنِ: kimseleri
| اتَّبَعَ: uyan
| رِضْوَانَهُ: rızasına
| سُبُلَ: yollarına
| السَّلَامِ: esenlik
| وَيُخْرِجُهُمْ: ve onları çıkarır
| مِنَ: -dan
| الظُّلُمَاتِ: karanlıklar-
| إِلَى:
| النُّورِ: aydınlığa
| بِإِذْنِهِ: kendi izniyle
| وَيَهْدِيهِمْ: ve iletir
| إِلَىٰ:
| صِرَاطٍ: bir yola
| مُسْتَقِيمٍ: dosdoğru
| (5:16)
| كَفَرَ: küfre gitmişlerdir
| الَّذِينَ: kimseler
| قَالُوا: diyen(ler)
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: o
| الْمَسِيحُ: Mesih'tir
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| قُلْ: de ki
| فَمَنْ: öyle ise kim
| يَمْلِكُ: sahipse
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| شَيْئًا: bir şeye
| إِنْ: eğer
| أَرَادَ: isterse
| أَنْ:
| يُهْلِكَ: helak etmek
| الْمَسِيحَ: Mesih'i
| ابْنَ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَأُمَّهُ: ve annesini
| وَمَنْ: ve kimseleri
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzündeki
| جَمِيعًا: hepsini
| وَلِلَّهِ: Allah'ındır
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَمَا: ve bulunanların
| بَيْنَهُمَا: ikisinin arasında
| يَخْلُقُ: yaratır
| مَا:
| يَشَاءُ: dilediğini
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: he
| شَيْءٍ: şeyi
| قَدِيرٌ: yapabilendir
| (5:17)
| الْيَهُودُ: Yahudiler
| وَالنَّصَارَىٰ: ve hıristiyanlar
| نَحْنُ: biz
| أَبْنَاءُ: oğullarıyız
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأَحِبَّاؤُهُ: ve sevgilileriyiz
| قُلْ: de ki
| فَلِمَ: o halde niçin
| يُعَذِّبُكُمْ: size azabediyor
| بِذُنُوبِكُمْ: günahlarınızdan ötürü
| بَلْ: hayır
| أَنْتُمْ: siz de
| بَشَرٌ: birer insansınız
| مِمَّنْ:
| خَلَقَ: O'nun yaratıklarından
| يَغْفِرُ: bağışlar
| لِمَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيُعَذِّبُ: ve azabeder
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَلِلَّهِ: Allah'ındır
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَمَا: bulunan herşeyin
| بَيْنَهُمَا: ve ikisi arasında
| وَإِلَيْهِ: O'nadır
| الْمَصِيرُ: dönüş de
| (5:18)
| أَهْلَ: halk
| الْكِتَابِ: Kitap
| قَدْ: muhakkak
| جَاءَكُمْ: size geldi
| رَسُولُنَا: Elçimiz
| يُبَيِّنُ: gerçekleri açıklıyan
| لَكُمْ: size
| عَلَىٰ:
| فَتْرَةٍ: arasının kesildiği sırada
| مِنَ:
| الرُّسُلِ: elçilerin
| أَنْ:
| تَقُولُوا: demeyesiniz
| مَا:
| جَاءَنَا: bize gelmedi
| مِنْ:
| بَشِيرٍ: bir müjdeleyici
| وَلَا: ve ne de
| نَذِيرٍ: bir uyarıcı
| فَقَدْ: işte
| جَاءَكُمْ: size geldi
| بَشِيرٌ: müjdeleyici
| وَنَذِيرٌ: ve uyarıcı
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeye
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (5:19)
| قَالَ: demişti
| مُوسَىٰ: Musa
| لِقَوْمِهِ: kavmine
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| اذْكُرُوا: hatırlayın
| نِعْمَةَ: ni'metini
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size olan
| إِذْ: zira (O)
| جَعَلَ: var etti
| فِيكُمْ: aranızda
| أَنْبِيَاءَ: peygamberler
| وَجَعَلَكُمْ: ve sizi yaptı
| مُلُوكًا: krallar
| وَاتَاكُمْ: ve size verdi
| مَا: şeyleri
| لَمْ:
| يُؤْتِ: vermediği
| أَحَدًا: hiç kimseye
| مِنَ:
| الْعَالَمِينَ: dünyalarda
| (5:20)
| قَوْمِ: kavmim
| ادْخُلُوا: girin
| الْأَرْضَ: toprağa
| الْمُقَدَّسَةَ: Kutsal
| الَّتِي: ki
| كَتَبَ: yaz(ıp nasibet)diği
| اللَّهُ: Allah'ın
| لَكُمْ: size
| وَلَا:
| تَرْتَدُّوا: dönmeyin
| عَلَىٰ:
| أَدْبَارِكُمْ: arkanıza
| فَتَنْقَلِبُوا: yoksa dönersiniz
| خَاسِرِينَ: kaybedenlere
| (5:21)
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّ: şüphesiz
| فِيهَا: orada vardır
| قَوْمًا: bir millet
| جَبَّارِينَ: zorba
| وَإِنَّا: ve şüphesiz biz
| لَنْ:
| نَدْخُلَهَا: oraya girmeyiz
| حَتَّىٰ: kadar
| يَخْرُجُوا: onlar çıkıncaya
| مِنْهَا: oradan
| فَإِنْ: eğer
| يَخْرُجُوا: çıkarlarsa
| مِنْهَا: oradan
| فَإِنَّا: o zaman biz
| دَاخِلُونَ: gireriz
| (5:22)
| رَجُلَانِ: iki adam
| مِنَ: -den
| الَّذِينَ: kimseler-
| يَخَافُونَ: korkanlar(dan)
| أَنْعَمَ: ni'met verdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| عَلَيْهِمَا: kendilerine
| ادْخُلُوا: girin
| عَلَيْهِمُ: onların üzerine
| الْبَابَ: kapıdan
| فَإِذَا: eğer
| دَخَلْتُمُوهُ: girerseniz
| فَإِنَّكُمْ: muhakkak ki siz
| غَالِبُونَ: galib gelirsiniz
| وَعَلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'a
| فَتَوَكَّلُوا: dayanın
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (5:23)
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّا: şüphesiz biz
| لَنْ:
| نَدْخُلَهَا: oraya girmeyiz
| أَبَدًا: asla
| مَا:
| دَامُوا: onlar olduğu sürece
| فِيهَا: orada
| فَاذْهَبْ: gidin
| أَنْتَ: sen
| وَرَبُّكَ: ve Rabbin
| فَقَاتِلَا: savaşın
| إِنَّا: şüphesiz biz
| هَاهُنَا: burada
| قَاعِدُونَ: oturuyoruz
| (5:24)
| رَبِّ: Ya Rabbi
| إِنِّي: elbette ben
| لَا:
| أَمْلِكُ: malik değilim
| إِلَّا: başkasına
| نَفْسِي: kendimden
| وَأَخِي: ve kardeşimden
| فَافْرُقْ: ayır
| بَيْنَنَا: aramızı
| وَبَيْنَ: ve arasını
| الْقَوْمِ: toplumun
| الْفَاسِقِينَ: yoldan çıkmış
| (5:25)
| فَإِنَّهَا: şüphesiz orası
| مُحَرَّمَةٌ: yasaklandı
| عَلَيْهِمْ: onlara
| أَرْبَعِينَ: kırk
| سَنَةً: yıl
| يَتِيهُونَ: şaşkın şaşkın dolaşacaklar
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| فَلَا:
| تَأْسَ: sen üzülme
| عَلَى: üzerine
| الْقَوْمِ: toplum
| الْفَاسِقِينَ: yoldan çıkmış
| (5:26)
| عَلَيْهِمْ: onlara
| نَبَأَ: haberini
| ابْنَيْ: iki oğlunun
| ادَمَ: Adem
| بِالْحَقِّ: gerçek olarak
| إِذْ: hani
| قَرَّبَا: sunmuşlardı
| قُرْبَانًا: birer kurban
| فَتُقُبِّلَ: kabul edilmiş
| مِنْ:
| أَحَدِهِمَا: birinden
| وَلَمْ:
| يُتَقَبَّلْ: kabul edilmemişti
| مِنَ:
| الْاخَرِ: ötekinden
| قَالَ: demişti
| لَأَقْتُلَنَّكَ: seni öldüreceğim
| قَالَ: dedi
| إِنَّمَا: sadece
| يَتَقَبَّلُ: kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| مِنَ:
| الْمُتَّقِينَ: korunanlardan
| (5:27)
| بَسَطْتَ: sen uzatırsan
| إِلَيَّ: bana
| يَدَكَ: elini
| لِتَقْتُلَنِي: beni öldürmek için
| مَا:
| أَنَا: ben
| بِبَاسِطٍ: uzatmam
| يَدِيَ: elimi
| إِلَيْكَ: sana
| لِأَقْتُلَكَ: seni öldürmek için
| إِنِّي: çünkü ben
| أَخَافُ: korkarım
| اللَّهَ: Allah'tan
| رَبَّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (5:28)
| أُرِيدُ: isterim ki
| أَنْ:
| تَبُوءَ: sen yüklenip
| بِإِثْمِي: benim günahımı
| وَإِثْمِكَ: ve kendi günahını
| فَتَكُونَ: olasın
| مِنْ:
| أَصْحَابِ: halkından
| النَّارِ: ateş
| وَذَٰلِكَ: ve budur
| جَزَاءُ: cezası
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (5:29)
| لَهُ: onu
| نَفْسُهُ: nefsi
| قَتْلَ: öldürmeye
| أَخِيهِ: kardeşini
| فَقَتَلَهُ: ve onu öldürdü
| فَأَصْبَحَ: böylece oldu
| مِنَ: -dan
| الْخَاسِرِينَ: ziyana uğrayanlar-
| (5:30)
| اللَّهُ: Allah
| غُرَابًا: bir karga
| يَبْحَثُ: eşeleyen
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeri
| لِيُرِيَهُ: ona göstermek için
| كَيْفَ: nasıl
| يُوَارِي: gömeceğini
| سَوْءَةَ: cesedini
| أَخِيهِ: kardeşinin
| قَالَ: dedi
| يَا: EY/HEY/AH
| وَيْلَتَا: yazık
| أَعَجَزْتُ: aciz miyim
| أَنْ:
| أَكُونَ: ben olmaya
| مِثْلَ: gibi
| هَٰذَا: şu
| الْغُرَابِ: karga
| فَأُوَارِيَ: gömmekten
| سَوْءَةَ: cesedini
| أَخِي: kardeşimin
| فَأَصْبَحَ: ve oldu
| مِنَ: -dan
| النَّادِمِينَ: pişman olanlar-
| (5:31)
| أَجْلِ: sebeple
| ذَٰلِكَ: işte bu
| كَتَبْنَا: yazdık
| عَلَىٰ: üzerine
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| أَنَّهُ: şüphesiz
| مَنْ: kim
| قَتَلَ: öldürürse
| نَفْسًا: bir canı
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| نَفْسٍ: bir cana karşılık
| أَوْ: ya da
| فَسَادٍ: bozgunculuğa karşı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَكَأَنَّمَا: sanki gibidir
| قَتَلَ: öldürmüş
| النَّاسَ: insanları
| جَمِيعًا: bütün
| وَمَنْ: ve kim de
| أَحْيَاهَا: onu yaşatırsa
| فَكَأَنَّمَا: gibi olur
| أَحْيَا: yaşatmış
| النَّاسَ: insanları
| جَمِيعًا: bütün
| وَلَقَدْ: ve andolsun
| جَاءَتْهُمْ: onlara getirdiler
| رُسُلُنَا: elçilerimiz
| بِالْبَيِّنَاتِ: açık deliller
| ثُمَّ: ama
| إِنَّ: muhakkak
| كَثِيرًا: çoğu
| مِنْهُمْ: onlardan
| بَعْدَ: sonra da
| ذَٰلِكَ: bundan
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| لَمُسْرِفُونَ: israf etmektedirler
| (5:32)
| جَزَاءُ: cezası
| الَّذِينَ: kimselerin
| يُحَارِبُونَ: savaşanların
| اللَّهَ: Allah
| وَرَسُولَهُ: ve elçisiyle
| وَيَسْعَوْنَ: ve çalışanların
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَسَادًا: bozgunculuk yapmağa
| أَنْ:
| يُقَتَّلُوا: öldürülmeleri
| أَوْ: veya
| يُصَلَّبُوا: asılmaları
| أَوْ: yada
| تُقَطَّعَ: kesilmesi
| أَيْدِيهِمْ: ellerinin
| وَأَرْجُلُهُمْ: ve ayaklarının
| مِنْ:
| خِلَافٍ: çapraz
| أَوْ: veya
| يُنْفَوْا: sürülmeleridir
| مِنَ:
| الْأَرْضِ: bulundukları yerden
| ذَٰلِكَ: bu
| لَهُمْ: onlar için
| خِزْيٌ: bir rezilliktir
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَلَهُمْ: ve Onların
| فِي:
| الْاخِرَةِ: Âhirette ise
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (5:33)
| الَّذِينَ: kimseler
| تَابُوا: tevbe eden(ler)
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| أَنْ:
| تَقْدِرُوا: ele geçirmenizden
| عَلَيْهِمْ: onları
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (5:34)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| اتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَابْتَغُوا: ve arayın
| إِلَيْهِ: O'na
| الْوَسِيلَةَ: yol
| وَجَاهِدُوا: ve cihadedin
| فِي:
| سَبِيلِهِ: O'nun yolunda
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تُفْلِحُونَ: kurtuluşa erersiniz
| (5:35)
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَوْ: eğer
| أَنَّ: şüphesiz
| لَهُمْ: kendilerinin olsa
| مَا: olanların
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| جَمِيعًا: hepsi
| وَمِثْلَهُ: ve onun bir katı daha
| مَعَهُ: onunla beraber
| لِيَفْتَدُوا: fidye verseler
| بِهِ: onu
| مِنْ:
| عَذَابِ: azabına karşılık
| يَوْمِ: gününün
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| مَا:
| تُقُبِّلَ: kabul edilmez
| مِنْهُمْ: kendilerinden
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| (5:36)
| أَنْ:
| يَخْرُجُوا: çıkmak
| مِنَ: -ten
| النَّارِ: ateş-
| وَمَا: ve değillerdir
| هُمْ: onlar
| بِخَارِجِينَ: çıkacak
| مِنْهَا: oradan
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| مُقِيمٌ: sürekli
| (5:37)
| وَالسَّارِقَةُ: ve hırsızlık eden kadının
| فَاقْطَعُوا: kesin
| أَيْدِيَهُمَا: ellerini
| جَزَاءً: bir ceza olarak
| بِمَا: karşılık
| كَسَبَا: yaptıklarına
| نَكَالًا: ibret verici
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَزِيزٌ: daima üstündür
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (5:38)
| تَابَ: tevbe eder
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| ظُلْمِهِ: yaptığı haksızlıktan
| وَأَصْلَحَ: ve uslanırsa
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يَتُوبُ: tevbesini kabul eder
| عَلَيْهِ: onun
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayan
| رَحِيمٌ: acıyandır
| (5:39)
| تَعْلَمْ: bilmez misin ki
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'a
| لَهُ: aittir
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| يُعَذِّبُ: azabeder
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَغْفِرُ: ve bağışlar
| لِمَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (5:40)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الرَّسُولُ: Elçi
| لَا:
| يَحْزُنْكَ: seni üzmesin
| الَّذِينَ: kimseler
| يُسَارِعُونَ: yarış eden(ler)
| فِي:
| الْكُفْرِ: küfürde
| مِنَ:
| الَّذِينَ: onlar ki
| قَالُوا: derler
| امَنَّا: inandık
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlariyle
| وَلَمْ:
| تُؤْمِنْ: inanmamış iken
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| وَمِنَ: ve arasında
| الَّذِينَ: olanlar
| هَادُوا: yahudi(ler)
| سَمَّاعُونَ: kulak verirler
| لِلْكَذِبِ: yalana
| سَمَّاعُونَ: kulak verirler
| لِقَوْمٍ: bir kavme
| اخَرِينَ: başka
| لَمْ:
| يَأْتُوكَ: sana gelmemiş olan
| يُحَرِّفُونَ: onlar kaydırırlar
| الْكَلِمَ: kelimeleri
| مِنْ:
| بَعْدِ: bazısının
| مَوَاضِعِهِ: yerlerinden
| يَقُولُونَ: derler
| إِنْ: eğer
| أُوتِيتُمْ: size verilirse
| هَٰذَا: bu
| فَخُذُوهُ: alın
| وَإِنْ: ve eğer
| لَمْ:
| تُؤْتَوْهُ: verilmezse
| فَاحْذَرُوا: sakının
| وَمَنْ: ve birini
| يُرِدِ: isterse
| اللَّهُ: Allah
| فِتْنَتَهُ: şaşırtmak
| فَلَنْ:
| تَمْلِكَ: sen yapamazsın
| لَهُ: onun için
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| شَيْئًا: hiçbir şey
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| الَّذِينَ: o kimseler ki
| لَمْ:
| يُرِدِ: istememiştir
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يُطَهِّرَ: temizlemesini
| قُلُوبَهُمْ: kalblerini
| لَهُمْ: onlar için vardır
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| خِزْيٌ: rezillik
| وَلَهُمْ: ve Onların
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette de
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (5:41)
| لِلْكَذِبِ: yalana
| أَكَّالُونَ: yerler
| لِلسُّحْتِ: haram
| فَإِنْ: eğer
| جَاءُوكَ: sana gelirlerse
| فَاحْكُمْ: hüküm ver
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| أَوْ: yada
| أَعْرِضْ: yüz çevir
| عَنْهُمْ: onlardan
| وَإِنْ: eğer
| تُعْرِضْ: yüz çevirirsen
| عَنْهُمْ: onlardan
| فَلَنْ: asla
| يَضُرُّوكَ: sana zarar veremezler
| شَيْئًا: hiçbir
| وَإِنْ: ve eğer
| حَكَمْتَ: hüküm verirsen
| فَاحْكُمْ: hüküm ver
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُقْسِطِينَ: adalet yapanları
| (5:42)
| يُحَكِّمُونَكَ: seni hakem yapıyorlar
| وَعِنْدَهُمُ: yanlarında dururken
| التَّوْرَاةُ: Tevrat
| فِيهَا: içinde bulunan
| حُكْمُ: hükmü
| اللَّهِ: Allah'ın
| ثُمَّ: sonra
| يَتَوَلَّوْنَ: dönüyorlar
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra da
| ذَٰلِكَ: ondan
| وَمَا: değillerdir
| أُولَٰئِكَ: onlar
| بِالْمُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (5:43)
| أَنْزَلْنَا: biz indirdik
| التَّوْرَاةَ: Tevrat'ı
| فِيهَا: onda vardır
| هُدًى: yol gösterme
| وَنُورٌ: ve nur
| يَحْكُمُ: hüküm verirlerdi
| بِهَا: onunla
| النَّبِيُّونَ: peygamberler
| الَّذِينَ: öyle ki
| أَسْلَمُوا: İslam olmuş
| لِلَّذِينَ: kimselere
| هَادُوا: yahudi(lere)
| وَالرَّبَّانِيُّونَ: ve Rabbanilere
| وَالْأَحْبَارُ: ve alimlere
| بِمَا: dolayı
| اسْتُحْفِظُوا: korumakla görevlendirildiklerinden
| مِنْ:
| كِتَابِ: Kitabını
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَكَانُوا: idiler
| عَلَيْهِ: onun üzerine
| شُهَدَاءَ: şahitler
| فَلَا:
| تَخْشَوُا: korkmayın
| النَّاسَ: insanlardan
| وَاخْشَوْنِ: benden korkun
| وَلَا:
| تَشْتَرُوا: ve satmayın
| بِايَاتِي: benim ayetlerimi
| ثَمَنًا: bir paraya
| قَلِيلًا: azıcık
| وَمَنْ: ve kim
| لَمْ:
| يَحْكُمْ: hükmetmezse
| بِمَا: ile
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْكَافِرُونَ: kafirlerdir
| (5:44)
| عَلَيْهِمْ: onlara
| فِيهَا: onda
| أَنَّ: mukakkak
| النَّفْسَ: cana
| بِالنَّفْسِ: can
| وَالْعَيْنَ: ve göze
| بِالْعَيْنِ: göz
| وَالْأَنْفَ: ve buruna
| بِالْأَنْفِ: burun
| وَالْأُذُنَ: ve kulağa
| بِالْأُذُنِ: kulak
| وَالسِّنَّ: ve dişe
| بِالسِّنِّ: diş
| وَالْجُرُوحَ: ve yaralara
| قِصَاصٌ: kısas
| فَمَنْ: kim
| تَصَدَّقَ: bağışlarsa
| بِهِ: bunu
| فَهُوَ: o
| كَفَّارَةٌ: keffaret olur
| لَهُ: kendisi için
| وَمَنْ: ve kim
| لَمْ:
| يَحْكُمْ: hükmetmezse
| بِمَا: ile
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الظَّالِمُونَ: zalimlerdir
| (5:45)
| عَلَىٰ: üzerine
| اثَارِهِمْ: onların ardından
| بِعِيسَى: Îsa'yı
| ابْنِ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا: olan
| بَيْنَ:
| يَدَيْهِ: ellerinde
| مِنَ:
| التَّوْرَاةِ: Tevrat'ı
| وَاتَيْنَاهُ: ve ona verdik
| الْإِنْجِيلَ: İncil'i
| فِيهِ: içinde bulunan
| هُدًى: yol gösterme
| وَنُورٌ: ve nur
| وَمُصَدِّقًا: ve doğrulayan
| لِمَا: olan
| بَيْنَ:
| يَدَيْهِ: ellerinde
| مِنَ:
| التَّوْرَاةِ: Tevrat'ı
| وَهُدًى: ve yol gösterici
| وَمَوْعِظَةً: ve öğüt
| لِلْمُتَّقِينَ: korunanlar için
| (5:46)
| أَهْلُ: sahipleri
| الْإِنْجِيلِ: İncil
| بِمَا: ile
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| فِيهِ: onda
| وَمَنْ: ve kim
| لَمْ:
| يَحْكُمْ: hükmetmezse
| بِمَا: ilr
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْفَاسِقُونَ: fasıklardır
| (5:47)
| إِلَيْكَ: sana
| الْكِتَابَ: Kitabı
| بِالْحَقِّ: gerçekle
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı
| لِمَا: bulunan
| بَيْنَ:
| يَدَيْهِ: ellerinde
| مِنَ:
| الْكِتَابِ: Kitabı
| وَمُهَيْمِنًا: ve kollayıp koruyucu olarak
| عَلَيْهِ: onu
| فَاحْكُمْ: artık hükmet
| بَيْنَهُمْ: onların aralarında
| بِمَا: ile
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَلَا:
| تَتَّبِعْ: ve uyma
| أَهْوَاءَهُمْ: onların keyiflerine
| عَمَّا:
| جَاءَكَ: sana gelen
| مِنَ:
| الْحَقِّ: gerçek(ten ayrılıp)
| لِكُلٍّ: her biriniz için
| جَعَلْنَا: belirledik
| مِنْكُمْ: sizden
| شِرْعَةً: bir şeri'at
| وَمِنْهَاجًا: ve bir yol
| وَلَوْ: ve eğer
| شَاءَ: isteseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَجَعَلَكُمْ: hepinizi yapardı
| أُمَّةً: ümmet
| وَاحِدَةً: bir tek
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لِيَبْلُوَكُمْ: sizi sınamak istedi
| فِي:
| مَا: ile
| اتَاكُمْ: size verdiği
| فَاسْتَبِقُوا: öyleyse koşun
| الْخَيْرَاتِ: hayır işlerine
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'adır
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşü
| جَمِيعًا: hepinizin
| فَيُنَبِّئُكُمْ: O size haber verecektir
| بِمَا: şeyleri
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| فِيهِ: onda
| تَخْتَلِفُونَ: ayrılığa düşmüş
| (5:48)
| احْكُمْ: hükmet
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| بِمَا: ile
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَلَا:
| تَتَّبِعْ: uyma
| أَهْوَاءَهُمْ: onların keyiflerine
| وَاحْذَرْهُمْ: ve onlardan sakın
| أَنْ:
| يَفْتِنُوكَ: seni şaşırtmalarından
| عَنْ: -ndan
| بَعْضِ: bir kısmı-
| مَا: şeylerin
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| إِلَيْكَ: sana
| فَإِنْ: eğer
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَاعْلَمْ: bil ki
| أَنَّمَا: şüphesiz
| يُرِيدُ: istiyor
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يُصِيبَهُمْ: onları felakete uğratmak
| بِبَعْضِ: bazı
| ذُنُوبِهِمْ: günahları yüzünden
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| كَثِيرًا: çoğu
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| لَفَاسِقُونَ: yoldan çıkmışlardır
| (5:49)
| الْجَاهِلِيَّةِ: cahiliyye
| يَبْغُونَ: arıyorlar
| وَمَنْ: kim olabilir?
| أَحْسَنُ: daha güzel
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| حُكْمًا: hüküm veren
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يُوقِنُونَ: iyi bilen
| (5:50)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَتَّخِذُوا: edinmeyin
| الْيَهُودَ: yahudileri
| وَالنَّصَارَىٰ: ve hıristiyanları
| أَوْلِيَاءَ: veliler
| بَعْضُهُمْ: onların bır kısmı
| أَوْلِيَاءُ: velileridir
| بَعْضٍ: bir kısmının
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَوَلَّهُمْ: onları kendine veli yaparsa
| مِنْكُمْ: sizden
| فَإِنَّهُ: mukakkak o
| مِنْهُمْ: onlardandır
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: doğru yola iletmez
| الْقَوْمَ: toplumu
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (5:51)
| الَّذِينَ:
| فِي: bulunanların
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| مَرَضٌ: hastalık
| يُسَارِعُونَ: koştuklarını
| فِيهِمْ: onların arasına
| يَقُولُونَ: diyerek
| نَخْشَىٰ: korkuyoruz
| أَنْ:
| تُصِيبَنَا: bize gelmesinden
| دَائِرَةٌ: bir felaket
| فَعَسَى: belki
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يَأْتِيَ: getirir de
| بِالْفَتْحِ: fetih
| أَوْ: ya da
| أَمْرٍ: bir iş
| مِنْ:
| عِنْدِهِ: kendi katından
| فَيُصْبِحُوا: onlar olurlar
| عَلَىٰ: üzerine
| مَا: şeyler
| أَسَرُّوا: gizledikleri
| فِي: içinde
| أَنْفُسِهِمْ: nefisleri
| نَادِمِينَ: pişmanlık
| (5:52)
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| أَهَٰؤُلَاءِ: bunlar mı o
| الَّذِينَ: kimseler
| أَقْسَمُوا: yemin edenler
| بِاللَّهِ: Allah'a
| جَهْدَ: güçlü
| أَيْمَانِهِمْ: yeminleriyle
| إِنَّهُمْ: kesinlikle
| لَمَعَكُمْ: sizinle beraber olduklarına
| حَبِطَتْ: boşa çıkmıştır
| أَعْمَالُهُمْ: bütün çabaları
| فَأَصْبَحُوا: olmuşlardır
| خَاسِرِينَ: kaybedenlerden
| (5:53)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| مَنْ: kim
| يَرْتَدَّ: dönerse
| مِنْكُمْ: sizden
| عَنْ: -nden
| دِينِهِ: dini-
| فَسَوْفَ: yakında
| يَأْتِي: getirecektir
| اللَّهُ: Allah
| بِقَوْمٍ: bir toplumu
| يُحِبُّهُمْ: onları seven
| وَيُحِبُّونَهُ: onlar da O'nu severler
| أَذِلَّةٍ: alçak gönüllüdürler
| عَلَى: karşı
| الْمُؤْمِنِينَ: Mü'minlere
| أَعِزَّةٍ: onurlu ve şiddetlidirler
| عَلَى: karşı
| الْكَافِرِينَ: kafirlere
| يُجَاهِدُونَ: cihad ederler
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| وَلَا:
| يَخَافُونَ: korkmazlar
| لَوْمَةَ: kınamasından
| لَائِمٍ: hiçbir kınayıcının
| ذَٰلِكَ: bu
| فَضْلُ: bir lutfudur
| اللَّهِ: Allah'ın
| يُؤْتِيهِ: onu verir
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: Allah'(ın)
| وَاسِعٌ: (lutfu) geniştir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (5:54)
| وَلِيُّكُمُ: sizin veliniz
| اللَّهُ: Allah(tır)
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisi(dir)
| وَالَّذِينَ: ve -kimseler
| امَنُوا: doğrulaşan-
| الَّذِينَ: o kimseler
| يُقِيمُونَ: doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَيُؤْتُونَ: ve seçerler
| الزَّكَاةَ: arındıranı
| وَهُمْ: ve onlar
| رَاكِعُونَ: eğilirler
| (5:55)
| يَتَوَلَّ: dost tutarsa
| اللَّهَ: Allah'ı
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisini
| وَالَّذِينَ: ve kimseleri
| امَنُوا: mü'minleri
| فَإِنَّ: yalnız
| حِزْبَ: taraftarlarıdır
| اللَّهِ: Allah'ın
| هُمُ: onlardır
| الْغَالِبُونَ: galib gelecek olanlar
| (5:56)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَتَّخِذُوا: edinmeyin
| الَّذِينَ: kimseleri
| اتَّخَذُوا: edinen(leri)
| دِينَكُمْ: dininizi
| هُزُوًا: eğlence
| وَلَعِبًا: ve oyun
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kimselerden
| أُوتُوا: verilenler(den)
| الْكِتَابَ: Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| وَالْكُفَّارَ: ve kafirlerden
| أَوْلِيَاءَ: dost
| وَاتَّقُوا: ve korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (5:57)
| نَادَيْتُمْ: seslenildiğiniz-
| إِلَى:
| الصَّلَاةِ: SaLâTı/Desteği
| اتَّخَذُوهَا: -edinmekteler
| هُزُوًا: eğlence-
| وَلَعِبًا: ve oyun-
| ذَٰلِكَ: işte
| بِأَنَّهُمْ: oluşlarıyla
| قَوْمٌ: -bir topluluk
| لَا:
| يَعْقِلُونَ: düşüncesiz-
| (5:58)
| يَا: EY/HEY/AH
| أَهْلَ: halk
| الْكِتَابِ: Kitap
| هَلْ:
| تَنْقِمُونَ: hoşlanmıyorsunuz
| مِنَّا: bizden
| إِلَّا: sadece
| أَنْ: diye (mi?)
| امَنَّا: iman ediyoruz
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَمَا:
| أُنْزِلَ: ve indirilene
| إِلَيْنَا: bize
| وَمَا: ve şeye
| أُنْزِلَ: indirilen
| مِنْ:
| قَبْلُ: bizden önce
| وَأَنَّ: oysa
| أَكْثَرَكُمْ: sizin çoğunuz
| فَاسِقُونَ: yoldan çıkmıştır
| (5:59)
| هَلْ:
| أُنَبِّئُكُمْ: size söyleyeyim mi?
| بِشَرٍّ: daha kötüsünü
| مِنْ: -ndan
| ذَٰلِكَ: bu-
| مَثُوبَةً: cezası
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| مَنْ: kim(ler)e
| لَعَنَهُ: la'net etmişse
| اللَّهُ: Allah
| وَغَضِبَ: ve gazab etmişse
| عَلَيْهِ: onlara
| وَجَعَلَ: ve yapmışsa
| مِنْهُمُ: kimlerden
| الْقِرَدَةَ: maymunlar
| وَالْخَنَازِيرَ: ve domuzlar
| وَعَبَدَ: ve tapanlar
| الطَّاغُوتَ: Tâğût'a
| أُولَٰئِكَ: işte onların
| شَرٌّ: daha kötüdür
| مَكَانًا: yeri
| وَأَضَلُّ: ve daha çok sapmışlardır
| عَنْ:
| سَوَاءِ: düz
| السَّبِيلِ: yoldan
| (5:60)
| جَاءُوكُمْ: size geldikleri
| قَالُوا: derler ki
| امَنَّا: inandık
| وَقَدْ: oysa muhakkak
| دَخَلُوا: girmişlerdir
| بِالْكُفْرِ: küfürle
| وَهُمْ: yine onlar
| قَدْ: muhakkak
| خَرَجُوا: çıkmışlardır
| بِهِ: onunla
| وَاللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: şeyleri
| كَانُوا: oldukları
| يَكْتُمُونَ: gizliyor
| (5:61)
| كَثِيرًا: çoğunun
| مِنْهُمْ: onlardan
| يُسَارِعُونَ: (birbirleriyle) yarıştıklarını
| فِي:
| الْإِثْمِ: günahta
| وَالْعُدْوَانِ: ve düşmanlıkta
| وَأَكْلِهِمُ: ve yemede
| السُّحْتَ: haram
| لَبِئْسَ: ne kötüdür
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapmakta
| (5:62)
| يَنْهَاهُمُ: menetmeleri
| الرَّبَّانِيُّونَ: Rabbanilerin
| وَالْأَحْبَارُ: ve hahamların
| عَنْ:
| قَوْلِهِمُ: onlarıv sözlerini
| الْإِثْمَ: günah
| وَأَكْلِهِمُ: ve yemelerini
| السُّحْتَ: haram
| لَبِئْسَ: ne kötüdür
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| يَصْنَعُونَ: yapmakta
| (5:63)
| الْيَهُودُ: yahudiler
| يَدُ: eli
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَغْلُولَةٌ: bağlıdır
| غُلَّتْ: bağlandı
| أَيْدِيهِمْ: kendi elleri
| وَلُعِنُوا: ve la'netlendiler
| بِمَا: ötürü
| قَالُوا: söylediklerinden
| بَلْ: hayır
| يَدَاهُ: O'nun iki eli de
| مَبْسُوطَتَانِ: açıktır
| يُنْفِقُ: verir
| كَيْفَ: nasıl
| يَشَاءُ: diliyorsa
| وَلَيَزِيدَنَّ: ve andolsun artıracaktır
| كَثِيرًا: çoğunun
| مِنْهُمْ: onların
| مَا: şeye
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكَ: sana
| مِنْ: -den
| رَبِّكَ: Rabbin-
| طُغْيَانًا: azgınlığını
| وَكُفْرًا: ve küfrünü
| وَأَلْقَيْنَا: biz atmışızdır
| بَيْنَهُمُ: onların aralarına
| الْعَدَاوَةَ: düşmanlık
| وَالْبَغْضَاءَ: ve kin
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: gününe
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| كُلَّمَا: ne zaman
| أَوْقَدُوا: yakmışlarsa
| نَارًا: bir ateş
| لِلْحَرْبِ: savaş için
| أَطْفَأَهَا: onu söndürmüştür
| اللَّهُ: Allah
| وَيَسْعَوْنَ: ve koşarlar
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَسَادًا: bozgunculuğa
| وَاللَّهُ: Allah da
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْمُفْسِدِينَ: bozguncuları
| (5:64)
| أَنَّ: ki
| أَهْلَ: ehli
| الْكِتَابِ: Kitap
| امَنُوا: inansalardı
| وَاتَّقَوْا: ve korunsalardı
| لَكَفَّرْنَا: örterdik
| عَنْهُمْ: onların
| سَيِّئَاتِهِمْ: kötülüklerini
| وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ: ve onları sokardık
| جَنَّاتِ: cennetlere
| النَّعِيمِ: ni'meti bol
| (5:65)
| أَنَّهُمْ: onlar
| أَقَامُوا: doğrulur
| التَّوْرَاةَ: Tevrat
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'e
| وَمَا: ve -şeye
| أُنْزِلَ: indirilen-
| إِلَيْهِمْ: kendilerine-
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| لَأَكَلُوا: muhakkak ki yerlerdi
| مِنْ: -nden
| فَوْقِهِمْ: üstleri-
| وَمِنْ: ve
| تَحْتِ: altından
| أَرْجُلِهِمْ: ayaklarının
| مِنْهُمْ: içlerinde vardır
| أُمَّةٌ: bir ümmet
| مُقْتَصِدَةٌ: tutumlu
| وَكَثِيرٌ: ama çoğu
| مِنْهُمْ: onlardan
| سَاءَ: ne kötü
| مَا: işler
| يَعْمَلُونَ: yapıyorlar
| (5:66)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الرَّسُولُ: Elçi
| بَلِّغْ: duyur
| مَا: şeyi
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكَ: sana
| مِنْ: -den
| رَبِّكَ: Rabbin-
| وَإِنْ: ve eğer
| لَمْ:
| تَفْعَلْ: bunu yapmazsan
| فَمَا:
| بَلَّغْتَ: duyurmamış olursun
| رِسَالَتَهُ: O'nun mesajını
| وَاللَّهُ: Allah
| يَعْصِمُكَ: seni korur
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| إِنَّ: doğrusu
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: yola iletmez
| الْقَوْمَ: toplumunu
| الْكَافِرِينَ: kafirler
| (5:67)
| يَا: EY/HEY/AH
| أَهْلَ: halk
| الْكِتَابِ: Kitap
| لَسْتُمْ: siz değilsiniz
| عَلَىٰ: üzerinde
| شَيْءٍ: bir şey (esas)
| حَتَّىٰ: kadar
| تُقِيمُوا: uygulayıncaya
| التَّوْرَاةَ: Tevrat'ı
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'i
| وَمَا: ve şeyi
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكُمْ: size
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbi'niz-
| وَلَيَزِيدَنَّ: ve artıracaktır
| كَثِيرًا: çoğunun
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَا: şey
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكَ: sana
| مِنْ: -den
| رَبِّكَ: Rabbin-
| طُغْيَانًا: azgınlık
| وَكُفْرًا: ve inkarını
| فَلَا:
| تَأْسَ: sen üzülme
| عَلَى: için
| الْقَوْمِ: toplumu
| الْكَافِرِينَ: o kafirler
| (5:68)
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| هَادُوا: yahudiler(den)
| وَالصَّابِئُونَ: ve sabiiler(den)
| وَالنَّصَارَىٰ: ve hıristiyanlar(dan)
| مَنْ: kimseler
| امَنَ: inanan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَعَمِلَ: ve yapanlara
| صَالِحًا: iyi işler
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve yoktur
| هُمْ: onlara
| يَحْزَنُونَ: üzüntü
| (5:69)
| أَخَذْنَا: biz almıştık
| مِيثَاقَ: söz
| بَنِي: oğullarından
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| وَأَرْسَلْنَا: ve göndermiştik
| إِلَيْهِمْ: onlara
| رُسُلًا: elçiler
| كُلَّمَا: ne zaman
| جَاءَهُمْ: onlara getirdiyse
| رَسُولٌ: bir elçi
| بِمَا: bir şey
| لَا:
| تَهْوَىٰ: istemediği
| أَنْفُسُهُمْ: canlarının
| فَرِيقًا: bir kısmını
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| وَفَرِيقًا: ve bir kısmını da
| يَقْتُلُونَ: öldürüyorlardı
| (5:70)
| أَلَّا:
| تَكُونَ: olmayacak
| فِتْنَةٌ: bir fitne
| فَعَمُوا: kör oldular
| وَصَمُّوا: ve sağır kesildiler
| ثُمَّ: sonra
| تَابَ: tevbesini kabul etti
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِمْ: onların
| ثُمَّ: sonra yine
| عَمُوا: kör
| وَصَمُّوا: ve sağır kesildiler
| كَثِيرٌ: çokları
| مِنْهُمْ: onlardan
| وَاللَّهُ: Allah
| بَصِيرٌ: görüyor
| بِمَا: ne ki
| يَعْمَلُونَ: yapıyorlar
| (5:71)
| كَفَرَ: kafir olmuşlardır
| الَّذِينَ: kimseler
| قَالُوا: diyen(ler)
| إِنَّ: ancak
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: o
| الْمَسِيحُ: Mesih'tir
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَقَالَ: halbuki demişti ki
| الْمَسِيحُ: Mesih
| يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| رَبِّي: benim Rabbim
| وَرَبَّكُمْ: ve sizin Rabbiniz olan
| إِنَّهُ: zira
| مَنْ: kim
| يُشْرِكْ: ortak koşarsa
| بِاللَّهِ: Allah'a
| فَقَدْ: muhakkak ki
| حَرَّمَ: haram etmiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِ: ona
| الْجَنَّةَ: cenneti
| وَمَأْوَاهُ: ve onun varacağı yer
| النَّارُ: ateştir
| وَمَا: ve yoktur
| لِلظَّالِمِينَ: zalimlerin
| مِنْ: hiç
| أَنْصَارٍ: yardımcıları
| (5:72)
| كَفَرَ: kafir olmuşlardır
| الَّذِينَ: kimseler
| قَالُوا: diyen(ler)
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| ثَالِثُ: üçüncüsüdür
| ثَلَاثَةٍ: üçün
| وَمَا: oysa yoktur
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: ilah
| إِلَّا: başka
| إِلَٰهٌ: ilahtan
| وَاحِدٌ: bir olan
| وَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَنْتَهُوا: vazgeçmezlerse
| عَمَّا: şeylerden
| يَقُولُونَ: dedikleri
| لَيَمَسَّنَّ: elbette dokunacaktır
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| مِنْهُمْ: onlardan
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| (5:73)
| يَتُوبُونَ: hala tevbe etmiyorlar mı?
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| وَيَسْتَغْفِرُونَهُ: O'ndan af dilemiyorlar mı?
| وَاللَّهُ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (5:74)
| الْمَسِيحُ: Mesih
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| إِلَّا: ancak
| رَسُولٌ: bir elçidir
| قَدْ: muhakkak
| خَلَتْ: gelip geçmiştir
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: ondan önce de
| الرُّسُلُ: elçiler
| وَأُمُّهُ: ve annesi de
| صِدِّيقَةٌ: dosdoğruydu
| كَانَا: ikisi de
| يَأْكُلَانِ: yerlerdi
| الطَّعَامَ: yemek
| انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| نُبَيِّنُ: açıklıyoruz
| لَهُمُ: onlara
| الْايَاتِ: ayetleri
| ثُمَّ: sonra
| انْظُرْ: bak
| أَنَّىٰ: nasıl
| يُؤْفَكُونَ: çevriliyorlar
| (5:75)
| أَتَعْبُدُونَ: mi tapıyorsunuz?
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| اللَّهِ: Allah'ı
| مَا: şeylere
| لَا:
| يَمْلِكُ: gücü yetmeyen
| لَكُمْ: size
| ضَرًّا: zarar vermeye
| وَلَا: ve
| نَفْعًا: fayda vermeğe
| وَاللَّهُ: Allah
| هُوَ: odur ki
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْعَلِيمُ: bilendir
| (5:76)
| يَا: EY/HEY/AH
| أَهْلَ: halk
| الْكِتَابِ: Kitap
| لَا:
| تَغْلُوا: aşırılığa dalmayın
| فِي:
| دِينِكُمْ: dininizde
| غَيْرَ:
| الْحَقِّ: haksız yere
| وَلَا:
| تَتَّبِعُوا: ve uymayın
| أَهْوَاءَ: keyiflerine
| قَوْمٍ: bir milletin
| قَدْ: kesin olarak
| ضَلُّوا: sapmış
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| وَأَضَلُّوا: ve saptırmış
| كَثِيرًا: birçoğunu da
| وَضَلُّوا: ve şaşmış
| عَنْ: -ndan
| سَوَاءِ: doğrusu-
| السَّبِيلِ: yolun
| (5:77)
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: -ndan
| بَنِي: oğulları-
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| عَلَىٰ: ile
| لِسَانِ: dili
| دَاوُودَ: Davud
| وَعِيسَى: ve Îsa
| ابْنِ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| ذَٰلِكَ: bu
| بِمَا: sebebiyledir
| عَصَوْا: isyan etmeleri
| وَكَانُوا: ve (sebebiyledir)
| يَعْتَدُونَ: saldırmaları
| (5:78)
| لَا:
| يَتَنَاهَوْنَ: vazgeçmiyorlar
| عَنْ: -ten
| مُنْكَرٍ: kötülük-
| فَعَلُوهُ: yaptıkları
| لَبِئْسَ: ne kötü
| مَا: işler
| كَانُوا: idiler
| يَفْعَلُونَ: yapıyorlar
| (5:79)
| كَثِيرًا: çoğunun
| مِنْهُمْ: onlardan
| يَتَوَلَّوْنَ: dostluk ettiklerini
| الَّذِينَ: kimselerle
| كَفَرُوا: inkar edenlerle
| لَبِئْسَ: ne kötüdür
| مَا:
| قَدَّمَتْ: (yapıp) gönderdiği
| لَهُمْ: kendileri için
| أَنْفُسُهُمْ: nefislerinin
| أَنْ:
| سَخِطَ: gazabetmiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَفِي: ve içinde
| الْعَذَابِ: azab
| هُمْ: onlar
| خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır
| (5:80)
| كَانُوا: olsalardı
| يُؤْمِنُونَ: inanıyor
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالنَّبِيِّ: Peygambere
| وَمَا: ve şeye
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْهِ: ona
| مَا:
| اتَّخَذُوهُمْ: onları edinmezlerdi
| أَوْلِيَاءَ: veli
| وَلَٰكِنَّ: ama
| كَثِيرًا: çoğu
| مِنْهُمْ: onlardan
| فَاسِقُونَ: yoldan çıkmışlardır
| (5:81)
| أَشَدَّ: en yaman
| النَّاسِ: insanlar içerisinde
| عَدَاوَةً: düşman olarak
| لِلَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan(lara)
| الْيَهُودَ: yahudileri
| وَالَّذِينَ: kimseleri
| أَشْرَكُوا: ve inkar eden(leri)
| وَلَتَجِدَنَّ: ve bulursun
| أَقْرَبَهُمْ: en yakınları da
| مَوَدَّةً: sevgice
| لِلَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan(lara)
| الَّذِينَ: kimseleri
| قَالُوا: diyenleri
| إِنَّا: biz
| نَصَارَىٰ: hıristiyanlarız
| ذَٰلِكَ: çünkü
| بِأَنَّ: şüphesiz
| مِنْهُمْ: onların içlerinde vardır
| قِسِّيسِينَ: keşişler
| وَرُهْبَانًا: ve rahipler
| وَأَنَّهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَسْتَكْبِرُونَ: büyüklük taslamazlar
| (5:82)
| سَمِعُوا: dinledikleri
| مَا: şeyi
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَى:
| الرَّسُولِ: Elçi'ye
| تَرَىٰ: görürsün
| أَعْيُنَهُمْ: gözlerinin
| تَفِيضُ: dolup taştığını
| مِنَ:
| الدَّمْعِ: yaşla
| مِمَّا: dolayı
| عَرَفُوا: tanımalarından
| مِنَ:
| الْحَقِّ: gerçekleri
| يَقُولُونَ: derler ki
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| امَنَّا: inandık
| فَاكْتُبْنَا: bizi yaz
| مَعَ: beraber
| الشَّاهِدِينَ: şahidlerle
| (5:83)
| لَنَا: biz
| لَا:
| نُؤْمِنُ: inanmayalım
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve neden?
| جَاءَنَا: bize gelen
| مِنَ:
| الْحَقِّ: gerçeğe
| وَنَطْمَعُ: umarken
| أَنْ:
| يُدْخِلَنَا: bizi katmasını
| رَبُّنَا: Rabbimizin
| مَعَ: arasına
| الْقَوْمِ: toplumlar
| الصَّالِحِينَ: iyi
| (5:84)
| اللَّهُ: Allah
| بِمَا: dolayı
| قَالُوا: sözlerinden
| جَنَّاتٍ: cennetler
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: ebedi kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| جَزَاءُ: mükafatı
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananların
| (5:85)
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayanlar
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| الْجَحِيمِ: cehennem
| (5:86)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تُحَرِّمُوا: haram etmeyin
| طَيِّبَاتِ: güzel ve temiz şeyleri
| مَا: ne ki
| أَحَلَّ: helal kıldı
| اللَّهُ: Allah
| لَكُمْ: size
| وَلَا: ve
| تَعْتَدُوا: sınırı aşmayın
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْمُعْتَدِينَ: sınırı aşanları
| (5:87)
| مِمَّا:
| رَزَقَكُمُ: size verdiği rızıklardan
| اللَّهُ: Allah'ın
| حَلَالًا: helal
| طَيِّبًا: (ve) temiz olarak
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| الَّذِي: o ki
| أَنْتُمْ: siz
| بِهِ: kendisine
| مُؤْمِنُونَ: inanıyorsunuz
| (5:88)
| يُؤَاخِذُكُمُ: sizi sorumlu tutmaz
| اللَّهُ: Allah
| بِاللَّغْوِ: lağvdan ötürü
| فِي:
| أَيْمَانِكُمْ: yeminlerinizdeki
| وَلَٰكِنْ: fakat
| يُؤَاخِذُكُمْ: sizi sorumlu tutar
| بِمَا: ötürü
| عَقَّدْتُمُ: bilerek yaptığınız
| الْأَيْمَانَ: yeminlerden
| فَكَفَّارَتُهُ: bunun keffareti
| إِطْعَامُ: yedirmektir
| عَشَرَةِ: on
| مَسَاكِينَ: fakiri
| مِنْ:
| أَوْسَطِ: orta derecesinden
| مَا: ne ki
| تُطْعِمُونَ: yediriyorsunuz
| أَهْلِيكُمْ: ailenize
| أَوْ: yahut
| كِسْوَتُهُمْ: onları giydirmektir
| أَوْ: ya da
| تَحْرِيرُ: hürriyete kavuşturmaktır
| رَقَبَةٍ: bir köleyi
| فَمَنْ: kimse ise
| لَمْ:
| يَجِدْ: bulamayan
| فَصِيَامُ: oruç tutsun
| ثَلَاثَةِ: üç
| أَيَّامٍ: gün
| ذَٰلِكَ: işte budur
| كَفَّارَةُ: keffareti
| أَيْمَانِكُمْ: yeminlerinizin
| إِذَا: zaman
| حَلَفْتُمْ: (yemini) bozduğunuz
| وَاحْفَظُوا: ve koruyun
| أَيْمَانَكُمْ: yeminlerinizi
| كَذَٰلِكَ: böylece
| يُبَيِّنُ: açıklıyor
| اللَّهُ: Allah
| لَكُمْ: size
| ايَاتِهِ: ayetlerini
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz
| (5:89)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِنَّمَا: şüphesiz
| الْخَمْرُ: şarap
| وَالْمَيْسِرُ: ve kumar
| وَالْأَنْصَابُ: ve dikili taşlar
| وَالْأَزْلَامُ: ve şans okları
| رِجْسٌ: (birer) pisliktir
| مِنْ:
| عَمَلِ: işi
| الشَّيْطَانِ: şeytan
| فَاجْتَنِبُوهُ: bunlardan kaçının
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تُفْلِحُونَ: kurtuluşa eresiniz
| (5:90)
| يُرِيدُ: istiyor
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| أَنْ:
| يُوقِعَ: sokmak
| بَيْنَكُمُ: aranıza
| الْعَدَاوَةَ: düşmanlık
| وَالْبَغْضَاءَ: ve kin
| فِي:
| الْخَمْرِ: şarap ile
| وَالْمَيْسِرِ: ve kumar ile
| وَيَصُدَّكُمْ: ve sizi alakoymak
| عَنْ: -tan
| ذِكْرِ: anmak-
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَعَنِ:
| الصَّلَاةِ: ve SaLâT'ten/Destek'ten
| فَهَلْ: artık değil mi?
| أَنْتُمْ: siz
| مُنْتَهُونَ: vazgeçtiniz
| (5:91)
| اللَّهَ: Allah'a
| وَأَطِيعُوا: ve ita'at edin
| الرَّسُولَ: Elçi'ye
| وَاحْذَرُوا: ve sakının
| فَإِنْ: eğer
| تَوَلَّيْتُمْ: dönerseniz
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّمَا: şüphesiz
| عَلَىٰ: düşen
| رَسُولِنَا: elçimize
| الْبَلَاغُ: duyurmaktır
| الْمُبِينُ: açıkça
| (5:92)
| عَلَى: üzerine
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inananlar
| وَعَمِلُوا: ve yapanlara
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| جُنَاحٌ: bir günah
| فِيمَا: ötürü
| طَعِمُوا: yediklerinden
| إِذَا: bundan böyle
| مَا: takdirde
| اتَّقَوْا: korundukları
| وَامَنُوا: ve inandıkları
| وَعَمِلُوا: ve yaptıkları
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| ثُمَّ: sonra (yine)
| اتَّقَوْا: korundukları
| وَامَنُوا: ve inandıkları
| ثُمَّ: ve yine
| اتَّقَوْا: korundukları
| وَأَحْسَنُوا: ve iyilik ettikleri
| وَاللَّهُ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananları
| (5:93)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَيَبْلُوَنَّكُمُ: sizi dener
| اللَّهُ: Allah
| بِشَيْءٍ: bir kısım
| مِنَ:
| الصَّيْدِ: av'la
| تَنَالُهُ: erişeceği
| أَيْدِيكُمْ: ellerinizin
| وَرِمَاحُكُمْ: ve mızraklarınızın
| لِيَعْلَمَ: bilmek için
| اللَّهُ: Allah
| مَنْ: kimin
| يَخَافُهُ: kendisiden korktuğunu
| بِالْغَيْبِ: gizlide
| فَمَنِ: kim ki
| اعْتَدَىٰ: saldırıda bulunursa
| بَعْدَ: sonra
| ذَٰلِكَ: bundan
| فَلَهُ: Zira onlar/onlarsa
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| (5:94)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| الصَّيْدَ: av
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| حُرُمٌ: ihramlı (iken)
| وَمَنْ: ve kim
| قَتَلَهُ: onu öldürürse
| مِنْكُمْ: sizden
| مُتَعَمِّدًا: kasden
| فَجَزَاءٌ: cezası vardır
| مِثْلُ: dengi olan
| مَا:
| قَتَلَ: öldürdüğü
| مِنَ: -dan
| النَّعَمِ: hayvan-
| يَحْكُمُ: karar vereceği
| بِهِ: ona
| ذَوَا: iki kişinin
| عَدْلٍ: adil
| مِنْكُمْ: içinizden
| هَدْيًا: bir kurban
| بَالِغَ: varacak
| الْكَعْبَةِ: Ka'be'ye
| أَوْ: yahut
| كَفَّارَةٌ: keffareti
| طَعَامُ: yedirme
| مَسَاكِينَ: yoksullara
| أَوْ: ya da
| عَدْلُ: denk
| ذَٰلِكَ: buna
| صِيَامًا: oruçtur
| لِيَذُوقَ: tatması için
| وَبَالَ: vebalini
| أَمْرِهِ: yaptığı işin
| عَفَا: affetmiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَمَّا: olanı
| سَلَفَ: geçmişte
| وَمَنْ: ve kim
| عَادَ: düşmanlık ederse
| فَيَنْتَقِمُ: öc alır
| اللَّهُ: Allah
| مِنْهُ: ondan
| وَاللَّهُ: Allah
| عَزِيزٌ: daima galiptir
| ذُو: sahibidir
| انْتِقَامٍ: intikam
| (5:95)
| لَكُمْ: size
| صَيْدُ: avı
| الْبَحْرِ: deniz
| وَطَعَامُهُ: ve yiyeceği
| مَتَاعًا: geçimlik olarak
| لَكُمْ: size
| وَلِلسَّيَّارَةِ: ve yolculara
| وَحُرِّمَ: ve yasaklandı
| عَلَيْكُمْ: size
| صَيْدُ: avı
| الْبَرِّ: kara
| مَا:
| دُمْتُمْ: olduğunuz sürece
| حُرُمًا: ihramlı
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| الَّذِي: o ki
| إِلَيْهِ: huzuruna
| تُحْشَرُونَ: toplanacaksınız
| (5:96)
| اللَّهُ: Allah
| الْكَعْبَةَ: Odak
| الْبَيْتَ: -Yapıyı
| الْحَرَامَ: -Yasaklı/Haram
| قِيَامًا: doğrulunacak
| لِلنَّاسِ: insanlara/insanlar için
| وَالشَّهْرَ: ve ayı (kıldı)
| الْحَرَامَ: -Yasaklı/Haram
| وَالْهَدْيَ: ve hediyeledi
| وَالْقَلَائِدَ: ve tasmalı kurbanlıkları
| ذَٰلِكَ: böylece
| لِتَعْلَمُوا: anlayasınız diye
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'ın
| يَعْلَمُ: bildiğini
| مَا: olanları
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَمَا: ve olanları
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'ın
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمٌ: bildiğini
| (5:97)
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (5:98)
| عَلَى: üzerine düşen
| الرَّسُولِ: Elçi'nin
| إِلَّا: sadece
| الْبَلَاغُ: duyurmaktır
| وَاللَّهُ: Allah
| يَعْلَمُ: bilir
| مَا: şeyleri
| تُبْدُونَ: açığa vurduğunuz
| وَمَا: ve şeyleri
| تَكْتُمُونَ: gizlediğiniz
| (5:99)
| لَا: olmaz
| يَسْتَوِي: eşit
| الْخَبِيثُ: murdar ile
| وَالطَّيِّبُ: temiz
| وَلَوْ: ve şayet
| أَعْجَبَكَ: hoşuna gitse de
| كَثْرَةُ: çokluğu
| الْخَبِيثِ: murdarın
| فَاتَّقُوا: o halde korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| يَا: EY/HEY/AH
| أُولِي: sahipleri
| الْأَلْبَابِ: akıl/anlayış
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تُفْلِحُونَ: kurtuluşa erersiniz
| (5:100)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَسْأَلُوا: sormayın
| عَنْ: hakkında
| أَشْيَاءَ: şeyler
| إِنْ: eğer
| تُبْدَ: açıklandığında
| لَكُمْ: size
| تَسُؤْكُمْ: hoşunuza gitmeyecek
| وَإِنْ: ve eğer
| تَسْأَلُوا: sorarsanız
| عَنْهَا: onları
| حِينَ: vakit
| يُنَزَّلُ: indirildiği
| الْقُرْانُ: Kur'an
| تُبْدَ: açıklanır
| لَكُمْ: size
| عَفَا: affetmiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَنْهَا: onları
| وَاللَّهُ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| حَلِيمٌ: halimdir
| (5:101)
| سَأَلَهَا: onları sormuştu
| قَوْمٌ: bir toplum
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce gelen
| ثُمَّ: sonra
| أَصْبَحُوا: olmuşlardı
| بِهَا: onları
| كَافِرِينَ: inkar edenler
| (5:102)
| جَعَلَ: yapmamıştır
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: ne
| بَحِيرَةٍ: bahîre
| وَلَا: ve ne
| سَائِبَةٍ: sâibe
| وَلَا: ve ne
| وَصِيلَةٍ: vasîle
| وَلَا: ve ne
| حَامٍ: ham
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| يَفْتَرُونَ: uyduruyorlar
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| الْكَذِبَ: yalan
| وَأَكْثَرُهُمْ: ve çokları da
| لَا:
| يَعْقِلُونَ: akıl erdiremiyorlar
| (5:103)
| قِيلَ: dendiği
| لَهُمْ: onlara
| تَعَالَوْا: gelin
| إِلَىٰ:
| مَا: şeye
| أَنْزَلَ: indirdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَإِلَى: ve
| الرَّسُولِ: Elçi'ye
| قَالُوا: derler ki
| حَسْبُنَا: bize yeter
| مَا: şey
| وَجَدْنَا: bulduğumuz
| عَلَيْهِ: üzerinde
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| أَوَلَوْ: olsa da mı?
| كَانَ:
| ابَاؤُهُمْ: babaları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmeyen
| شَيْئًا: hiçbir şey
| وَلَا: ve
| يَهْتَدُونَ: doğru yolu bulamayan
| (5:104)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| عَلَيْكُمْ: siz (bakın)
| أَنْفُسَكُمْ: kendinize
| لَا:
| يَضُرُّكُمْ: size zarar vermez
| مَنْ: kimse
| ضَلَّ: sapan
| إِذَا: takdirde
| اهْتَدَيْتُمْ: siz doğru yolda olduğunuz
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'adır
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşünüz
| جَمِيعًا: hepinizin
| فَيُنَبِّئُكُمْ: O size haber verecektir
| بِمَا: şeyi
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَعْمَلُونَ: yapmış
| (5:105)
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inananlar
| شَهَادَةُ: şahidlik etsin
| بَيْنِكُمْ: aranızda
| إِذَا: zaman
| حَضَرَ: geldiği
| أَحَدَكُمُ: birinize
| الْمَوْتُ: ölüm
| حِينَ: sırasında
| الْوَصِيَّةِ: vasiyyet
| اثْنَانِ: iki
| ذَوَا: kişi
| عَدْلٍ: adil
| مِنْكُمْ: içinizden
| أَوْ: ya da
| اخَرَانِ: diğer iki kişi (şahidlik etsin)
| مِنْ:
| غَيْرِكُمْ: sizden olmayan
| إِنْ: eğer
| أَنْتُمْ: siz
| ضَرَبْتُمْ: yolculuk ederken
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَأَصَابَتْكُمْ: ve başınıza gelmişse
| مُصِيبَةُ: musibeti
| الْمَوْتِ: ölüm
| تَحْبِسُونَهُمَا: onları tutarsınız
| مِنْ:
| بَعْدِ: -sonra
| الصَّلَاةِ: SaLâT'den-/Destek'den-
| فَيُقْسِمَانِ: yemin etsinler
| بِاللَّهِ: Allah'a
| إِنِ: eğer
| ارْتَبْتُمْ: kuşkulanırsanız
| لَا:
| نَشْتَرِي: satmayacağız
| بِهِ: onu (yeminimizi)
| ثَمَنًا: hiçbir paraya
| وَلَوْ: ve eğer
| كَانَ: olsa
| ذَا:
| قُرْبَىٰ: akraba da
| وَلَا: ve
| نَكْتُمُ: gizlemeyeceğiz
| شَهَادَةَ: şahidliğini
| اللَّهِ: Allah'ın
| إِنَّا: yoksa biz elbette
| إِذًا: o zaman
| لَمِنَ: kimselerden oluruz
| الْاثِمِينَ: günahkar
| (5:106)
| عُثِرَ: anlaşılırsa
| عَلَىٰ:
| أَنَّهُمَا: onların
| اسْتَحَقَّا: işledikleri
| إِثْمًا: bir günah
| فَاخَرَانِ: başka iki kişi
| يَقُومَانِ: geçer
| مَقَامَهُمَا: onların yerine
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kendisine
| اسْتَحَقَّ: haksızlık edilenlerden
| عَلَيْهِمُ: onların üzerine
| الْأَوْلَيَانِ: daha layık
| فَيُقْسِمَانِ: yemin ederler
| بِاللَّهِ: Allah'a
| لَشَهَادَتُنَا: mutlaka bizim şahidliğimiz
| أَحَقُّ: daha doğrudur
| مِنْ:
| شَهَادَتِهِمَا: onların şahidliğinden
| وَمَا:
| اعْتَدَيْنَا: biz (hakka) tecavüz etmedik
| إِنَّا: yoksa biz elbette
| إِذًا: o zaman
| لَمِنَ: oluruz
| الظَّالِمِينَ: zalimlerden
| (5:107)
| أَدْنَىٰ: en uygun olan
| أَنْ:
| يَأْتُوا: yapmalarına
| بِالشَّهَادَةِ: şahidliği
| عَلَىٰ: üzerine
| وَجْهِهَا: gereği
| أَوْ: yahut
| يَخَافُوا: korkmalarına
| أَنْ:
| تُرَدَّ: reddedilmesinden
| أَيْمَانٌ: yeminlerin
| بَعْدَ: sonra
| أَيْمَانِهِمْ: yeminlerinden
| وَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَاسْمَعُوا: ve iyi dinleyin
| وَاللَّهُ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: doğru yola iletmez
| الْقَوْمَ: topluluğu
| الْفَاسِقِينَ: yoldan çıkan
| (5:108)
| يَجْمَعُ: toplayacağı
| اللَّهُ: Allah
| الرُّسُلَ: Elçileri
| فَيَقُولُ: derler
| مَاذَا: ne?
| أُجِبْتُمْ: size cevap verildi
| قَالُوا: derler
| لَا:
| عِلْمَ: bilgimiz yok
| لَنَا: bizim
| إِنَّكَ: yalnız sensin
| أَنْتَ: sen
| عَلَّامُ: bilen
| الْغُيُوبِ: gizlileri
| (5:109)
| قَالَ: demişti ki
| اللَّهُ: Allah
| يَا: EY/HEY/AH
| عِيسَىٰ: Îsa
| ابْنَ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| اذْكُرْ: hatırla
| نِعْمَتِي: ni'metimi
| عَلَيْكَ: sana olan
| وَعَلَىٰ: ve olan
| وَالِدَتِكَ: annene
| إِذْ: hani
| أَيَّدْتُكَ: seni desteklemiştim
| بِرُوحِ: Ruh ile
| الْقُدُسِ: l-Kudüs
| تُكَلِّمُ: konuşuyordun
| النَّاسَ: insanlarla
| فِي:
| الْمَهْدِ: beşikte iken
| وَكَهْلًا: ve yetişkin iken
| وَإِذْ: hani
| عَلَّمْتُكَ: sana öğrettim
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَالْحِكْمَةَ: ve hikmeti
| وَالتَّوْرَاةَ: ve Tevrat'ı
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'i
| وَإِذْ: hani
| تَخْلُقُ: yaratıyor
| مِنَ: -dan
| الطِّينِ: çamur-
| كَهَيْئَةِ: şeklinde bir şey
| الطَّيْرِ: kuş
| بِإِذْنِي: benim iznimle
| فَتَنْفُخُ: üflüyordun
| فِيهَا: içine
| فَتَكُونُ: oluyordu
| طَيْرًا: kuş
| بِإِذْنِي: benim iznimle
| وَتُبْرِئُ: ve iyileştiriyordun
| الْأَكْمَهَ: anadan doğma körü
| وَالْأَبْرَصَ: ve alacalıyı
| بِإِذْنِي: benim iznimle
| وَإِذْ: ve hani
| تُخْرِجُ: çıkarıyordun
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| بِإِذْنِي: benim iznimle
| وَإِذْ: ve hani
| كَفَفْتُ: savmıştım
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| عَنْكَ: senden
| إِذْ: zaman
| جِئْتَهُمْ: sen onlara getirdiğin
| بِالْبَيِّنَاتِ: açık deliller
| فَقَالَ: demişti
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| مِنْهُمْ: içlerinden
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey değil
| سِحْرٌ: bir büyüden
| مُبِينٌ: apaçık
| (5:110)
| أَوْحَيْتُ: vahyetmiştim
| إِلَى:
| الْحَوَارِيِّينَ: Havarilere
| أَنْ:
| امِنُوا: inanmalarını
| بِي: bana
| وَبِرَسُولِي: ve elçime
| قَالُوا: demişlerdi
| امَنَّا: inandık
| وَاشْهَدْ: şahid ol
| بِأَنَّنَا: bizim
| مُسْلِمُونَ: müslümanlar olduğumuza
| (5:111)
| قَالَ: demişlerdi ki
| الْحَوَارِيُّونَ: Havariler
| يَا: EY/HEY/AH
| عِيسَىٰ: Îsa
| ابْنَ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| هَلْ: -mi?
| يَسْتَطِيعُ: gücü yeter-
| رَبُّكَ: Rabbinin
| أَنْ:
| يُنَزِّلَ: indirmeye
| عَلَيْنَا: bize
| مَائِدَةً: bir sofra
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| قَالَ: (Îsa) dedi
| اتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (5:112)
| نُرِيدُ: istiyoruz
| أَنْ:
| نَأْكُلَ: yemeyi
| مِنْهَا: ondan
| وَتَطْمَئِنَّ: ve iyice yatışmasını
| قُلُوبُنَا: kalblerimizin
| وَنَعْلَمَ: ve bilmeyi
| أَنْ:
| قَدْ: kesinlikle
| صَدَقْتَنَا: bize doğru söylediğini
| وَنَكُونَ: ve olmayı
| عَلَيْهَا: buna
| مِنَ:
| الشَّاهِدِينَ: bizzat şahit
| (5:113)
| عِيسَى: Îsa
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| اللَّهُمَّ: Allah'ım
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| أَنْزِلْ: indir
| عَلَيْنَا: bizim üzerimize
| مَائِدَةً: bir sofra
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| تَكُونُ: olsun
| لَنَا: bizim için
| عِيدًا: bir bayram
| لِأَوَّلِنَا: öncemiz için
| وَاخِرِنَا: ve sonramız için
| وَايَةً: ve bir mu'cize (olsun)
| مِنْكَ: Senden
| وَارْزُقْنَا: bizi rızıklandır
| وَأَنْتَ: ve sen
| خَيْرُ: en hayırlısısın
| الرَّازِقِينَ: rızık verenlerin
| (5:114)
| اللَّهُ: Allah
| إِنِّي: ben
| مُنَزِّلُهَا: onu indireceğim
| عَلَيْكُمْ: sizin üzerinize
| فَمَنْ: ama kim
| يَكْفُرْ: inkar ederse
| بَعْدُ: ondan sonra
| مِنْكُمْ: sizden
| فَإِنِّي: ben
| أُعَذِّبُهُ: ona azab ederim
| عَذَابًا: bir azapla
| لَا:
| أُعَذِّبُهُ: azab etmediğim
| أَحَدًا: hiç kimseye
| مِنَ:
| الْعَالَمِينَ: dünyalarda
| (5:115)
| قَالَ: demişti ki
| اللَّهُ: Allah
| يَا: EY/HEY/AH
| عِيسَىٰ: Îsa
| ابْنَ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| أَأَنْتَ: sen mi?
| قُلْتَ: dedin
| لِلنَّاسِ: insanlara
| اتَّخِذُونِي: beni edinin
| وَأُمِّيَ: ve annemi
| إِلَٰهَيْنِ: iki tanrı
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| قَالَ: dedi ki
| سُبْحَانَكَ: sen yücesin
| مَا:
| يَكُونُ: değildir
| لِي: benim (haddime)
| أَنْ:
| أَقُولَ: söylemek
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| لِي: benim için
| بِحَقٍّ: gerçek
| إِنْ: eğer
| كُنْتُ: olsaydım
| قُلْتُهُ: demiş
| فَقَدْ: muhakkak
| عَلِمْتَهُ: sen bunu bilirdin
| تَعْلَمُ: sen bilirsin
| مَا: olanı
| فِي:
| نَفْسِي: benim nefsimde
| وَلَا: ve
| أَعْلَمُ: ben bilmem
| مَا: olanı
| فِي:
| نَفْسِكَ: senin nefsinde
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| أَنْتَ: sensin
| عَلَّامُ: bilen
| الْغُيُوبِ: gizlileri
| (5:116)
| قُلْتُ: ben söylemedim
| لَهُمْ: onlara
| إِلَّا: başka
| مَا: şeyden
| أَمَرْتَنِي: bana emrettiğin
| بِهِ: onu
| أَنِ:
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| رَبِّي: benim Rabbim
| وَرَبَّكُمْ: ve sizin Rabbiniz olan
| وَكُنْتُ: idim
| عَلَيْهِمْ: onlar üzerine
| شَهِيدًا: şahid
| مَا:
| دُمْتُ: olduğum sürece
| فِيهِمْ: onların içinde
| فَلَمَّا: fakat
| تَوَفَّيْتَنِي: sen beni vefat ettirince
| كُنْتَ: sen oldun
| أَنْتَ: sen
| الرَّقِيبَ: gözetleyen
| عَلَيْهِمْ: onları
| وَأَنْتَ: ve sen
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| شَهِيدٌ: şahitsin
| (5:117)
| تُعَذِّبْهُمْ: onlara azabedersen
| فَإِنَّهُمْ: şüphesiz onlar
| عِبَادُكَ: senin kullarındır
| وَإِنْ: ve eğer
| تَغْفِرْ: bağışlarsan
| لَهُمْ: onları
| فَإِنَّكَ: şüphesiz sen
| أَنْتَ: yalnız sen
| الْعَزِيزُ: daima üstünsün
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibisin
| (5:118)
| اللَّهُ: Allah
| هَٰذَا: bu
| يَوْمُ: gündür
| يَنْفَعُ: fayda sağlayacağı
| الصَّادِقِينَ: sadıklara
| صِدْقُهُمْ: doğruluklarının
| لَهُمْ: onlar için vardır
| جَنَّاتٌ: cennetler
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: kalacakları
| فِيهَا: içinde
| أَبَدًا: ebediyyen
| رَضِيَ: razı olmuştur
| اللَّهُ: Allah
| عَنْهُمْ: onlardan
| وَرَضُوا: onlar da razı olmuşlardır
| عَنْهُ: O'ndan
| ذَٰلِكَ: işte budur
| الْفَوْزُ: başarı
| الْعَظِيمُ: büyük
| (5:119)
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَمَا: ve ne varsa
| فِيهِنَّ: bunlarda bulunan
| وَهُوَ: ve O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (5:120)