Kırık Meal (Arapça) : |فَلَمَّا: nihayet | ذَهَبُوا: götürdüler | بِهِ: onu | وَأَجْمَعُوا: ve karar verdiler | أَنْ: | يَجْعَلُوهُ: atmaya | فِي: | غَيَابَتِ: dibine | الْجُبِّ: kuyunun | وَأَوْحَيْنَا: ve biz vahyettik | إِلَيْهِ: O'na | لَتُنَبِّئَنَّهُمْ: andolsun haber vereceksin | بِأَمْرِهِمْ: onların işlerini | هَٰذَا: bu | وَهُمْ: ve onlar | لَا: hiç değillerken | يَشْعُرُونَ: farkında |
Kırık Meal (Harekesiz) : |فلما FLMEnihayet | ذهبوا Z̃HBWEgötürdüler | به BHonu | وأجمعوا WÊCMAWEve karar verdiler | أن ÊN | يجعلوه YCALWHatmaya | في FY | غيابت ĞYEBTdibine | الجب ELCBkuyunun | وأوحينا WÊWḪYNEve biz vahyettik | إليه ÎLYHO'na | لتنبئنهم LTNBÙNHMandolsun haber vereceksin | بأمرهم BÊMRHMonların işlerini | هذا HZ̃Ebu | وهم WHMve onlar | لا LEhiç değillerken | يشعرون YŞARWNfarkında |
Kırık Meal (Okunuş) : |felemmā: nihayet | ƶehebū: götürdüler | bihi: onu | ve ecmeǔ: ve karar verdiler | en: | yec'ǎlūhu: atmaya | fī: | ğayābeti: dibine | l-cubbi: kuyunun | veevHaynā: ve biz vahyettik | ileyhi: O'na | letunebbiennehum: andolsun haber vereceksin | biemrihim: onların işlerini | hāƶā: bu | vehum: ve onlar | lā: hiç değillerken | yeş'ǔrūne: farkında |
Kırık Meal (Transcript) : |FLME: nihayet | Z̃HBVE: götürdüler | BH: onu | VÊCMAVE: ve karar verdiler | ÊN: | YCALVH: atmaya | FY: | ĞYEBT: dibine | ELCB: kuyunun | VÊVḪYNE: ve biz vahyettik | ÎLYH: O'na | LTNBÙNHM: andolsun haber vereceksin | BÊMRHM: onların işlerini | HZ̃E: bu | VHM: ve onlar | LE: hiç değillerken | YŞARVN: farkında |
Abdulbaki Gölpınarlı : Sonucu onu götürüp kuyuya atmaya hep berâber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyetmiştik.
Adem Uğur : Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.
Ahmed Hulusi : Nihayet Onu alıp götürdüler ve Onu kuyunun dibinde bırakmaya karar verdiler. . . Biz de Ona: "Andolsun ki, onların seni tanımadıkları bir ortamda, yaptıklarını yüzlerine vuracaksın!" diye vahyettik.
Ahmet Tekin : Onu götürüp, suyu çekilmek üzere olan bir kuyuya atmaya birlikte karar verdikleri zaman biz Yûsuf’a:
'Andolsun ki, sen onların bu planlarını, onlar farkında değillerken, kendilerine haber vereceksin' diye vahyettik.
Ahmet Varol : Sonuçda onu götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde biz de ona: 'Andolsun sen, onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin' diye vahyettik.
Ali Bulaç : Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."
Ali Fikri Yavuz : Nihayet kardeşleri, Yûsuf’u alıp götürünce, onu kuyunun dibine koymaya karar verdiler. Biz de Yûsuf’a şöyle vahyettik: “- Muhakkak sen onlara, hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin.”
Bekir Sadak : Yusuf'u goturup bir kuyunun derinliklerine birakmayi kararlastirdilar. Biz ona, kardeslerinin bu islerini kendileri farkina varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.
Celal Yıldırım : Ne vakit ki Yûsuf'u alıp götürdüler ve toplanıp onu kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdılar; biz de ona, «And olsun ki, sen (bir gün) onların bu yaptıklarını kendilerine, farkına varmadıkları bir halde haber vereceksin!» diye vahyettik.
Diyanet İşleri : Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Diyanet İşleri (eski) : Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.
Diyanet Vakfi : Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.
Edip Yüksel : Onu götürdükleri ve kuyunun dibine atmak için topluca karar verdikleri sırada biz ona: '(Üzülme) Onların bu yaptıklarını, hiç farkında olmayacakları bir anda onlara anlatacaksın,' diye vahyettik
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: «Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin».
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Yusuf'u alıp götürdükleri ve onu kuyunun dibine koymaya karar verdikleri zaman, Biz ona: «Andolsun ki, sen onlara, hiç farkında değillerken, bu işlerini haber vereceksin!» diye vahyettik.
Elmalılı Hamdi Yazır : Bunun üzerine vaktâ ki onu götürdüler ve kuyunun dibine koymağa karar verdiler, biz de ona şöyle vahyettik, kasem olsun ki sen onlara hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin
Fizilal-il Kuran : Kardeşleri Yusuf'u kıra götürüp onu bir kuyunun dibine atmayı kararlaştırdıklarında, kendisine «İlerde, hiç beklemedikleri bir sırada, sana yaptıkları bu işi kardeşlerine hatırlatacaksın» diye vahyettik.
Gültekin Onan : Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu buyruklarını / buyrultularını haber vereceksin."
Hakkı Yılmaz : Sonunda Yûsuf'un kardeşleri, Yûsuf'u götürdüler ve hepbirlikte o kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. Biz de Yûsuf'a vahyettik: “Andolsun ki sen onlara ilerde onlar hiç farkında değilken bu işlerini haber vereceksin.”
Hasan Basri Çantay : Nihayet vaktaki onu götürdüler, onu kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlaşdırdılar. Biz de kendisine: «Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken, (bir gün) bu işlerini haber vereceksin» diye vahyetdik.
Hayrat Neşriyat : Nihâyet (kardeşleri) onu götürüp, kendisini kuyunun dibine bırakmaya hep berâber karar verdiklerinde (ona eziyet ettiler de biz) ona: 'Şânım hakkı için, bu işlerini onlar hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine haber vereceksin!' diye vahyettik.
İbni Kesir : Onu götürdükleri vakit, kuyunun derinliklerine bırakmayı birlikte kararlaştırdılar. Biz de kendisine vahyettik ki: Sen; onlara, kendileri hiç farkına varmadan yaptıklarını bir bir haber vereceksin.
İskender Evrenosoğlu : Böylece hep beraber, onu kuyunun dibine atmak için götürdükleri zaman Biz, ona (Yusuf'a): "Onlar, farkında değillerken onlara bu yaptıklarını anlatacağını…” vahyettik.
Muhammed Esed : Ve böylece, onu kuyunun dibine atmaya karar verip yanlarında götürürlerken, kendisine "Gün gelecek (senin kim olduğunu) kavrayamayacakları bir anda bu yaptıklarını kendilerine hatırlatacaksın!" diye vahyettik.
Ömer Nasuhi Bilmen : Vaktâ ki, Yusuf ile beraber gittiler ve O'nu kuyunun dibine atmaya müttefikan karar verdiler. Biz de O'na şöyle vahyettik: «Kasem olsun ki, sen onlara hiç farkında olmadıkları halde bu işlerinden elbette haber vereceksin.»
Ömer Öngüt : Onu götürüp de kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdikleri zaman biz Yusuf'a: “Andolsun ki sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!” diye vahyettik.
Şaban Piriş : Yusuf’u götürdüler, kararlaştırdıkları gibi onu bir kuyunun dibine bıraktılar. Biz de ona, onlara bu yaptıklarını haber vereceksin, fakat onlar seni tanımayacak diye vahyettik.
Suat Yıldırım : Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca, Biz de Yusuf’a şöyle vahyettik: "Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın."
Süleyman Ateş : Nihâyet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yûsuf'a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
Tefhim-ul Kuran : Nitekim onu götürdükleri ve onu kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz de ona (şöyle) vahyettik: «Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.»
Ümit Şimşek : Yusuf'u götürdüklerinde, onu kuyu dibine bırakmaya karar verdiler. Biz de ona 'Sen onlara bu yaptıklarını, farkında olmadıkları bir sırada haber vereceksin' diye vahyettik.
Yaşar Nuri Öztürk : Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: "Yemin olsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin."