Kırık Meal (Transcript) Meali

|
ELR:
Elif Lâm Râ 
|
TLK:
bunlar 
|
ËYET:
ayetleridir 
|
ELKTEB:
Kitab'ın 
|
ELḪKYM:
hikmetli 
|
(10:1)

|
ÊKEN:
mı geldi? 
|
LLNES:
insanlara 
|
ACBE:
tuhaf 
|
ÊN:

|
ÊVḪYNE:
vahyetmemiz 
|
ÎL:

|
RCL:
bir adama 
|
MNHM:
içlerinden 
|
ÊN:
diye 
|
ÊNZ̃R:
uyarsın 
|
ELNES:
insanları 
|
VBŞR:
ve müjdelesin 
|
ELZ̃YN:
kimselere 
|
ËMNVE:
iman edenlere 
|
ÊN:
(ki) şüphesiz 
|
LHM:
onlar için vardır 
|
GD̃M:
makamı 
|
ṦD̃G:
doğruluk 
|
AND̃:
katında 
|
RBHM:
Rableri 
|
GEL:
dediler ki 
|
ELKEFRVN:
kâfirler 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
HZ̃E:
bu 
|
LSEḪR:
bir büyücüdür 
|
MBYN:
apaçık 
|
(10:2)

|
ÎN:
şüphesiz 
|
RBKM:
sizin Rabbiniz 
|
ELLH:
Allah'tır 
|
ELZ̃Y:
ki 
|
ḢLG:
yarattı 
|
ELSMEVET:
gökleri 
|
VELÊRŽ:
ve yeri 
|
FY:

|
STT:
altı 
|
ÊYEM:
günde 
|
S̃M:
sonra 
|
ESTV:
kuşattı 
|
AL:

|
ELARŞ:
Arş'ı 
|
YD̃BR:
düzene koydu 
|
ELÊMR:
işleri 
|
ME:
yoktur 
|
MN:
kimse 
|
ŞFYA:
şefaat edecek 
|
ÎLE:
dışında 
|
MN:

|
BAD̃:

|
ÎZ̃NH:
O'nun izni 
|
Z̃LKM:
işte budur 
|
ELLH:
Allah 
|
RBKM:
Rabbiniz olan 
|
FEABD̃VH:
O'na kulluk edin 
|
ÊFLE:

|
TZ̃KRVN:
Düşünüp öğüt almaz mısınız? 
|
(10:3)

|
ÎLYH:
O'nadır 
|
MRCAKM:
dönüşü 
|
CMYAE:
hepinizin 
|
VAD̃:
vaadi 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
ḪGE:
gerçektir 
|
ÎNH:
O'dur 
|
YBD̃Ê:
ilk kez başlatan 
|
ELḢLG:
yaratmayı 
|
S̃M:
sonra 
|
YAYD̃H:
onu tekrarlayan 
|
LYCZY:
karşılıklarını vermek üzere 
|
ELZ̃YN:
kimselere 
|
ËMNVE:
iman eden(lere) 
|
VAMLVE:
ve ameller işleyen(lere) 
|
ELṦELḪET:
salih 
|
BELGSŦ:
adaletli bir şekilde 
|
VELZ̃YN:
ve kiimselere 
|
KFRVE:
inkâr eden(lere) 
|
LHM:
vardır 
|
ŞREB:
bir içecek 
|
MN:
-dan 
|
ḪMYM:
kaynar su- 
|
VAZ̃EB:
ve bir azap 
|
ÊLYM:
acıklı 
|
BME:
dolayı 
|
KENVE:
olmalarından 
|
YKFRVN:
inkâr ediyor(lar) 
|
(10:4)

|
HV:
O'dur 
|
ELZ̃Y:

|
CAL:
yapan 
|
ELŞMS:
güneşi 
|
ŽYEÙ:
bir ışık 
|
VELGMR:
ve ayı 
|
NVRE:
bir nur 
|
VGD̃RH:
ve düzenleyen 
|
MNEZL:
belli menzillere göre 
|
LTALMVE:
bilmeniz için 
|
AD̃D̃:
sayısını 
|
ELSNYN:
yılların 
|
VELḪSEB:
ve hesabını 
|
ME:

|
ḢLG:
yaratmamıştır 
|
ELLH:
Allah 
|
Z̃LK:
bütün bunları 
|
ÎLE:
dışında 
|
BELḪG:
hak olmak 
|
YFṦL:
etraflıca açıklıyor 
|
EL ËYET:
ayetlerini 
|
LGVM:
bir topluluk için 
|
YALMVN:
bilen 
|
(10:5)

|
ÎN:
şüphesiz 
|
FY:

|
EḢTLEF:
ardarda gelmesinde 
|
ELLYL:
gece 
|
VELNHER:
ve gündüzün 
|
VME:

|
ḢLG:
yarattıklarında 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
FY:

|
ELSMEVET:
göklerde 
|
VELÊRŽ:
ve yerde 
|
L ËYET:
ayetler vardır 
|
LGVM:
bir topluluk için 
|
YTGVN:
sakınan 
|
(10:6)

|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
LE:

|
YRCVN:
ummayan(lar) 
|
LGEÙNE:
bize kavuşmayı 
|
VRŽVE:
ve razı olan(lar) 
|
BELḪYET:
hayatına 
|
ELD̃NYE:
dünya 
|
VEŦMÊNVE:
ve gönüllerini kaptıran(lar) 
|
BHE:
ona 
|
VELZ̃YN:
ve olanlar 
|
HM:
onlar 
|
AN:
-den 
|
ËYETNE:
bizim ayetlerimiz- 
|
ĞEFLVN:
gafil(ler) 
|
(10:7)

|
ÊVLÙK:
işte bunların 
|
MÊVEHM:
varacakları yer 
|
ELNER:
cehennemdir 
|
BME:
karşılık 
|
KENVE:
olduklarına 
|
YKSBVN:
kazanıyor(lar) 
|
(10:8)

|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELZ̃YN:
kimseleri 
|
ËMNVE:
iman eden(leri) 
|
VAMLVE:
ve ameller işleyen(leri) 
|
ELṦELḪET:
salih 
|
YHD̃YHM:
doğru yola iletir 
|
RBHM:
Rableri 
|
BÎYMENHM:
imanları dolayısıyla 
|
TCRY:
akar 
|
MN:

|
TḪTHM:
onların altlarından 
|
ELÊNHER:
ırmaklar 
|
FY:

|
CNET:
cennetlerinde 
|
ELNAYM:
naim 
|
(10:9)

|
D̃AVEHM:
onların duaları 
|
FYHE:
orada 
|
SBḪENK:
senin şanın pek yücedir 
|
ELLHM:
Ey Allah'ım 
|
VTḪYTHM:
ve dilekleri (de) 
|
FYHE:
aralarındaki 
|
SLEM:
Selâm'dır 
|
V ËḢR:
ve sonu (ise) 
|
D̃AVEHM:
dualarının 
|
ÊN:

|
ELḪMD̃:
hamdolsun'dur 
|
LLH:
Allah'a 
|
RB:
Rabbi 
|
ELAELMYN:
alemlerin 
|
(10:10)

|
VLV:
ve eğer 
|
YACL:
acele verseydi 
|
ELLH:
Allah 
|
LLNES:
insanlara 
|
ELŞR:
kötülüğü 
|
ESTACELHM:
acele istemeleri gibi 
|
BELḢYR:
iyiliği 
|
LGŽY:
hemen bitmiş olurdu 
|
ÎLYHM:
onların 
|
ÊCLHM:
süreleri 
|
FNZ̃R:
böyle bırakırız 
|
ELZ̃YN:
kimseleri 
|
LE:

|
YRCVN:
ummayanları 
|
LGEÙNE:
bize kavuşmayı 
|
FY:

|
ŦĞYENHM:
taşkınlıkları içinde 
|
YAMHVN:
bocalar bir halde 
|
(10:11)

|
VÎZ̃E:
ve ne zaman ki 
|
MS:
dokunduğunda 
|
ELÎNSEN:
insana 
|
ELŽR:
bir darlık 
|
D̃AENE:
bize dua eder 
|
LCNBH:
yan yatarken 
|
ÊV:
veya 
|
GEAD̃E:
otururken 
|
ÊV:
yahut 
|
GEÙME:
ayakta 
|
FLME:
ancak 
|
KŞFNE:
giderdiğimizde 
|
ANH:
ondan 
|
ŽRH:
darlığını 
|
MR:
hareket eder 
|
KÊN:
gibi 
|
LM:

|
YD̃ANE:
bize dua etmemiş 
|
ÎL:

|
ŽR:
darlıktan dolayı 
|
MSH:
kendisine dokunmuş olan 
|
KZ̃LK:
işte böyle 
|
ZYN:
süslü gösterilmiştir 
|
LLMSRFYN:
aşırıya gidenlere 
|
ME:
şeyler 
|
KENVE:
oldukları 
|
YAMLVN:
yapıyor(lar) 
|
(10:12)

|
VLGD̃:
ve andolsun 
|
ÊHLKNE:
helak ettik 
|
ELGRVN:
nice nesilleri 
|
MN:

|
GBLKM:
sizden önce 
|
LME:

|
ƵLMVE:
haksızlık ettiklerinden 
|
VCEÙTHM:
kendilerine geldiği halde 
|
RSLHM:
peygamberleri 
|
BELBYNET:
apaçık delillerle 
|
VME:

|
KENVE:

|
LYÙMNVE:
ve iman etmeyecekleri için 
|
KZ̃LK:
işte böyle 
|
NCZY:
cezalandırırız 
|
ELGVM:
topluluğunu 
|
ELMCRMYN:
suçlular 
|
(10:13)

|
S̃M:
sonra 
|
CALNEKM:
sizi kıldık 
|
ḢLEÙF:
halifeler 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yeryüzüne 
|
MN:

|
BAD̃HM:
onların ardından 
|
LNNƵR:
görmek için 
|
KYF:
neler 
|
TAMLVN:
yapacağınızı 
|
(10:14)

|
VÎZ̃E:
ne zaman ki 
|
TTL:
okunduğunda 
|
ALYHM:
onlara 
|
ËYETNE:
ayetlerimiz 
|
BYNET:
apaçık bir şekilde 
|
GEL:
derler 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
LE:

|
YRCVN:
ummayanlar 
|
LGEÙNE:
bize kavuşmayı 
|
EÙT:
getir 
|
BGR ËN:
bir Kur'an 
|
ĞYR:
başka 
|
HZ̃E:
bundan 
|
ÊV:
veya 
|
BD̃LH:
bunu değiştir 
|
GL:
de ki 
|
ME:

|
YKVN:
(sözkonusu) olamaz 
|
LY:
benim 
|
ÊN:

|
ÊBD̃LH:
onu değiştirmem 
|
MN:

|
TLGEÙ:
tarafımdan 
|
NFSY:
kendi 
|
ÎN:

|
ÊTBA:
ben uyuyorum 
|
ÎLE:
ancak 
|
ME:

|
YVḪ:
vahyedilene 
|
ÎLY:
bana 
|
ÎNY:
şüphesiz ben 
|
ÊḢEF:
korkarım 
|
ÎN:

|
AṦYT:
karşı gelirsem 
|
RBY:
Rabbime 
|
AZ̃EB:
azabından 
|
YVM:
bir günün 
|
AƵYM:
büyük 
|
(10:15)

|
GL:
de ki 
|
LV:
şayet 
|
ŞEÙ:
dileseydi 
|
ELLH:
Allah 
|
ME:

|
TLVTH:
bunu okumazdım 
|
ALYKM:
size 
|
VLE:

|
ÊD̃REKM:
ve size hiç bildirmezdi 
|
BH:
bunu 
|
FGD̃:
elbette 
|
LBS̃T:
geçirdim 
|
FYKM:
sizin aranızda 
|
AMRE:
belli bir ömür 
|
MN:

|
GBLH:
daha önce 
|
ÊFLE:

|
TAGLVN:
hiç düşünmüyor musunuz? 
|
(10:16)

|
FMN:
kim olabilir? 
|
ÊƵLM:
daha zalim 
|
MMN:
kimseden 
|
EFTR:
uyduran 
|
AL:
karşı 
|
ELLH:
Allah'a 
|
KZ̃BE:
yalan 
|
ÊV:
yahut 
|
KZ̃B:
yalanlayandan 
|
B ËYETH:
O'nun ayetlerini 
|
ÎNH:
şüphesiz 
|
LE:

|
YFLḪ:
kurtuluşa eremezler 
|
ELMCRMVN:
suçlular 
|
(10:17)

|
VYABD̃VN:
ve ibadet ediyorlar 
|
MN:

|
D̃VN:
bırakıp 
|
ELLH:
Allah'ı 
|
ME:
şeylere 
|
LE:
hiç 
|
YŽRHM:
bir zararı olmayan 
|
VLE:
ve 
|
YNFAHM:
yararı olmayan 
|
VYGVLVN:
ve diyorlar ki 
|
HÙLEÙ:
bunlar 
|
ŞFAEÙNE:
bizim şefaatçilerimizdir 
|
AND̃:
katında 
|
ELLH:
Allah 
|
GL:
de ki 
|
ÊTNBÙVN:
bildiriyor musunuz? 
|
ELLH:
Allah'a 
|
BME:
bir şeyi 
|
LE:

|
YALM:
bilmediği 
|
FY:

|
ELSMEVET:
göklerde 
|
VLE:
ve 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yerde 
|
SBḪENH:
O münezzehtir 
|
VTAEL:
ve yücedir 
|
AME:

|
YŞRKVN:
ortak koştuklarından 
|
(10:18)

|
VME:
ve 
|
KEN:
değildir 
|
ELNES:
insanlar 
|
ÎLE:
ancak 
|
ÊMT:
bir ümmettir 
|
VEḪD̃T:
tek 
|
FEḢTLFVE:
sonradan ayrılığa düştüler 
|
VLVLE:
eğer olmasaydı 
|
KLMT:
bir takdir 
|
SBGT:
önceden belirlenmiş 
|
MN:

|
RBK:
Rabbin tarafından 
|
LGŽY:
kesin hüküm verilirdi 
|
BYNHM:
aralarında 
|
FYME:
şeylerde 
|
FYH:
onda 
|
YḢTLFVN:
ayrılığa düştükleri 
|
(10:19)

|
VYGVLVN:
ve diyorlar 
|
LVLE:
keşke 
|
ÊNZL:
indirilse 
|
ALYH:
ona 
|
ËYT:
bir mucize 
|
MN:

|
RBH:
Rabbinden 
|
FGL:
de ki 
|
ÎNME:
ancak 
|
ELĞYB:
gayb 
|
LLH:
Allah'ındır 
|
FENTƵRVE:
bekleyin 
|
ÎNY:
elbette ben de 
|
MAKM:
sizinle birlikte 
|
MN:

|
ELMNTƵRYN:
bekleyenlerdenim 
|
(10:20)

|
VÎZ̃E:
ve zaman 
|
ÊZ̃GNE:
tattırdığımız 
|
ELNES:
insanlara 
|
RḪMT:
genişlik 
|
MN:

|
BAD̃:
sonra 
|
ŽREÙ:
bir darlıktan 
|
MSTHM:
kendilerine dokunan 
|
ÎZ̃E:
hemen 
|
LHM:
onların vardır 
|
MKR:
hileleri 
|
FY:
hakkında 
|
ËYETNE:
ayetlerimiz 
|
GL:
de ki 
|
ELLH:
Allah 
|
ÊSRA:
daha hızlıdır 
|
MKRE:
düzen kurmada 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
RSLNE:
elçilerimiz 
|
YKTBVN:
yazmaktadırlar 
|
ME:

|
TMKRVN:
sizin hilelerinizi 
|
(10:21)

|
HV:
O'dur 
|
ELZ̃Y:

|
YSYRKM:
sizi gezdiren 
|
FY:

|
ELBR:
karada 
|
VELBḪR:
ve denizde 
|
ḪT:
hatta 
|
ÎZ̃E:
zaman 
|
KNTM:
olduğunuz 
|
FY:

|
ELFLK:
gemide 
|
VCRYN:
ve yürüttüğü (zaman) 
|
BHM:
bununla 
|
BRYḪ:
bir rüzgârın 
|
ŦYBT:
tatlı 
|
VFRḪVE:
ve neşelendikleri sırada 
|
BHE:
onların bununla 
|
CEÙTHE:
birden çıkıp 
|
RYḪ:
bir fırtına 
|
AEṦF:
sert 
|
VCEÙHM:
ve geldiğinde 
|
ELMVC:
dalgalar 
|
MN:

|
KL:
her 
|
MKEN:
yönden 
|
VƵNVE:
ve kanaat getirdiklerinde 
|
ÊNHM:
muhakkak onlar 
|
ÊḪYŦ:
kuşatıldıklarına 
|
BHM:
kendilerinin 
|
D̃AVE:
dua etmeye başlarlar 
|
ELLH:
Allah'a 
|
MḢLṦYN:
has kılarak 
|
LH:
O'na 
|
ELD̃YN:
dini 
|
LÙN:
eğer 
|
ÊNCYTNE:
bizi kurtarırsan 
|
MN:

|
HZ̃H:
bundan 
|
LNKVNN:
elbette olacağız 
|
MN:
-den 
|
ELŞEKRYN:
şükredenler- 
|
(10:22)

|
FLME:
ne zaman ki 
|
ÊNCEHM:
kurtarır onları 
|
ÎZ̃E:
hemen 
|
HM:
onlar 
|
YBĞVN:
taşkınlık etmeye başlarlar 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yeryüzünde 
|
BĞYR:

|
ELḪG:
haksız yere 
|
YE:
EY/HEY/AH 
|
ÊYHE:
SİZ! 
|
ELNES:
insanlar 
|
ÎNME:
gerçekte 
|
BĞYKM:
taşkınlığınız 
|
AL:
aleyhinize olan 
|
ÊNFSKM:
kendinizin 
|
MTEA:
geçici zevkleridir 
|
ELḪYET:
hayatının 
|
ELD̃NYE:
dünya 
|
S̃M:
sonra 
|
ÎLYNE:
bizedir 
|
MRCAKM:
dönüşünüz 
|
FNNBÙKM:
ve size bildiririz 
|
BME:
şeyi 
|
KNTM:
olduğunuz 
|
TAMLVN:
yapıyor 
|
(10:23)

|
ÎNME:
ancak 
|
MS̃L:
örneği 
|
ELḪYET:
hayatının 
|
ELD̃NYE:
dünya 
|
KMEÙ:
suya benzer 
|
ÊNZLNEH:
indirdiğimiz 
|
MN:

|
ELSMEÙ:
gökten 
|
FEḢTLŦ:
birbirine karıştığı 
|
BH:
onunla 
|
NBET:
bitkilerinin 
|
ELÊRŽ:
yeryüzü 
|
MME:
öyle ki 
|
YÊKL:
yer 
|
ELNES:
insanlar 
|
VELÊNAEM:
ve hayvanlar 
|
ḪT:
sonuçta 
|
ÎZ̃E:
sırada 
|
ÊḢZ̃T:
alıp 
|
ELÊRŽ:
yeryüzü 
|
ZḢRFHE:
güzelliğini 
|
VEZYNT:
ve süslendiği 
|
VƵN:
ve sandıkları 
|
ÊHLHE:
sahiplerinin 
|
ÊNHM:
gerçekten 
|
GED̃RVN:
kadir olduklarını 
|
ALYHE:
bunlara 
|
ÊTEHE:
gelir 
|
ÊMRNE:
emrimiz 
|
LYLE:
gece 
|
ÊV:
veya 
|
NHERE:
gündüz 
|
FCALNEHE:
böylece onları çeviririz 
|
ḪṦYD̃E:
biçilmiş hale 
|
KÊN:
gibi 
|
LM:

|
TĞN:
hiç yokmuş 
|
BELÊMS:
bir gün önce 
|
KZ̃LK:
işte böyle 
|
NFṦL:
ayrıntılı olarak açıklıyoruz 
|
EL ËYET:
ayetlerimizi 
|
LGVM:
topluluk için 
|
YTFKRVN:
düşünen 
|
(10:24)

|
VELLH:
Allah 
|
YD̃AV:
çağırır 
|
ÎL:

|
D̃ER:
yurduna 
|
ELSLEM:
esenlik 
|
VYHD̃Y:
ve iletir 
|
MN:
kimseyi 
|
YŞEÙ:
dilediği 
|
ÎL:

|
ṦREŦ:
yola 
|
MSTGYM:
doğru 
|
(10:25)

|
LLZ̃YN:
kimselere vardır 
|
ÊḪSNVE:
iyilik eden(lere) 
|
ELḪSN:
daha iyisi 
|
VZYED̃T:
ve fazlası 
|
VLE:

|
YRHG:
bürümez 
|
VCVHHM:
onların yüzlerini 
|
GTR:
karalık 
|
VLE:

|
Z̃LT:
ve aşağılık 
|
ÊVLÙK:
işte bunlar 
|
ÊṦḪEB:
ehlidirler 
|
ELCNT:
cennet 
|
HM:
onlar 
|
FYHE:
orada 
|
ḢELD̃VN:
sürekli kalıcıdırlar 
|
(10:26)

|
VELZ̃YN:
kimselere gelince 
|
KSBVE:
kazanan(lara) 
|
ELSYÙET:
kötülükler 
|
CZEÙ:
ceza verilir 
|
SYÙT:
bir kötülüğe 
|
BMS̃LHE:
aynıyla 
|
VTRHGHM:
ve bürür 
|
Z̃LT:
bir aşağılık 
|
ME:
yoktur 
|
LHM:
onlar için 
|
MN:
-tan 
|
ELLH:
Allah- 
|
MN:

|
AEṦM:
kurtaracak 
|
KÊNME:
gibidir 
|
ÊĞŞYT:
kaplanmış 
|
VCVHHM:
yüzleri 
|
GŦAE:
parçalarıyla 
|
MN:

|
ELLYL:
bir gecenin 
|
MƵLME:
kapkaranlık 
|
ÊVLÙK:
bunlar 
|
ÊṦḪEB:
ehlidirler 
|
ELNER:
cehennem 
|
HM:
onlar 
|
FYHE:
orada 
|
ḢELD̃VN:
sürekli kalıcıdırlar 
|
(10:27)

|
VYVM:
ve o gün 
|
NḪŞRHM:
onları biraraya toplarız 
|
CMYAE:
tümünü 
|
S̃M:
sonra 
|
NGVL:
deriz 
|
LLZ̃YN:
kimselere 
|
ÊŞRKVE:
ortak koşan(lara) 
|
MKENKM:
(haydi) yerlerinize! 
|
ÊNTM:
siz 
|
VŞRKEÙKM:
ve ortak koştuklarınız 
|
FZYLNE:
böylece ayırırız 
|
BYNHM:
onları birbirlerinden 
|
VGEL:
ve (şöyle) derler 
|
ŞRKEÙHM:
koştukları ortaklar 
|
ME:

|
KNTM:
siz değildiniz 
|
ÎYENE:
bize 
|
TABD̃VN:
ibadet ediyor 
|
(10:28)

|
FKF:
şimdi yeter 
|
BELLH:
Allah 
|
ŞHYD̃E:
şahit olarak 
|
BYNNE:
aramızda 
|
VBYNKM:
ve sizin aranızda 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
KNE:
biz idik 
|
AN:
-dan 
|
ABED̃TKM:
sizin tapınmanız- 
|
LĞEFLYN:
habersiz 
|
(10:29)

|
HNELK:
işte orada 
|
TBLV:
hesabını verir 
|
KL:
her 
|
NFS:
can 
|
ME:

|
ÊSLFT:
önceden işlemiş olduğunun 
|
VRD̃VE:
ve döndürülmüşlerdir 
|
ÎL:

|
ELLH:
Allah'a 
|
MVLEHM:
mevlaları olan 
|
ELḪG:
gerçek 
|
VŽL:
ve kaybolmuştur 
|
ANHM:
kendilerinden 
|
ME:
şeyler ise 
|
KENVE:
oldukları 
|
YFTRVN:
uyduruyor(lar) 
|
(10:30)

|
GL:
de ki 
|
MN:
kimdir? 
|
YRZGKM:
sizi rızıklandıran 
|
MN:

|
ELSMEÙ:
gökten 
|
VELÊRŽ:
ve yerden 
|
ÊMN:
yahut kimdir? 
|
YMLK:
sahip olan 
|
ELSMA:
kulaklara 
|
VELÊBṦER:
ve gözlere 
|
VMN:
ve kimdir? 
|
YḢRC:
çıkaran 
|
ELḪY:
diriyi 
|
MN:
-den 
|
ELMYT:
ölü- 
|
VYḢRC:
ve çıkaran 
|
ELMYT:
ölüyü 
|
MN:
-den 
|
ELḪY:
diri- 
|
VMN:
ve kimdir? 
|
YD̃BR:
düzene koyan 
|
ELÊMR:
işleri 
|
FSYGVLVN:
diyecekler 
|
ELLH:
Allah 
|
FGL:
de ki 
|
ÊFLE:
öyleyse 
|
TTGVN:
sakınmıyor musunuz? 
|
(10:31)

|
FZ̃LKM:
işte budur 
|
ELLH:
Allah 
|
RBKM:
sizin Rabbiniz olan 
|
ELḪG:
gerçek 
|
FMEZ̃E:
ne vardır? 
|
BAD̃:
dışında 
|
ELḪG:
gerçeğin 
|
ÎLE:
başka 
|
ELŽLEL:
sapıklıktan 
|
FÊN:
öyleyse nasıl? 
|
TṦRFVN:
döndürülüyorsunuz 
|
(10:32)

|
KZ̃LK:
böylece 
|
ḪGT:
gerçekleşmiş oldu 
|
KLMT:
sözü 
|
RBK:
Rabbinin 
|
AL:
hakkındaki 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
FSGVE:
yoldan çıkmış(lar) 
|
ÊNHM:
onlar 
|
LE:

|
YÙMNVN:
iman etmezler 
|
(10:33)

|
GL:
de ki 
|
HL:
var mıdır? 
|
MN:

|
ŞRKEÙKM:
sizin ortak koştuklarınızdan 
|
MN:
bir kimse 
|
YBD̃Ê:
ilk kez gerçekleştirip 
|
ELḢLG:
yaratma işini 
|
S̃M:
sonra 
|
YAYD̃H:
yeniden diriltecek 
|
GL:
de ki 
|
ELLH:
Allah 
|
YBD̃Ê:
ilk kez gerçekleştirip 
|
ELḢLG:
yaratma işini 
|
S̃M:
sonra 
|
YAYD̃H:
yeniden diriltir 
|
FÊN:
artık nasıl? 
|
TÙFKVN:
çevriliyorsunuz 
|
(10:34)

|
GL:
de ki 
|
HL:
var mıdır? 
|
MN:
-dan 
|
ŞRKEÙKM:
sizin ortak koştuklarınız- 
|
MN:
bir kimse 
|
YHD̃Y:
iletecek 
|
ÎL:

|
ELḪG:
hakka 
|
GL:
de ki 
|
ELLH:
Allah 
|
YHD̃Y:
iletir 
|
LLḪG:
hakka 
|
ÊFMN:
kimse mi? 
|
YHD̃Y:
ileten 
|
ÎL:

|
ELḪG:
hakka 
|
ÊḪG:
daha lâyıktır 
|
ÊN:

|
YTBA:
uyulmaya 
|
ÊMN:
yoksa kimse mi? 
|
LE:

|
YHD̃Y:
doğru yolu bulamayan 
|
ÎLE:
dışında 
|
ÊN:

|
YHD̃:
kendisi yöneltilmesi 
|
FME:
ne oluyor 
|
LKM:
size 
|
KYF:
nasıl 
|
TḪKMVN:
hüküm veriyorsunuz 
|
(10:35)

|
VME:
ve 
|
YTBA:
uymamaktadır 
|
ÊKS̃RHM:
onların çoğu 
|
ÎLE:
başkasına 
|
ƵNE:
zandan 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELƵN:
zan ise 
|
LE:

|
YĞNY:
kazandırmaz 
|
MN:

|
ELḪG:
gerçek açısından 
|
ŞYÙE:
bir şey 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELLH:
Allah 
|
ALYM:
bilmektedir 
|
BME:
şeyleri 
|
YFALVN:
onların yaptıkları 
|
(10:36)

|
VME:
ve 
|
KEN:
değildir 
|
HZ̃E:
bu 
|
ELGR ËN:
Kur'an 
|
ÊN:

|
YFTR:
uydurulmuş 
|
MN:

|
D̃VN:
başkası tarafından 
|
ELLH:
Allah'tandır 
|
VLKN:
ve ancak 
|
TṦD̃YG:
doğrulayıcıdır 
|
ELZ̃Y:

|
BYN:
arasındakini 
|
YD̃YH:
iki eli 
|
VTFṦYL:
ve açıklayıcıdır 
|
ELKTEB:
Kitab'ı 
|
LE:

|
RYB:
şüphe yoktur 
|
FYH:
onda 
|
MN:

|
RB:
Rabbi'ndendir 
|
ELAELMYN:
alemlerin 
|
(10:37)

|
ÊM:
yoksa 
|
YGVLVN:
diyorlar 
|
EFTREH:
O'nu kendisi uydurdu 
|
GL:
de ki 
|
FÊTVE:
getirin 
|
BSVRT:
bir sure 
|
MS̃LH:
onun benzeri 
|
VED̃AVE:
ve çağırın 
|
MN:

|
ESTŦATM:
gücünüz yeteni 
|
MN:

|
D̃VN:
başka 
|
ELLH:
Allah'tan 
|
ÎN:
eğer 
|
KNTM:
iseniz 
|
ṦED̃GYN:
doğru sözlü 
|
(10:38)

|
BL:
hayır 
|
KZ̃BVE:
yalanladılar 
|
BME:
şeyi 
|
LM:

|
YḪYŦVE:
kavrayamadıkları 
|
BALMH:
ilmini 
|
VLME:
ve 
|
YÊTHM:
kendilerine gelmeyen 
|
TÊVYLH:
yorumu 
|
KZ̃LK:
böyle 
|
KZ̃B:
yalanlamışlardı 
|
ELZ̃YN:
kimseler de 
|
MN:

|
GBLHM:
onlardan önceki(ler) 
|
FENƵR:
bir bak 
|
KYF:
nasıl 
|
KEN:
olduğuna 
|
AEGBT:
sonlarının 
|
ELƵELMYN:
zalimlerin 
|
(10:39)

|
VMNHM:
ve içlerinde vardır 
|
MN:
kimse 
|
YÙMN:
iman eden 
|
BH:
ona 
|
VMNHM:
ve içlerinde vardır 
|
MN:
kimse 
|
LE:

|
YÙMN:
iman etmeyen de 
|
BH:
ona 
|
VRBK:
ve Rabbin 
|
ÊALM:
daha iyi bilir 
|
BELMFSD̃YN:
bozguncuları 
|
(10:40)

|
VÎN:
ve eğer 
|
KZ̃BVK:
seni yalanlarlarsa 
|
FGL:
de ki 
|
LY:
banadır 
|
AMLY:
benim yaptığım 
|
VLKM:
ve sizedir 
|
AMLKM:
sizin yaptığınız 
|
ÊNTM:
siz 
|
BRYÙVN:
uzaksınız 
|
MME:
-dan 
|
ÊAML:
benim yaptığım- 
|
VÊNE:
ve ben de 
|
BRYÙ:
uzağım 
|
MME:
-dan 
|
TAMLVN:
sizin yaptıklarınız- 
|
(10:41)

|
VMNHM:
içlerinde vardır 
|
MN:
kimseler 
|
YSTMAVN:
dinleyenler 
|
ÎLYK:
seni 
|
ÊFÊNT:
sen 
|
TSMA:
duyurabilecek misin? 
|
ELṦM:
sağırlara 
|
VLV:
üstelik 
|
KENVE:

|
LE:

|
YAGLVN:
akıl etmiyorlarsa 
|
(10:42)

|
VMNHM:
ve onlardan vardır 
|
MN:
kimseler 
|
YNƵR:
bakan(lar) 
|
ÎLYK:
sana 
|
ÊFÊNT:
sen 
|
THD̃Y:
doğru yola iletebilecek misin? 
|
ELAMY:
körleri 
|
VLV:
ve eğer 
|
KENVE:

|
LE:

|
YBṦRVN:
görmüyorlarsa 
|
(10:43)

|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELLH:
Allah 
|
LE:

|
YƵLM:
haksızlık etmez 
|
ELNES:
insanlara 
|
ŞYÙE:
hiçbir 
|
VLKN:
ancak 
|
ELNES:
insanlar 
|
ÊNFSHM:
kendi kendilerine 
|
YƵLMVN:
haksızlık ederler 
|
(10:44)

|
VYVM:
ve gün 
|
YḪŞRHM:
onları toplayacağımız 
|
KÊN:
sanki gibi 
|
LM:

|
YLBS̃VE:
kalmamışlar 
|
ÎLE:
bile 
|
SEAT:
bir anı kadar 
|
MN:
-den 
|
ELNHER:
gündüz- 
|
YTAERFVN:
tanışırlar 
|
BYNHM:
kendi aralarında 
|
GD̃:
muhakkak 
|
ḢSR:
zarara uğramışlardır 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
KZ̃BVE:
yalanlayan(lar) 
|
BLGEÙ:
kavuşmayı 
|
ELLH:
Allah'a 
|
VME:
ve 
|
KENVE:

|
MHTD̃YN:
doğru yola girmeyenler 
|
(10:45)

|
VÎME:
veya 
|
NRYNK:
sana göstersek 
|
BAŽ:
bir kısmını 
|
ELZ̃Y:

|
NAD̃HM:
onlara vaadettiklerimizin 
|
ÊV:
ya da 
|
NTVFYNK:
seni vefat ettirsek 
|
FÎLYNE:
sonuçta bizedir 
|
MRCAHM:
onların dönüşü 
|
S̃M:
sonra 
|
ELLH:
Allah 
|
ŞHYD̃:
şahittir 
|
AL:
üzerine 
|
ME:
şey 
|
YFALVN:
onların yaptıkları 
|
(10:46)

|
VLKL:
ve hepsi için vardır 
|
ÊMT:
ümmetin 
|
RSVL:
bir peygamberi 
|
FÎZ̃E:
ne zaman ki 
|
CEÙ:
geldiğinde 
|
RSVLHM:
Peygamberleri 
|
GŽY:
hükmedilir 
|
BYNHM:
aralarında 
|
BELGSŦ:
adaletle 
|
VHM:
ve onlar 
|
LE:

|
YƵLMVN:
haksızlığa uğratılmazlar 
|
(10:47)

|
VYGVLVN:
ve diyorlar ki 
|
MT:
ne zamandır? 
|
HZ̃E:
bu 
|
ELVAD̃:
vaad edilen 
|
ÎN:
eğer 
|
KNTM:
iseniz 
|
ṦED̃GYN:
doğru sözlü 
|
(10:48)

|
GL:
de ki 
|
LE:

|
ÊMLK:
ben dokunduramam 
|
LNFSY:
kendime 
|
ŽRE:
bir zarar 
|
VLE:
veya 
|
NFAE:
yarar 
|
ÎLE:
başka 
|
ME:

|
ŞEÙ:
dilediğinden 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
LKL:
hepsi için vardır 
|
ÊMT:
ümmetin 
|
ÊCL:
bir eceli 
|
ÎZ̃E:
zaman 
|
CEÙ:
geldiği 
|
ÊCLHM:
ecelleri 
|
FLE:
ne 
|
YSTÊḢRVN:
öne alınırlar 
|
SEAT:
bir saat 
|
VLE:
ne de 
|
YSTGD̃MVN:
geriye bırakılırlar 
|
(10:49)

|
GL:
de ki 
|
ÊRÊYTM:
söyleyin bakalım 
|
ÎN:
eğer 
|
ÊTEKM:
size gelirse 
|
AZ̃EBH:
O'nun azabı 
|
BYETE:
gece vakti 
|
ÊV:
veya 
|
NHERE:
gündüz 
|
MEZ̃E:
ne diye 
|
YSTACL:
acele ediyorlar 
|
MNH:
bunda 
|
ELMCRMVN:
suçlular 
|
(10:50)

|
ÊS̃M:
(ondan) sonra mı? 
|
ÎZ̃E:
zaman ki 
|
ME:
ne 
|
VGA:
gerçekleşti 
|
ËMNTM:
inanacaksınız 
|
BH:
ona 
|
ËL ËN:
şimdi mi? 
|
VGD̃:
elbette 
|
KNTM:
siz 
|
BH:
onu 
|
TSTACLVN:
acele istiyordunuz 
|
(10:51)

|
S̃M:
sonra 
|
GYL:
denilir 
|
LLZ̃YN:
kimselere 
|
ƵLMVE:
zulmeden(lere) 
|
Z̃VGVE:
tadın 
|
AZ̃EB:
azabı 
|
ELḢLD̃:
sonsuz 
|
HL:
musunuz? 
|
TCZVN:
cezalandırılıyor 
|
ÎLE:
başkasıyla 
|
BME:

|
KNTM:
olduklarınızdan 
|
TKSBVN:
kazanıyor(lar) 
|
(10:52)

|
VYSTNBÙVNK:
senden soruyorlar 
|
ÊḪG:
gerçek mi? 
|
HV:
O 
|
GL:
de ki 
|
ÎY:
evet 
|
VRBY:
Rabbime yemin ederim ki 
|
ÎNH:
şüphesiz o 
|
LḪG:
gerçektir 
|
VME:
ve değil(siniz) 
|
ÊNTM:
siz 
|
BMACZYN:
aciz bırakacak 
|
(10:53)

|
VLV:
ve şayet 
|
ÊN:
şüphesiz 
|
LKL:
her 
|
NFS:
nefis 
|
ƵLMT:
zulmeden 
|
ME:
ne varsa 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yeryüzünde 
|
LEFTD̃T:
fidye olarak verirdi 
|
BH:
onu 
|
VÊSRVE:
ve açığa vururlar 
|
ELND̃EMT:
pişmanlıklarını 
|
LME:
zaman 
|
RÊVE:
gördükleri 
|
ELAZ̃EB:
azabı 
|
VGŽY:
ve hüküm verilir 
|
BYNHM:
aralarında 
|
BELGSŦ:
adaletle 
|
VHM:
ve onlar 
|
LE:

|
YƵLMVN:
haksızlığa uğratılmazlar 
|
(10:54)

|
ÊLE:
iyi bilin ki 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
LLH:
Allah'ındır 
|
ME:
olanların tümü 
|
FY:

|
ELSMEVET:
göklerde 
|
VELÊRŽ:
ve yerde 
|
ÊLE:
İyi bilin ki 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
VAD̃:
vaadettiği 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
ḪG:
gerçektir 
|
VLKN:
ancak 
|
ÊKS̃RHM:
onların çoğu 
|
LE:

|
YALMVN:
bilmiyorlar 
|
(10:55)

|
HV:
O 
|
YḪYY:
diriltir 
|
VYMYT:
ve öldürür 
|
VÎLYH:
ve O'na 
|
TRCAVN:
döndürülürsünüz 
|
(10:56)

|
YE:
EY/HEY/AH 
|
ÊYHE:
SİZ! 
|
ELNES:
insanlar 
|
GD̃:
muhakkak 
|
CEÙTKM:
size gelmiştir 
|
MVAƵT:
bir öğüt 
|
MN:

|
RBKM:
Rabbinizden 
|
VŞFEÙ:
ve bir şifa 
|
LME:
olanlar için 
|
FY:

|
ELṦD̃VR:
gönüllerde 
|
VHD̃:
ve bir hidayet 
|
VRḪMT:
ve rahmet 
|
LLMÙMNYN:
mü'minler için 
|
(10:57)

|
GL:
de ki 
|
BFŽL:
lütfuyla 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
VBRḪMTH:
ve rahmetiyle 
|
FBZ̃LK:
işte bununla 
|
FLYFRḪVE:
sevinsinler 
|
HV:
bu 
|
ḢYR:
hayırlıdır 
|
MME:
şeylerden 
|
YCMAVN:
biriktirdikleri 
|
(10:58)

|
GL:
de ki 
|
ÊRÊYTM:
görmüyor musunuz? 
|
ME:

|
ÊNZL:
indirdiğini 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
LKM:
size 
|
MN:
-tan 
|
RZG:
rızık- 
|
FCALTM:
ve sizin kıldığınızı 
|
MNH:
ondan 
|
ḪREME:
(bir kısmını) haram 
|
VḪLELE:
(bir kısmını) helal 
|
GL:
de ki 
|
ËLLH:
Allah mı? 
|
ÊZ̃N:
izin verdi 
|
LKM:
size 
|
ÊM:
yoksa 
|
AL:
karşı 
|
ELLH:
Allah'a 
|
TFTRVN:
iftira (mı) ediyorsunuz 
|
(10:59)

|
VME:
ve nedir? 
|
ƵN:
zanları 
|
ELZ̃YN:
kimselerin 
|
YFTRVN:
uyduranların 
|
AL:
karşı 
|
ELLH:
Allah'a 
|
ELKZ̃B:
yalan 
|
YVM:
günü (hakkında) 
|
ELGYEMT:
kıyamet 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELLH:
Allah 
|
LZ̃V:
sahibidir 
|
FŽL:
lütuf 
|
AL:
karşı 
|
ELNES:
insanlara 
|
VLKN:
ve ancak 
|
ÊKS̃RHM:
onların çoğu 
|
LE:

|
YŞKRVN:
şükretmezler 
|
(10:60)

|
VME:
ve ne 
|
TKVN:
olsanız 
|
FY:

|
ŞÊN:
durumda 
|
VME:
ve ne 
|
TTLV:
okusanız 
|
MNH:
onun hakkında 
|
MN:
-dan 
|
GR ËN:
Kur'an- 
|
VLE:
ne ne 
|
TAMLVN:
yapsanız 
|
MN:
-lardan 
|
AML:
yapılacak- 
|
ÎLE:
ancak 
|
KNE:
biz 
|
ALYKM:
sizin üzerinize 
|
ŞHVD̃E:
şahidiz 
|
ÎZ̃:
zaman 
|
TFYŽVN:
siz daldığınız 
|
FYH:
ona 
|
VME:
değildir 
|
YAZB:
gizli 
|
AN:
-den 
|
RBK:
Rabbin- 
|
MN:
(bir şey) 
|
MS̃GEL:
ağırlığınca 
|
Z̃RT:
zerre 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yerde 
|
VLE:
ne de 
|
FY:

|
ELSMEÙ:
gökte 
|
VLE:
ne de 
|
ÊṦĞR:
daha küçüğü 
|
MN:

|
Z̃LK:
bundan 
|
VLE:
ve ne de 
|
ÊKBR:
daha büyüğü 
|
ÎLE:
ancak 
|
FY:

|
KTEB:
kitaptadır 
|
MBYN:
apaçık 
|
(10:61)

|
ÊLE:
iyi bilin ki 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ÊVLYEÙ:
dostları için 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
LE:
yoktur 
|
ḢVF:
korku 
|
ALYHM:
onlara 
|
VLE:
ve 
|
HM:
onlar 
|
YḪZNVN:
üzülmeyeceklerdir 
|
(10:62)

|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
ËMNVE:
onlar iman eden 
|
VKENVE:
ve 
|
YTGVN:
sakınanlar 
|
(10:63)

|
LHM:
onlar için vardır 
|
ELBŞR:
müjdeler 
|
FY:

|
ELḪYET:
hayatında 
|
ELD̃NYE:
dünya 
|
VFY:
ve 
|
EL ËḢRT:
ahirette 
|
LE:
olmaz 
|
TBD̃YL:
değişme 
|
LKLMET:
sözlerinde 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
Z̃LK:
işte 
|
HV:
bu 
|
ELFVZ:
kurtuluştur 
|
ELAƵYM:
büyük 
|
(10:64)

|
VLE:

|
YḪZNK:
seni üzmesin 
|
GVLHM:
onların sözleri 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELAZT:
yücelik 
|
LLH:
Allah'ındır 
|
CMYAE:
tamamen 
|
HV:
O 
|
ELSMYA:
duyandır 
|
ELALYM:
bilendir 
|
(10:65)

|
ÊLE:
iyi bilin ki 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
LLH:
Allah'ındır 
|
MN:
kim varsa 
|
FY:

|
ELSMEVET:
göklerde 
|
VMN:
ve kim varsa 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yerde 
|
VME:
ve 
|
YTBA:
uymuyorlar 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
YD̃AVN:
tapınan(lar) 
|
MN:

|
D̃VN:
başkalarına 
|
ELLH:
Allah'tan 
|
ŞRKEÙ:
ortak koştuklarına 
|
ÎN:
ancak 
|
YTBAVN:
onlar uyuyorlar 
|
ÎLE:
sadece 
|
ELƵN:
zanna 
|
VÎN:
ve 
|
HM:
onlar 
|
ÎLE:
sadece 
|
YḢRṦVN:
saçmalıyorlar 
|
(10:66)

|
HV:
O'dur 
|
ELZ̃Y:
o ki 
|
CAL:
yaratan 
|
LKM:
sizin için 
|
ELLYL:
geceyi 
|
LTSKNVE:
dinlenmeniz için 
|
FYH:
onda 
|
VELNHER:
ve gündüzü 
|
MBṦRE:
aydınlatıcı olarak 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
FY:

|
Z̃LK:
bunda 
|
L ËYET:
ayetler vardır 
|
LGVM:
bir topluluk için 
|
YSMAVN:
duyan 
|
(10:67)

|
GELVE:
dediler 
|
ETḢZ̃:
edindi 
|
ELLH:
Allah 
|
VLD̃E:
çocuk 
|
SBḪENH:
O bundan münezzehtir 
|
HV:
O 
|
ELĞNY:
hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır 
|
LH:
O'nundur 
|
ME:
ne varsa 
|
FY:

|
ELSMEVET:
göklerde 
|
VME:
ve ne varsa 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yerde 
|
ÎN:
yoktur 
|
AND̃KM:
sizin 
|
MN:
hiçbir 
|
SLŦEN:
deliliniz 
|
BHZ̃E:
bu konuda 
|
ÊTGVLVN:
söylüyor musunuz? 
|
AL:
hakkında 
|
ELLH:
Allah 
|
ME:
şeyi 
|
LE:

|
TALMVN:
bilmediğiniz 
|
(10:68)

|
GL:
de ki 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
YFTRVN:
uyduran(lar) 
|
AL:
hakkında 
|
ELLH:
Allah 
|
ELKZ̃B:
yalan 
|
LE:

|
YFLḪVN:
kurtuluşa eremezler 
|
(10:69)

|
MTEA:
bir geçim sürerler 
|
FY:

|
ELD̃NYE:
dünyada 
|
S̃M:
sonra 
|
ÎLYNE:
bizedir 
|
MRCAHM:
dönüşleri 
|
S̃M:
sonra 
|
NZ̃YGHM:
tattırırız 
|
ELAZ̃EB:
azabı 
|
ELŞD̃YD̃:
şiddetli 
|
BME:
dolayı 
|
KENVE:
olmalarından 
|
YKFRVN:
inkâr ediyor(lar) 
|
(10:70)

|
VETL:
oku 
|
ALYHM:
onlara 
|
NBÊ:
kıssasını 
|
NVḪ:
Nuh'un 
|
ÎZ̃:
hani 
|
GEL:
şöyle söylemişti 
|
LGVMH:
kavmine 
|
YE:
EY/HEY/AH 
|
GVM:
kavmim 
|
ÎN:
eğer 
|
KEN:
ise 
|
KBR:
ağır 
|
ALYKM:
size 
|
MGEMY:
aranızda durmam 
|
VTZ̃KYRY:
ve size hatırlatmam 
|
B ËYET:
ayetlerini 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
FAL:
bilin ki 
|
ELLH:
Allah'a 
|
TVKLT:
güvendim 
|
FÊCMAVE:
siz de toplanın 
|
ÊMRKM:
işiniz hakkında 
|
VŞRKEÙKM:
ortaklarınızla 
|
S̃M:
sonra 
|
LE:

|
YKN:
olmasın 
|
ÊMRKM:
işiniz 
|
ALYKM:
kendi aranızda 
|
ĞMT:
bir dert 
|
S̃M:
sonra 
|
EGŽVE:
uygulayın 
|
ÎLY:
bana karşı 
|
VLE:
ve 
|
TNƵRVN:
bana mühlet vermeyin 
|
(10:71)

|
FÎN:
eğer 
|
TVLYTM:
yüz çevirirseniz 
|
FME:

|
SÊLTKM:
sizden istemiş değilim 
|
MN:
hiç bir 
|
ÊCR:
ücret 
|
ÎN:

|
ÊCRY:
benim ecrim 
|
ÎLE:
ancak 
|
AL:
aittir 
|
ELLH:
Allah'a 
|
VÊMRT:
ve ben emrolundum 
|
ÊN:

|
ÊKVN:
olmakla 
|
MN:
-dan 
|
ELMSLMYN:
Müslümanlar- 
|
(10:72)

|
FKZ̃BVH:
yine de onu yalanladılar 
|
FNCYNEH:
ancak biz onu kurtardık 
|
VMN:
ve olanları 
|
MAH:
onunla beraber 
|
FY:

|
ELFLK:
gemide 
|
VCALNEHM:
ve onları yaptık 
|
ḢLEÙF:
halifeler 
|
VÊĞRGNE:
ve suda boğduk 
|
ELZ̃YN:
kimseleri 
|
KZ̃BVE:
yalanlayan(ları) 
|
B ËYETNE:
ayetlerimizi 
|
FENƵR:
bir bak 
|
KYF:
nasıl 
|
KEN:
olduğuna 
|
AEGBT:
sonlarının 
|
ELMNZ̃RYN:
uyarılanların 
|
(10:73)

|
S̃M:
sonra 
|
BAS̃NE:
gönderdik 
|
MN:

|
BAD̃H:
onun ardından 
|
RSLE:
peygamberleri 
|
ÎL:

|
GVMHM:
kavimlerine 
|
FCEÙVHM:
getirdiler 
|
BELBYNET:
açık belgeler 
|
FME:
ancak 
|
KENVE:
onlar 
|
LYÙMNVE:
inanmadılar 
|
BME:
şeylere 
|
KZ̃BVE:
yalanladıkları 
|
BH:
onu 
|
MN:

|
GBL:
daha önce 
|
KZ̃LK:
işte böyle 
|
NŦBA:
mühürleriz 
|
AL:
üzerini 
|
GLVB:
kalpleri 
|
ELMATD̃YN:
aşırı gidenlerin 
|
(10:74)

|
S̃M:
sonra 
|
BAS̃NE:
gönderdik 
|
MN:

|
BAD̃HM:
onların ardından 
|
MVS:
Musa'yı 
|
VHERVN:
ve Harun'u 
|
ÎL:

|
FRAVN:
Firavuna 
|
VMLÙH:
ve onun ileri gelenlerine 
|
B ËYETNE:
ayetlerimizle 
|
FESTKBRVE:
ancak onlar büyüklendiler 
|
VKENVE:
ve oldular 
|
GVME:
bir topluluk 
|
MCRMYN:
suçlu 
|
(10:75)

|
FLME:
ne zaman ki 
|
CEÙHM:
onlara gelince 
|
ELḪG:
gerçek 
|
MN:

|
AND̃NE:
katımızdan 
|
GELVE:
dediler 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
HZ̃E:
bu 
|
LSḪR:
bir sihirdir 
|
MBYN:
apaçık 
|
(10:76)

|
GEL:
dedi 
|
MVS:
Musa 
|
ÊTGVLVN:
böyle mi diyorsunuz? 
|
LLḪG:
gerçek 
|
LME:
zaman 
|
CEÙKM:
size geldiği 
|
ÊSḪR:
sihir midir? 
|
HZ̃E:
bu 
|
VLE:
ve 
|
YFLḪ:
kurtuluşa ermezler 
|
ELSEḪRVN:
sihirbazlar 
|
(10:77)

|
GELVE:
dediler 
|
ÊCÙTNE:
mi geldiniz? 
|
LTLFTNE:
bizi çevirmek için 
|
AME:
(yol)dan 
|
VCD̃NE:
bulduğumuz 
|
ALYH:
üzerinde 
|
ËBEÙNE:
atalarımızı 
|
VTKVN:
ve olması 
|
LKME:
ikiniz için 
|
ELKBRYEÙ:
büyüklüğün 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yeryüzünde 
|
VME:
(fakat) değiliz 
|
NḪN:
biz 
|
LKME:
size 
|
BMÙMNYN:
iman edecek 
|
(10:78)

|
VGEL:
ve dedi ki 
|
FRAVN:
Firavun 
|
EÙTVNY:
bana getirin 
|
BKL:
bütün 
|
SEḪR:
sihirbazları 
|
ALYM:
bilgin 
|
(10:79)

|
FLME:
ne zaman ki 
|
CEÙ:
gelince 
|
ELSḪRT:
Sihirbazlar 
|
GEL:
dedi 
|
LHM:
onlara 
|
MVS:
Musa 
|
ÊLGVE:
atın 
|
ME:
şeyleri 
|
ÊNTM:
siz 
|
MLGVN:
atacağınız 
|
(10:80)

|
FLME:
zaman 
|
ÊLGVE:
attıkları 
|
GEL:
dedi ki 
|
MVS:
Musa 
|
ME:
şeyler 
|
CÙTM:
sizin getirdiğiniz 
|
BH:
(onunla) 
|
ELSḪR:
sihirdir 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELLH:
Allah 
|
SYBŦLH:
onu boşa çıkaracaktır 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELLH:
Allah 
|
LE:

|
YṦLḪ:
düzeltmez 
|
AML:
işlerini 
|
ELMFSD̃YN:
bozguncuların 
|
(10:81)

|
VYḪG:
ortaya çıkarır 
|
ELLH:
Allah 
|
ELḪG:
hakkı 
|
BKLMETH:
sözleriyle 
|
VLV:
şayet 
|
KRH:
hoşlanmasalar da 
|
ELMCRMVN:
suçlular 
|
(10:82)

|
FME:
olmadı 
|
ËMN:
iman eden 
|
LMVS:
Musa'ya 
|
ÎLE:
başka 
|
Z̃RYT:
bir genç takımdan 
|
MN:
-nden 
|
GVMH:
kavmi- 
|
AL:

|
ḢVF:
korkusuyla 
|
MN:
-dan 
|
FRAVN:
Firavun- 
|
VMLÙHM:
ve adamlarının 
|
ÊN:

|
YFTNHM:
kötülük etmeleri 
|
VÎN:
ve şüphesiz 
|
FRAVN:
Firavun 
|
LAEL:
iyice büyüklenmişti 
|
FY:

|
ELÊRŽ:
yeryüzünde 
|
VÎNH:
ve şüphesiz o 
|
LMN:
kimselerdendi 
|
ELMSRFYN:
çok aşırı giden 
|
(10:83)

|
VGEL:
ve dedi ki 
|
MVS:
Musa 
|
YE:
EY/HEY/AH 
|
GVM:
kavmim 
|
ÎN:
eğer 
|
KNTM:
siz 
|
ËMNTM:
iman ettiyseniz 
|
BELLH:
Allah'a 
|
FALYH:
O'na 
|
TVKLVE:
güvenin 
|
ÎN:
eğer 
|
KNTM:
siz 
|
MSLMYN:
teslim olduysanız 
|
(10:84)

|
FGELVE:
onlar da dediler ki 
|
AL:

|
ELLH:
Allah'a 
|
TVKLNE:
güvendik 
|
RBNE:
Rabbimiz 
|
LE:

|
TCALNE:
bizi kılma 
|
FTNT:
bir fitne 
|
LLGVM:
topluluğu için 
|
ELƵELMYN:
zalimler 
|
(10:85)

|
VNCNE:
ve bizi kurtar 
|
BRḪMTK:
rahmetinle 
|
MN:
-ndan 
|
ELGVM:
topluluğu- 
|
ELKEFRYN:
kâfirler 
|
(10:86)

|
VÊVḪYNE:
ve vahyettik 
|
ÎL:

|
MVS:
Musa'ya 
|
VÊḢYH:
ve kardeşine 
|
ÊN:
diye 
|
TBV Ë:
hazırlayın 
|
LGVMKME:
kavminiz için 
|
BMṦR:
sırlanmış/pürüssüz 
|
BYVTE:
yapılar 
|
VECALVE:
ve kıldı 
|
BYVTKM:
yapılarınızı 
|
GBLT:
kıble 
|
VÊGYMVE:
ve doğrulun 
|
ELṦLET:
SaLâTe/desteğe 
|
VBŞR:
ve müjdele 
|
ELMÙMNYN:
Mü'minleri 
|
(10:87)

|
VGEL:
ve dedi ki 
|
MVS:
Musa 
|
RBNE:
Rabbimiz 
|
ÎNK:
şüphesiz sen 
|
ËTYT:
verdin 
|
FRAVN:
Firavun'a 
|
VMLÊH:
ve adamlarına 
|
ZYNT:
süs(ler) 
|
VÊMVELE:
ve mallar 
|
FY:

|
ELḪYET:
hayatında 
|
ELD̃NYE:
dünya 
|
RBNE:
Rabbimiz 
|
LYŽLVE:
saptırmaları için mi? 
|
AN:
-dan 
|
SBYLK:
senin yolun- 
|
RBNE:
Rabbimiz 
|
EŦMS:
yok et 
|
AL:

|
ÊMVELHM:
onların mallarını 
|
VEŞD̃D̃:
ve bağla 
|
AL:
üzerini 
|
GLVBHM:
kalplerinin 
|
FLE:

|
YÙMNVE:
(ki) iman etmesinler 
|
ḪT:
kadar 
|
YRVE:
görünceye 
|
ELAZ̃EB:
azabı 
|
ELÊLYM:
acıklı 
|
(10:88)

|
GEL:
(Allah) dedi ki 
|
GD̃:
muhakkak 
|
ÊCYBT:
kabul edildi 
|
D̃AVTKME:
duanız 
|
FESTGYME:
doğru yolda devam edin 
|
VLE:
ve 
|
TTBAEN:
uymayın 
|
SBYL:
yollarına 
|
ELZ̃YN:
kimselerin 
|
LE:

|
YALMVN:
bilmeyen(lerin) 
|
(10:89)

|
VCEVZNE:
ve geçirdik 
|
BBNY:
oğullarını 
|
ÎSREÙYL:
İsrail 
|
ELBḪR:
denizden 
|
FÊTBAHM:
onların peşlerine düştüler 
|
FRAVN:
Firavun 
|
VCNVD̃H:
ve askerleri de 
|
BĞYE:
taşkınlıkla 
|
VAD̃VE:
ve düşmanlıkla 
|
ḪT:
sonunda 
|
ÎZ̃E:
zaman 
|
ÊD̃RKH:
onu yakaladığı 
|
ELĞRG:
boğulma 
|
GEL:
dedi 
|
ËMNT:
iman ettim 
|
ÊNH:
elbette 
|
LE:
olmadığına 
|
ÎLH:
ilah 
|
ÎLE:
başka 
|
ELZ̃Y:
kimseden 
|
ËMNT:
iman ettiği 
|
BH:
kendisine 
|
BNV:
oğullarının 
|
ÎSREÙYL:
İsrail 
|
VÊNE:
ve ben de 
|
MN:

|
ELMSLMYN:
Müslümanlardanım 
|
(10:90)

|
ËL ËN:
şimdi mi? 
|
VGD̃:
oysa 
|
AṦYT:
isyan etmiştin 
|
GBL:
daha önce 
|
VKNT:
ve olmuştun 
|
MN:
-dan 
|
ELMFSD̃YN:
bozguncular- 
|
(10:91)

|
FELYVM:
bugün 
|
NNCYK:
kurtaracağız 
|
BBD̃NK:
senin bedenini 
|
LTKVN:
olman için 
|
LMN:
kimseler için 
|
ḢLFK:
kendinden sonraki 
|
ËYT:
bir ibret 
|
VÎN:
gerçekte ise 
|
KS̃YRE:
çoğu 
|
MN:
-dan 
|
ELNES:
insanlar- 
|
AN:
-den 
|
ËYETNE:
ayetlerimiz- 
|
LĞEFLVN:
habersizdirler 
|
(10:92)

|
VLGD̃:
andolsun 
|
BVÊNE:
yerleştirdik 
|
BNY:
oğullarını 
|
ÎSREÙYL:
İsrail 
|
MBVÊ:
bir yere 
|
ṦD̃G:
iyi 
|
VRZGNEHM:
ve onları rızıklandırdık 
|
MN:

|
ELŦYBET:
temiz şeylerle 
|
FME:

|
EḢTLFVE:
ayrılığa düşmediler 
|
ḪT:
kadar 
|
CEÙHM:
kendilerine gelinceye 
|
ELALM:
ilim 
|
ÎN:
şüphesiz 
|
RBK:
Rabbin 
|
YGŽY:
hükmünü verir 
|
BYNHM:
aralarında 
|
YVM:
günü 
|
ELGYEMT:
kıyamet 
|
FYME:
hususlarda 
|
KENVE:
oldukları 
|
FYH:
onda 
|
YḢTLFVN:
ayrılığa düştükleri 
|
(10:93)

|
FÎN:
eğer 
|
KNT:
isen 
|
FY:
içinde 
|
ŞK:
kuşku 
|
MME:
şeyden 
|
ÊNZLNE:
indirdiğimiz 
|
ÎLYK:
sana 
|
FESÊL:
o halde sor 
|
ELZ̃YN:
kimselere 
|
YGRÙVN:
okuyan(lara) 
|
ELKTEB:
kitap 
|
MN:

|
GBLK:
senden önce 
|
LGD̃:
andolsun ki 
|
CEÙK:
sana geldi 
|
ELḪG:
gerçek 
|
MN:

|
RBK:
Rabbinden 
|
FLE:
sakın 
|
TKVNN:
olma 
|
MN:
-den 
|
ELMMTRYN:
şüpheye düşenler- 
|
(10:94)

|
VLE:
ve sakın 
|
TKVNN:
olma 
|
MN:
-den 
|
ELZ̃YN:
kimseler- 
|
KZ̃BVE:
yalanlayan(lar) 
|
B ËYET:
ayetlerini 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
FTKVN:
yoksa olursun 
|
MN:
-dan 
|
ELḢESRYN:
hüsrana uğrayanlar- 
|
(10:95)

|
ÎN:
şüphesiz 
|
ELZ̃YN:
kimseler 
|
ḪGT:
kesinleşmiş olan(lar) 
|
ALYHM:
haklarında 
|
KLMT:
sözü 
|
RBK:
Rabbinin 
|
LE:

|
YÙMNVN:
iman etmezler 
|
(10:96)

|
VLV:
bile 
|
CEÙTHM:
gelse 
|
KL:
bütün 
|
ËYT:
ayetler 
|
ḪT:
kadar 
|
YRVE:
görünceye 
|
ELAZ̃EB:
azabı 
|
ELÊLYM:
acıklı 
|
(10:97)

|
FLVLE:
bulunsaydı ya! 
|
KENT:

|
GRYT:
bir kasaba 
|
ËMNT:
iman eden 
|
FNFAHE:
kendine yarar sağlayan 
|
ÎYMENHE:
imanı 
|
ÎLE:
dışında 
|
GVM:
kavminin 
|
YVNS:
Yunus 
|
LME:
ne zaman ki 
|
ËMNVE:
iman ettiler 
|
KŞFNE:
kaldırdık 
|
ANHM:
üzerlerinden 
|
AZ̃EB:
azabını 
|
ELḢZY:
rezillik 
|
FY:

|
ELḪYET:
hayatında 
|
ELD̃NYE:
dünya 
|
VMTANEHM:
ve onları yararlandırdık 
|
ÎL:
-ye kadar 
|
ḪYN:
belli bir süre- 
|
(10:98)

|
VLV:
ve şayet 
|
ŞEÙ:
dileseydi 
|
RBK:
Rabbin 
|
L ËMN:
iman ederdi 
|
MN:
kimseler 
|
FY:
bulunan 
|
ELÊRŽ:
yeryüzünde 
|
KLHM:
hepsi 
|
CMYAE:
topluca 
|
ÊFÊNT:
sen mi? 
|
TKRH:
zorlayacaksın 
|
ELNES:
insanları 
|
ḪT:
kadar 
|
YKVNVE:
oluncaya 
|
MÙMNYN:
mü'min 
|
(10:99)

|
VME:
değildir 
|
KEN:
mümkün 
|
LNFS:
hiç kimsenin 
|
ÊN:

|
TÙMN:
iman etmesi 
|
ÎLE:
dışında 
|
BÎZ̃N:
izni 
|
ELLH:
Allah'ın 
|
VYCAL:
O gönderir 
|
ELRCS:
iğrenç azabı 
|
AL:
üzerlerine 
|
ELZ̃YN:
kimselerin 
|
LE:

|
YAGLVN:
akıl erdiremeyen(ler) 
|
(10:100)

|
GL:
de ki 
|
ENƵRVE:
bir bakın 
|
MEZ̃E:
neler olduğuna 
|
FY:

|
ELSMEVET:
göklerde 
|
VELÊRŽ:
ve yerde 
|
VME:

|
TĞNY:
bir şey kazandırmaz 
|
EL ËYET:
ayetler 
|
VELNZ̃R:
ve uyarılar 
|
AN:

|
GVM:
bir topluluğa 
|
LE:

|
YÙMNVN:
iman etmeyen 
|
(10:101)

|
FHL:
mı? 
|
YNTƵRVN:
bekliyorlar 
|
ÎLE:
başkasını 
|
MS̃L:
benzerinden 
|
ÊYEM:
(başlarına gelen) günlerin 
|
ELZ̃YN:

|
ḢLVE:
geçmiş olanların 
|
MN:

|
GBLHM:
kendilerinden önce 
|
GL:
de ki 
|
FENTƵRVE:
bekleyin bakalım 
|
ÎNY:
şüphesiz ben de 
|
MAKM:
sizinle birlikte 
|
MN:

|
ELMNTƵRYN:
bekleyenlerdenim 
|
(10:102)

|
S̃M:
Sonra 
|
NNCY:
kurtarırız 
|
RSLNE:
peygamberlerimizi 
|
VELZ̃YN:
ve kimseleri 
|
ËMNVE:
iman eden(leri) 
|
KZ̃LK:
işte böyle 
|
ḪGE:
bir haktır 
|
ALYNE:
üzerimize 
|
NNC:
kurtarmak 
|
ELMÙMNYN:
Mü'minleri 
|
(10:103)

|
GL:
de ki 
|
YE:
EY/HEY/AH 
|
ÊYHE:
SİZ! 
|
ELNES:
insanlar 
|
ÎN:
eğer 
|
KNTM:
iseniz 
|
FY:
içinde 
|
ŞK:
bir kuşku 
|
MN:
-den 
|
D̃YNY:
benim dinim- 
|
FLE:
(bilin ki) 
|
ÊABD̃:
ben tapmıyorum 
|
ELZ̃YN:
şeylere 
|
TABD̃VN:
sizin taptıklarınız 
|
MN:

|
D̃VN:
başka 
|
ELLH:
Allah'tan 
|
VLKN:
ancak 
|
ÊABD̃:
kulluk ederim 
|
ELLH:
Allah'a 
|
ELZ̃Y:

|
YTVFEKM:
sizin canınızı alacak olan 
|
VÊMRT:
ve ben emrolundum 
|
ÊN:

|
ÊKVN:
olmakla 
|
MN:
-den 
|
ELMÙMNYN:
mü'minler- 
|
(10:104)

|
VÊN:
ve 
|
ÊGM:
doğrult 
|
VCHK:
benliğini/yüzünü 
|
LLD̃YN:
dine 
|
ḪNYFE:
hanif olan 
|
VLE:
ve 
|
TKVNN:
olma 
|
MN:
-dan 
|
ELMŞRKYN:
ortak koşanlar- 
|
(10:105)

|
VLE:
ve 
|
TD̃A:
tapma 
|
MN:

|
D̃VN:
bırakıp 
|
ELLH:
Allah'ı 
|
ME:
şeylere 
|
LE:

|
YNFAK:
sana yararı dokunmayan 
|
VLE:
ne de 
|
YŽRK:
sana zararı dokunmayan 
|
FÎN:
eğer 
|
FALT:
böyle yaparsan 
|
FÎNK:
şüphesiz sen 
|
ÎZ̃E:
o zaman 
|
MN:

|
ELƵELMYN:
zalimlerden olursun 
|
(10:106)

|
VÎN:
eğer 
|
YMSSK:
sana verirse 
|
ELLH:
Allah 
|
BŽR:
bir sıkıntı 
|
FLE:
yoktur 
|
KEŞF:
giderecek 
|
LH:
onu 
|
ÎLE:
başka 
|
HV:
O'ndan 
|
VÎN:
ve eğer 
|
YRD̃K:
senin için dilerse 
|
BḢYR:
bir iyilik 
|
FLE:
yoktur 
|
RED̃:
geri çevirecek 
|
LFŽLH:
O'nun lütfunu 
|
YṦYB:
verir 
|
BH:
bunu 
|
MN:
kimseye 
|
YŞEÙ:
dilediği 
|
MN:
-ndan 
|
ABED̃H:
kulları- 
|
VHV:
ve O 
|
ELĞFVR:
bağışlayıcıdır 
|
ELRḪYM:
merhamet edicidir 
|
(10:107)

|
GL:
de ki 
|
YE:
EY/HEY/AH 
|
ÊYHE:
SİZ! 
|
ELNES:
insanlar 
|
GD̃:
muhakkak 
|
CEÙKM:
size gelmiştir 
|
ELḪG:
hak 
|
MN:
-den 
|
RBKM:
Rabbiniz- 
|
FMN:
kim 
|
EHTD̃:
hidayet bulursa 
|
FÎNME:
şüphesiz 
|
YHTD̃Y:
hidayet bulmuştur 
|
LNFSH:
kendi yararına 
|
VMN:
ve kim de 
|
ŽL:
sapıtırsa 
|
FÎNME:
şüphesiz 
|
YŽL:
sapıtmıştır 
|
ALYHE:
kendi aleyhine 
|
VME:
değilim 
|
ÊNE:
ben 
|
ALYKM:
sizin üzerinize 
|
BVKYL:
bir vekil 
|
(10:108)

|
VETBA:
uy 
|
ME:
şeye 
|
YVḪ:
vahyedilen 
|
ÎLYK:
sana 
|
VEṦBR:
ve sabret 
|
ḪT:
kadar 
|
YḪKM:
hükmünü verinceye 
|
ELLH:
Allah 
|
VHV:
ve O 
|
ḢYR:
en hayırlısıdır 
|
ELḪEKMYN:
hüküm verenlerin 
|
(10:109)